ABD’nin (daha doğrusu Trump’ın) İsrail büyükelçisi, asıl mesleği Baptist papazlığı olan Mike Huckabee’nin, Fırat’tan Nil’e (ki içine Türkiye’nin güneydoğusu ile bölge ülkelerinin tümü giriyor) tüm “Arz-ı Mevud’un” İsrail’e ait olduğuna ve buraları ilhak etmesinin kendisini memnun edeceğine ilişkin sözleri üzerine Beyaz Saray ekibi, bu sözlerin açtığı hasarı gidermek için kolları sıvamış. Beyaz Saray yetkililerine göre, İsrail’in Orta Doğu’nun büyük bir bölümünü almasının yerinde olacağına ilişkin sözleri, meğer ABD’nin bir politika değişikliği anlamına gelmiyormuş. Sizi bilmem ama ben bunu okuyunca, şu eski kelam-ı kibarı (büyüklerin özlü, değerli sözünü) hatırladım;“zırva tevil götürmez,” yani saçma sözne denli akla yatacak şekilde yorumlanmak istenirse istensin,niteliği değişmez. Bir kere elçi, hele de “büyükelçi” bulunduğu ülkede, kendisini değil, ait olduğu ülkeyi temsil eder. Nitekim, “ABD’nin Ankara Büyükelçisi” denmez, “ABD’nin Türkiye Büyükelçisi” denir. Bu bakımdan, Huckabee’nin, “İsrail tüm Orta Doğu’yu sınırlarına katarsa, katar! Ben de bundan memnun olurum!” üslubundaki sözleri, tevil edilemez; boyanamaz, değiştirilemez. Elçinin mensup olduğu Baptist kilisesi “imanın kişiye yeterli olduğuna inanan” bir ekoldür; ama kendisinin “Kulların, Yaratıcıyı kıyamete zorlayabileceği hatta zorlaması gerektiği” şeklindeki Apocalypticism (Kıyametçilik) ekolüne inandığı biliniyor. Yani Huckabee, Kıyamet’ten önce Deccalın görüneceği, Hz. İsa’nın Mesih olarak insanları kurtaracağı şeklindeki bu kuramın etkisiyle, İsrail’in de “kıyamet öncesi Tevrat’ta geçen Arz-ı Mevud’a (vaat edilmiş topraklara) kadar genişlemesinin normal bir şey” olduğunu düşünüyor. Sorumlu mevkilerdeki insanlar, hele hele bir ülkeyi başka bir ülkede temsil edenler, inançları ne yönde olursa olsun, resmî sorumluluklarıyla çelişen ifadelerde bulunmazlar; bulunamazlar. ABD hükumetinin büyükelçisi, İsrail’in tüm komşularını bütünüyle, Türkiye’yi de kısmen ilhak ederse, bunun “would be fine” (“sorun olmazdı” veya “iyi olurdu”) denilecek bir şey olduğu kanısında ise, bu kişi ister kendi fikrini ister Trump’ın fikrini, isterse Baptist kilisesinin fikrini ifade ediyor olsun, ABD Dışişleri tarafından anında geri çekilmeliydi. Hele bu demeç, podcast yayıncısı Tucker Carlson’ın sitesinde yayınlanmış ise, artık bu lafların tevil edilmesi, “Yok orasını kestiler, yok burasını almadılar!” diye mazeret üretmek, suçu, bu demeci resmen kınamış olan 15 ülkenin üzerine atmak, zırvayı tevil değil, pisliği yaymaktır. Trump yönetiminin üst düzey yetkilileri, bölge ülkelerinin endişelerini gidermek için görüşmeler yapıyorlarmış! Dışişleri Bakan Yardımcısı Chris Landau, Siyasi İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Allison Hooker ve diğer yetkililer, Huckabee’nin iddiasının kişisel görüşlerini yansıttığını söylüyorlarmış. ABD’nin, çoğu kez olduğu gibi, bunun gibi zırvaları tevil için bulduğu tek çare “Efendim, hükumetin değil, kişinin şahsi görüşüdür!” demek olmuştur. Ancak meslek yıllarımda edindiğim bir kanı ise, bu gibi “sivri” sözleri birine, tercihan önemli mevkideki birine söyletip; sonra reddetmek, inkâr etmek, sahiplenmemek suretiyle ortada bırakmaktır. Ancak söz söylenmiş olur, fikir ortaya atılmış olur. Resmen inkar edilmesine, sahiplenilmemesine rağmen, “Demek ki bu fikirler ABD yetkilileri arasında var; demek ki bu işin sonunda söyle bir şeyler olabileceğine inanıyorlar, ama en azından şimdilik açıkça söylemiyorlar!” fikri, muhatapların zihnine yerleştirilmiş olur. Bir örnek, şu sırada ortada dolaşan bir başka demeç ve yalanlama olabilir. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in, Trump’ın İran’a sınırlı bir baskının yeterli olacağı beklentisini reddeden sözleri yayınlandı. Ancak bu sözleri, ABD genelkurmayı ve bakanlıklar yalanladı. Ama şimdi herkes biliyor ki, Trump siyasal pazarlık unsuru olarak “sınırlı bir saldırı” dese bile, ABD geniş ve uzun süreli bir savaşa hazırlanmış bulunuyor. İşte bu tezgâh, tevil götürmüyor.