Grev hakkını da geri alır memleketi de

2024 yılının Aralık ayıydı ve grevin iki haftası geride kalmıştı. İlk birkaç gün işçilerin tamamı grev çadırına gidip geldikten sonra yirmişer kişilik üç vardiya nöbete dönmüşlerdi. Böylece her gün farklı işçiler grev nöbeti tutuyordu. Aşağı yukarı herkes bir tur dönmüştü. Hitachi’de grev aslında grev beklediklerinden uzun sürmüştü. İki gün dayanamaz şirket diye düşünmüşlerdi çıkarken. Grevden önce kimsenin başını işten kaldıramıyor olması da bu kanıyı güçlendirmişti. Ama patronun da güvendiği şeyler vardı. Cumhurbaşkanı dememiş miydi, “grev tehdidi olan yere biz anında müdahale ediyoruz, buralarda greve müsaade etmiyoruz” diye. Nitekim Resmi Gazetede yayınlanan Cumhurbaşkanı kararıyla grev, sendikanın aynı şekilde uygulama kararı aldığı diğer üç şirketi de kapsayacak şekilde “milli güvenliği tehdit ettiği” gerekçesiyle onuncu gününde ertelenmişti. Biri Japon, biri ABD’li, biri Fransız ve sonuncusu yabancı ortaklı dört büyük şirketin kasasını dolduran trafo üretiminin ülkenin milli güvenliğiyle yakından uzaktan ilgisi bulunmuyordu elbette fakat yasaya göre bir grev ancak bu gerekçeyle ertelenebiliyordu. Geçmişte çay bardağı üreten fabrikada bile grev milli güvenlik riskinden ertelenmişti, bunlar da haydi haydi aynı çuvala girerdi. Söz konusu karar, adı erteleme olsa da aslında grevi bir daha başlamamak üzere durduruyordu. Çünkü yasaya göre ertelenen grevden sonra üretim derhal başlıyor, bu sırada sendikaya patronla anlaşma yapması için 60 gün süre tanınıyor, bu olmadığında Yüksek Hakem Kurulu’nun belirlediği koşullarda toplu sözleşme imzalanmış sayılıyordu. Yani patronun dediği oluyordu. Böylece zaten kullanılmasına türlü yasal zorluklar getirilmiş grev hakkı, işçiler o zorlukları aşmayı başardığında da uygulanabilir olmaktan çıkarılıyordu. Tam olarak Erdoğan’ın dediği gibiydi durum, buralarda greve müsaade etmiyorlardı. Kış ayı, hava soğuk, grev çadırında küçük bir soba, dışarıda ise büyükçe bir varil var. İşçiler grevin sürdüğü Dudullu Organize Sanayi Bölgesi’ndeki başka fabrikalardan dayanışma için getirilen paletleri yakarak ısınmaya çalışıyorlar. Akşam nöbetini devralacak yirmi grevci çadırın oraya gelir gelmez ateşin yükseldiği varilin etrafında toplandılar. Greve çıkalı 19, grev yasaklanalı 9 gün olmuştu. Belki işbaşı yapmadıkları takdirde tazminatsız işten çıkarılacaklarına dair şirketten peş peşe gelen mesajlardan belki de dokuz gündür Valiliğin kapıya yığdığı polis otobüslerinden duydukları endişedendir bilinmez ama biraz sessizdiler. Arkadaşları tarafından sevilen fakat fabrikada öyle çok etliye sütlüye karışmayan Samet bozdu sessizliği. Sırtındaki kalın paltosu, kaşlarının üstüne kadar indirdiği beresi ve parmak uçları kesik eldiveniyle duman yayan varilin başında avuçlarını ovuştururken birdenbire “İbrahim” diye, karşısında kendisi gibi ısınmaya çalışan sendika temsilcisi arkadaşına seslendi. “E hani sabah çıkar, akşama kalmaz imzalanır gireriz dediydin, oğlum yirmi gün oldu halimize bak, tenekenin başında ısınmaya çalışan evsizlere döndük…” deyip sağlam bir küfür patlattı ki varilin etrafındaki herkes kahkahalarla kendini çadırın içine attı. İşten atılma tehditlerine, grevdeki fabrikayı yirmi dört saat kendilerinden koruyan onlarca polisin ve gerektiğinde kullanmaya hazır gözaltı otobüslerinin yarattığı korkuya rağmen kimse kimseyi satmamıştı. Yaşadıkları zorlukları en zayıf olduğunu düşündükleri arkadaşları bile dalga konusu haline getirmeyi başarmıştı. Varilin başından yükselen kahkahalar bu grevde yasakların değil, birliğin kazandığının kanıtıydı. *** Geçtiğimiz hafta Anayasa Mahkemesi (AYM) Birleşik Metal-İş Sendikası’nın Asil Çelik fabrikasında 2017 yılında aldığı grev kararının “milli güvenliği tehdit ettiği” gerekçesiyle ertelenmesini Anayasaya aykırı bularak sendikaya tazminat ödenmesine karar verdi. Daha başlamadan durdurulan grev nedeniyle işçiler 60 günlük erteleme süresi sonunda Yüksek Hakem Kurulu’ndan gelen sözleşmeye mahkûm oldular. Sendika işçilerin erteleme kararının sebep olduğu hak ihlalini Danıştay’a götürdü, oradan Yargıtay’a, hiçbirinden sonuç çıkmayınca da Anayasa Mahkemesi’ne. AYM benzer bir kararı sendikanın 2015 yılında MESS grup sözleşmesi kapsamındaki grevlerinin ertelenmesine yönelik de vermişti. Grev ertelemesinden üç yıl sonra gelen karar, farklı sektörlerden kırka yakın fabrikada durdurulan grevleri kapsıyordu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne kadar Bakanlar Kurulu, sonrasında Cumhurbaşkanı tarafından alınan grev durdurma kararlarını AYM tekil örneklerde de olsa Anayasa’ya aykırı buluyor. Ama AYM kararlarını ne patronlar ne iktidar umursuyor. MESS grevlerinin durdurulmasına yönelik söz konusu AYM kararından sonra da Cumhurbaşkanı kararıyla pek çok grev durduruldu. 2019’da İzban, 2020’de Soda Sanayi, 2022’de Bekaert Çelik Kord fabrikaları, 2023’de Schneider Enerji, 2024’de MESS’e bağlı Hitachi Enerji, Grid Solution, Schneider Elektrik ve Arıtaş Endüstri ve geçen yıl Kamu çerçeve sözleşmesi sonrası Eti ve Bor maden işletmelerindeki grevler, bir kısmı başlamadan, bir kısmı başladıktan sonra durduruldu. *** Tekrar olacak ama altını çizmekte yarar var, adına erteleme deseler de yapılan grevi durdurma, yani yasaklamadır. Yasağı keyfi ve kalıcı bir grev rejimi haline getirmesi nedeniyle de esasen bir 12 Eylül uygulamasıdır. Ama öncesi de var. Sermaye sınıfı bu yasağı işçiler grev hakkını elde ettiği günden buyana kullanmaktan geri durmadılar.  Grev hakkının Anayasal güvenceye kavuştuğu 1961 Anayasası’nda bulunmayan erteleme düzenlemesini 1963’te kabul edilen yeni yasaya yerleştirmeyi ihmal etmediler örneğin. 1980’e kadar yayınlanan grev erteleme kararnamesi sayısı 250’nin üstündedir. 12 Eylül sonrası daha köklü çözüm buldular, olağanüstü hal uygulamasıyla grevleri üç yıl boyunca tümden yasakladılar. Cuntacıların 1983 yılında çıkardığı iki yeni yasayla yasak kalktı fakat grev işçiler için yasal yollardan kullanılması neredeyse imkânsız bir hak haline getirildi. Grev prosedürü iyiden iyiye zorlaştırıldı, grev kırıcılığı teşvik edildi, kapsamı daraltı. Buna karşın işçiler grev hakkını kullanmaktan vazgeçmedi. Netaş 12 Eylül sonrası ilk kitlesel ve başarılı grev oldu. Onu 89-90 bahar eylemleri ve grevleri izledi. Grev erteleme kararları ise hiç durmadı. 12 Eylül’den AKP’nin iktidara geldiği 2003 yılına kadar Bakanlar Kurulu kararlarıyla grevi durdurulan işçi sayısı 400 binin üzerindedir Uygulama AKP döneminde de kesintisiz sürdü. AKP iktidarında bugüne kadar Bakanlar Kurulu ya da Cumhurbaşkanı kararıyla durdurulan grevlerde 200 binin üstünde işçinin grev hakkı gasp edildi. *** 2026 yılında, Türkiye’de bugün bir grev hakkından bahsetmek mümkün değil. Patronlar ve hükümet, diğer pek çok meselede olduğu gibi bu konuda da kural, hak ve hukuk tanımıyor, işçi sınıfının üstüne büyük bir saldırganlıkla gidiyorlar. Çözümü işçi sınıfı yaratacak. Grev yasağını grevle yenmeyi başaran Hitachi, Bekaert, Schneider, Arıtaş, Grid işçileri bunun çarpıcı örnekleri. Onlar etliye sütlüye karışmaz diye düşünsün patronlar. Samet ve arkadaşlarını hafife alanlar yanılır. Onlar grev hakkını da geri alır, memleketi de.