AKP’nin ‘Aile’ye ettiği

Hafızalarda tazedir; Cumhurbaşkanımız Erdoğan 2024’ü “Emekliler Yılı” ilan etmişti. Hatta emekliler için müjdeli haberler olarak, sosyal tesislerde yüzde 15, sinema biletlerinde yüzde 30 indirim gibi dev adımlar da açıklamıştı. Emekliler, Emekliler Yılı’nda doğduklarına bin pişman ev kiralarını ödeyemez, karınlarını doyuramaz hale düşmüştü ki; hala da aynı sefalet sınırında dolaşıyorlar... Erdoğan’ın bizzat 3 çocuk hedefiyle odağına aldığı aile kurumunu güçlendirmek için malum, iktidarımız 2025’i de Aile Yılı ilan etmişti. 2026’nın bu ikinci ayında TÜİK’ten aile oluşturmanın yasal temelini oluşturan evlenme istatistikleri geliverdi. Tabi antitezi, boşanma verileri de beraberinde açıklandı. Sonuç: Türkiye’de evlilik azalıyor, boşanma artıyor, insanlar daha geç evleniyor. Sayıların gösterdiği yalın gerçeklere bakalım: 20 yıl önce yüzde 9,4 olan “evlenme hızı” , 2025 itibarıyla yüzde 6,4’ e düştü. AKP’nin iktidara geldiği yılda yüzde 1,4 olan “kaba boşanma hızı” AKP iktidarı döneminde 2025 sonu itibarıyla kabaca iki katına çıkarak yüzde 2,3’e vardı. Ortalama ilk evlenme yaşı erkeklerde 28,5’e, kadınlarda 26’ya çıktı. Şimdilerde her üç evlilikten biri ilk beş yılda sona eriyor. Aile Bakanımızın konu hakkındaki cümleleri, “artan bireyselleşme, yalnızlaşma, dijitalleşme...” diye başlıyor. Ama rakamların anlattığı gerçeklik çok net ve sert: Türkiye’de aile kurmak zorlaşıyor, kurulan aileyi ayakta tutmak daha da zorlaşıyor. Bu tabloyu yalnızca “değişen değerler, modernleşme, bireyselleşme” gibi kültürel açıklamalarla okuyamayız. Ekonomiyi paranteze alarak, hele ki son yıllarda yaşadığımız ekonomik sarsıntıları görmezden gelerek hiç anlayamayız. Bugün Türkiye’de gençlerin en büyük sorunu işsizlik ve güvencesizlik. Geniş tanımlı işsizlik oranları uzun süredir yüzde 30’larda pandemi seviyesinde. Üniversite mezunu gençler dahi ya iş bulamıyor ya da asgari ücret civarında; geçici, güvencesiz işlerde çalışıyor. Asgari ücret zaten uzun süredir açlık sınırının altında ya da hemen kıyısında. Yüksek enflasyon karşısında ücretler hızla eriyor. Kiralar büyük şehirlerde maaşları yutuyor. Böyle bir ortamda evlilik kararı almak cesaret değil, adeta ekonomik bir kumar. İş bulabilen gençler 30’lu yaşlarına eşleriyle değil, “ev arkadaşlarıyla” kira paylaşarak ilerliyor. Orta sınıfın zayıflaması burada kritik bir eşik. 2000’lerin başında görece güçlenen kentli orta sınıf bugün ciddi bir erime içinde. Ev almak hayal, araba almak lüks, çocuk sahibi olmak ise “uzun vadeli bir mali yük”. Çocuk bakım masrafları, özel okul ücretleri, kamu okullarının kalitesizliği, kreş eksikliği, sağlık giderleri derken aile kurmak finansal bir proje yönetimi halinde. Gençlerin hayata “tutunma” süreleri uzayıp yaşam şartları ağırlaştıkça evlilik yaşı da yükseliyor. İş bulmadan, en azından temel bir gelir güvencesi olmadan evlenmek istemiyorlar. Kadınlar açısından bu daha da belirgin. Eğitim düzeyi yükselen kadınlar, ekonomik bağımsızlık olmadan evliliğin risklerini daha net görüyor. Evlilik gençler için romantik bir birliktelikten çok, ekonomik ve sosyal bir sözleşme olarak şekilleniyor. Boşanma oranlarındaki artışa da bu çerçeveden bakmak gerek. Elbette artan boşanma tek başına “ekonomik çöküş” göstergesi değil. Ancak her üç evlilikten birinin ilk beş yılda bitmesi, yapısal bir kırılma. Ekonomik stres, işsizlik, borç yükü, gelecek kaygısı ev içi gerilimi artırıyor. Yoksulluk yalnızca cebimizi değil, ilişkilerimizi de aşındırıyor. İktidarın yıllardır “aileyi koruma” söylemi bu veriler ışığında yeniden düşünülmeli. “Aile Yılı” ilan etmek, teşvik paketleri açıklamak, doğum çağrıları yapmak tek başına yeterli değil. Eğer ekonomi politikaları gençleri işsizliğe, çalışanları yoksulluğa, orta sınıfı belirsizliğe itiyorsa; aile kurma ve sürdürme kapasitesi de zayıflıyor işte. Aile kavramı üzerinde sıklıkla “tepinen” AKP iktidarına ait veriler, bunun ispatı. Keza, aile, yalnızca kültürel bir kurum değil aynı zamanda ekonomik bir birim. Gelir dağılımı bozulduğunda, enflasyon kalıcı hale geldiğinde, liyakate dayalı istihdam yerine partizanca kadrolaşma algısı güçlendiğinde toplumsal güven aşınıyor. Güvenin aşındığı yerde de uzun vadeli planlar yapılmıyor; ki evlilik zaten en azından niyet olarak bilinen en uzun vadeli plan. Bugün gençler evlenmeyi erteliyorsa, boşanmalar artıyorsa, çocuk sayısı düşüyorsa; bu yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamaz. Bu, ekonomik ve sosyal politikaların aile hayatına yansıması elbette. Türkiye’de kadınlar bu dönüşümün merkezinde. Hem işsizlik oranı çok yüksek hem işgücü piyasasında güvencesizlikle mücadele ediyorlar, hem de ev içi bakım yükünü büyük ölçüde taşıyorlar. Boşanma halinde yoksullaşma riski daha yüksek olan da çoğu zaman kadınlar. Dolayısıyla evlilikteki kırılganlık en çok onları etkiliyor. Aileyi gerçekten güçlendirmek isteyen bir siyaset, önce kadınların ekonomik güvencesini güçlendirmek zorunda. Kreş yatırımları, eşit ücret politikaları, güvenceli istihdam, enflasyonla kararlı mücadele, sosyal destek mekanizmaları gibi bütünsel, kapsayıcı ve tutarlı ekonomi politikalarından olmadan “aile” söyleminin içi işte boş kalıyor. AKP’nin Aile Yılı’nda ailenin başına gelenler, işte böyle. “Cumhurbaşkanımızın liderliğinde” 2026-2035 arasının “Aile ve Nüfus 10 Yılı” ilan edildiğini hatırlatarak yazıyı bitireyim!