Laikliğe neden ihtiyacımız var?

Laiklik meselesine ve laikliğin bu ülkede neden gerekli olduğuna bugünlerde biraz daha eğilmek gerekiyor. İktidar kanadı toplumun laiklik konusundaki endişelerini ve laiklik karşıtı uygulamalara yönelik haklı tepkisini eski gerilimleri hatırlatarak, sinsi bir siyasi kurguyla saptırmaya çalışırken aslında günümüz Türkiye’sinin çok önemli sorunlarını da halının altına süpürüyor. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Laikliği Birlikte Savunacağız” metnine en fazla kafayı takan siyasi oldu. Tekin bunu doğrudan, bakanlığının Ramazan ayı için okullara gönderdiği genelgeyle ilgili olduğunu savundu. Kuşkusuz laikliği konu alan bir metnin, eğitimin dini referanslarla şekillendirmesine temas eden bir tarafı da var ama Tekin konuyu fazlaca kişiselleştirdi (Belki de bunun özel nedenleri var, yakında anlaşılır). Dün, Devlet Bahçeli de laiklik bildirisine aynı yerden yaklaştı ve ağız dolusu tehditler savurdu. Ancak laiklik savunusunun, tek bir genelgeye odaklanmak gibi bir perspektifi yoktu. Metin, ülkenin genel durumuna dair söz söylüyordu. İktidar bloku ve ona bağlı unsurlar, konuyu eski siyasi gerilimlerin güncellenmiş bir versiyonu olarak tanımlayarak gerçeği perdelemek ve ülkenin içinde bulunduğu durumu toplumdan gizlemek istiyor. Oysa bugünkü meselenin, 28 Şubat süreciyle uzaktan yakından ilgisi yok. Laiklik, 90’lı yıllarda, devlet yönetimine hâkim olan güçlerin birtakım şekilci uygulamaları ve yüzeysel yaklaşımıyla özdeşleştirilemez. Laiklik “yasakçılık” değildir; Aydınlanma sayesinde özgürleşen insan aklının ve iradesinin güvencesidir. İnsan onuruna yaraşır bir düzen için demokrasiyi akla, mantığa ve bilime teslim etmektir. Laikliği 28 Şubat ile eş anlamlıymış gibi yorumlamak, laiklikten söz açılınca konuyu 28 Şubat’a getirmek, bu ilkenin varlığından rahatsız olanların en belirgin refleksidir. Diğer yandan laiklik savunusu, onun karşısına din ve inanç konularak da marjinalleştirilemez. Bu oldukça sinsi, art niyetli ve bir o kadar da tehlikeli bir yaklaşım. Din ve vicdan özgürlüğü zaten vazgeçilmez bir anayasal haktır. Hiçbir yurttaş inancı nedeniyle baskı altına alınamaz, ötekileştirilemez. Bu da tıpkı laiklik gibi Aydınlanma Devrimi’nin bir kazanımıdır. İlk kez, Fransız İhtilali’nin ardından, insan haklarını korumak amacıyla yayınlanan İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nde yer almıştır. Türkiye Anayasası’nın 24. maddesi de “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir” der ve laik-demokratik düzeni ortadan kaldırma amacı taşımadıkça tüm dini ayin ve törenlerin özgürce yapılabileceğini belirtir. Laiklik savunusu hiçbir hürriyetin karşısında değildir. Bu savunuyu, din ve vicdan hürriyetine meydan okunuyormuş gibi göstermek bilinçli bir çarpıtma hamlesidir. Laiklik üzerinden yükselen tepkiye “Dinimize sahip çıkıyoruz” türü karşılıklar vermek, Cumhuriyet’in bir ilkesinin karşısına kasıtlı şekilde halkın inancını koymak, laikliğe sahip çıkan iradeyi “kutsalın gücü”yle ezme girişimidir. Laikliği talep eden yurttaşları “İslam’a saldırıyorsunuz” diye hedef göstermenin alt metninde, laiklik ile inancın bir arada yaşamayacağı iddiası yatar ki gerçek suç bunu dillendirmektir. Laikliği, ülkenin büyük sorunlarından bağımsız düşünemeyiz. Laikliğin bunalımı ayrı bir yerde, halkın yaşadığı geçim krizi ayrı bir yerde durmuyor. Tüm sorunlar birbirine bağlı ve yapısal olarak birbirlerinden besleniyorlar. Laikliğin zayıflamasının ise sorunlar yumağının içinde çok merkezi bir rolü var. Emek sömürüsü, düşük ücretler, hayat pahalılığı, siyasi baskılar, demokrasiye ve özgürlüklere yönelik saldırılar, adaletsizlik, eşitsizlik, eğitimde düşen kalite ve daha birçok sorun farklı düzeylerde laikliğin altının oyulduğu bir ülke ortamında derinleşiyor. Aslında konu sadece laiklik değil, Cumhuriyet biçim değiştiriyor ve ülkede birçok şey emeğiyle geçinenler için her geçen gün biraz daha kötüye gidiyor. Bir kez daha söyleyelim; laiklik devlet yönetiminin, kamusal alan ve hizmetlerin dini kurallarla değil, akılla, bilimle ve mantıkla düzenlenmesi demektir. Yaratılmaya çalışılan algının aksine laiklik, yurttaşın din ve vicdan özgürlüğüne engel olmaz; kendi menfaatleri için kutsalları siyasete alet eden zihniyete engel olur. Laiklik anayasal hak ve özgürlüklerin hiçbirine zarar vermediği gibi, laik cumhuriyet modeli, halkın canının ve malının din istismarıyla tepedekiler tarafından sömürülmesini engelleyebilecek tek düzendir. Laiklik, toplumu inançlıların yüzünü güldürmek için yola çıkıp finansçıların yüzünü güldüren iktidarlardan korur. Laiklik, emeğiyle geçinenleri patronların azgın sömürü hırsından ve buna yol veren adaletsiz düzenlerden korur. Laiklik, çocukları niteliksiz eğitime ve sabun konulmayan okullara mahkûm edip kendisini Ramazan üzerinden aklamaya çalışan bakanlardan korur. Dahası laiklik, Allah ile aldatanlara karşı imanı da kirlenmekten korur. İşte bu yüzden daha önce hiç olmadığı kadar memleketin laikliğe ihtiyacı var.