İzlemesi ne kadar zor

“İzlemesi ne kadar zor bir film” diye geçiriyoruz içimizden. Hele ilk yirmi dakikasında kamera oraya buraya savruluyor, anlayamıyor insan ne olduğunu tam. Şöyle ışığı, kadrajı yerli yerinde, sonradan üzerine konuşurken “ne güzel fotoğraflar vardı” diyeceğimiz bir kare yok, kafası karışıyor, içi bulanıyor ‘seyircinin’. Zor oturuyoruz yerimizde, basıyor o boğucu atmosfer üzerimize. Bir kadını izliyoruz, hapishaneden çıkarılan. İte kaka, gözünde gözbağıyla, çığlıklar, korku dolu bağırışlar eşliğinde. Politik sebeplerle içeride, üç gün sonra üç metre karelik hücresine dönmek istemiyorsa bir televizyon kanalına röportaj vermesi gerekiyor. Onunla birlikte bu ‘şartlı özgürlüğü’ tadıyoruz. Onca zaman yalnız kalmış ve kim bilir (biz birazını bileceğiz sonra) ne baskılar, ne işkenceler yaşamış kadının, adı Roya, ‘döndüğü’ hayat da hep bölük pörçük, hep karanlık, hayaletlerle dolu, uyandığımızda “oh, çok şükür rüyaymış” dediğimiz ve orasından burasından hatırladığımız kâbuslara benziyor. Zor yani, zor, izlemesi. Berlin’de bir sinema salonundayız. 76. Uluslararası Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde yer alan “Roya”, 18 Şubat akşamı ilk kez seyirci karşısına çıkıyor. Yönetmeni Mahnaz Mohammadi (Nedense İranlı yönetmen demeden anamıyoruz İranlı yönetmenleri. Hatta bu durumda İranlı kadın yönetmen), filmden önce selamlıyor seyircileri. Dinmeyen alkışlarla karşılanıyor. Film bittiğinde daha da büyüğü kopacak. Ondan hemen önce seyirciler arasında bulunan iki politikacı anons ediliyor, biri eski başbakan Olaf Sholz, onların payına alkış değil toplu bir memnuniyetsizlik nidası düşüyor. 1975 doğumlu Mahnaz Mohammadi, ilk belgeseli “Gölgesiz Kadınlar”ı 2003 senesinde çekmiş ödüllü bir yönetmen ve kadın hakları aktivisti. İran’daki eylemlerde defalarca gözaltına alınmış, hapis cezasına çarptırılmış, 2014’te ulusal güvenliğe karşı BBC ve Amerikan haber kaynaklarıyla iş birliği yapma suçlamasıyla Tahran’ın kötü şöhretli Evin hapishanesinde yatmış. İlk kurmaca filmi “Oğul - Ana” 2019’da İKSV İstanbul Film Festivali’nde jüri özel ödülü kazanmış, Mohammadi de 2021’de festivale jüri üyesi olarak katılmıştı. “Roya”nın senaryosunu da İstanbul’da yazmış, Mahnaz Mohammadi. Bir senaryosu, bir de ‘kurmaca’ karakteri var ama aslında kendi deneyimlerine dayanıyor. Otobiyografi değil, aynı baskılara başkaldıran pek çok insanın hikâyesi. Bizim bir buçuk saat izlemekte zorlandığımız şeyi geçmeyen günlerce, aylarca, yıllarca yaşayan insanların. Filmde Roya’yı Melisa Sözen oynuyor. Onu Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” filminde izlemiş, Mahnaz Mohammadi. Hapisten çıktığı ama kimseyle görüşemeyip evde kapalı yaşadığı dönemde, bir arkadaşının önerisiyle. Filmde kocasının baskısı altında ezilen karakterin suskun bir anı, Melisa Sözen’in yüzü ve gözleri onu ağlatmış. “Roya”ya giden yol böyle açılmış kalbinde. Filmde Melisa’nın yüzü ve gözleri konuşuyor. Ağzından tek sözcük çıkmıyor, her şeyi onlar anlatıyor. Filmin sonunda uzun bir soru-cevap faslı oldu. Kimse çıkmadı, çıkamadı. Salonda İranlı seyirciler de vardı, kimisi soru sorarken ağlayan. Kalabalık bir ekip sahnede, herkes birbirinin elini tutuyor. Mahnaz Mohammadi yaşadıklarını çok azalttığını söyledi, anlatırken. Yapımcılar filmi yapmaya ikna olsun, seyirciler izleyebilsin diye. Bu hafifletilmiş haliymiş. Rahat koltuklarımızda izleyebilelim diye.