25 Şubat 2026 tarihinde Addis Ababa’daki Bole Havalimanı’nın VIP kapısından zırhlı bir konvoy çıktı. Araçların arka koltuğunda İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog oturuyordu. Birkaç gün önce aynı güzergâhtan Cumhurbaşkanı Erdoğan geçmişti. Şehrin diplomatik koridorlarında tek bir soru vardı: Bu ziyaret, Afrika Boynuzu’nun kaynayan haritasında Etiyopya’yı kimin yanına konumlandıracak? Herzog’un gelişi resmî metinlerde tarım, su yönetimi ve teknoloji başlıklarıyla ele alındı. Addis Ababa’da birçok aktör bu başlıkların “teknik” kalmasını umuyor, fakat kıta başkentleri artık paketlerin etiketine bakıp içeriği görmezden gelmiyor. Gözler Gazze’de süren yıkıma, Kızıldeniz’deki gerilim hattına ve Netanyahu’nun duyurduğu “Altıgen” fikrine kayıyor. Etiyopya, Afrika Birliği’nin kalbi sayılan bir şehirde ev sahipliği yapıyor. Bu yüzden atılan her adım kıta ölçeğinde yankı buluyor. Tel Aviv ise uluslararası baskının arttığı bir dönemde yeni ortaklık fotoğraflarıyla nefes arıyor, güvenlik diliyle meşruiyet alanı açmak istiyor. Ziyaretin ağırlığı tam burada ortaya çıkıyor. Addis’teki bir protokol karesi kısa sürede bölgesel satrancın hamlesine dönüşebiliyor. Herzog’un makamı yürütmenin sert kararlarını alan adres olarak görülmüyor. Bu da ziyareti daha “mesaj odaklı” kılıyor. Siyasi risk, başbakanlık dosyalarına yazılmadan semboller üzerinden taşınabiliyor. Addis Ababa bu yüzden teknoloji vitrininin yanında meşruiyet vitrini olarak da okunuyor. Afrika Boynuzu’nda yeni fay hattı: Somaliland, Berbera ve Etiyopya kartı Son aylarda Afrika Boynuzu haritasını asıl sarsan başlık, Somaliland dosyası etrafında büyüyen tanınma tartışmaları oldu. Berbera limanı bir anda Somali iç siyasetinin yerel parantezinden çıktı, Kızıldeniz’in küresel ticaret trafiğiyle birleşti. Etiyopya’nın denize çıkış arayışı ve Körfez sermayesinin liman yatırımları bu düğümü daha da sıkılaştırdı. Etiyopya bu denklemin merkezinde duruyor. Eritre ile yaşanan savaşın taze hafızası ve Cibuti’ye sıkışan lojistik hat, Addis Ababa’nın stratejik nefesini daraltıyor. Liman arayışı bir ekonomi dosyası gibi görünse de ülkenin güvenlik psikolojisini ve rejimin iç dengelerini doğrudan etkileyen bir mesele hâline geldi. İsrail’in adı bu tartışmanın içine girdiği anda dosyanın rengi değişiyor. Tel Aviv, Kızıldeniz çevresinde kurulan her yeni düzeni kendi güvenlik algısının parçası görüyor, Afrika Boynuzu’nda açılan her kapıyı bir kaldıraç olarak okuyor. Somaliland hattı üzerinden konuşulan ihtimaller, Etiyopya açısından “fırsat penceresi” gibi parlatılırsa Somali ile yıkıcı bir egemenlik krizinin kapısı da aralanmış olur. Herzog’un uçağı tam bu hararetin ortasında piste indi. Resmî açıklamalarda deniz erişimi başlığı yüksek sesle telaffuz edilmedi. Buna rağmen kulislerde liman dosyasının masaya geldiği konuşuluyor. Addis Ababa sessiz bir pazarlık dili kurarken Mogadişu’nun tepkisini de hesaplıyor. Afrika Boynuzu’nda bir cümle bile zincirleme sonuç üretebiliyor. Bu tabloda Türkiye’nin uyarıları ve Körfez başkentlerinin hesapları da devrede. Ankara’nın son aylarda Afrika Boynuzu’nda itidal ve denge çağrıları öne çıktı. Sahadaki alevlenmenin büyümesini istemiyor. Körfez sermayesi ise liman yatırımlarını stratejik nüfuza çevirme peşinde, bu da Etiyopya’nın karar masasına daha fazla baskı bindiriyor. Kızıldeniz hattı 2026’ya girerken yalnızca “deniz trafiği” dosyası olmaktan çıktı. İsrail’in güvenlik kaygıları, ABD’nin bölgesel konuşlanma refleksi ve Körfez’in lojistik iştahı tek bir haritada üst üste biniyor. Etiyopya, bu üst üste binmenin ortasında küçük bir kararın bile büyük bir sürüklenme yaratacağını görüyor. Adwa’nın gölgesi ve Gazze’nin hayaleti: İsrail Afrika hafızasında nereye oturur? Herzog’un programında semboller dikkatle seçildi. Adwa Zafer Anıtı’na yapılan ziyaret, Etiyopya’nın sömürge karşıtı hafızasına dokunan bir jest olarak sunuldu. Adwa yalnız Etiyopya’nın gururu sayılmaz, Afrika’nın “boyun eğmeme” hikâyesinin de en güçlü duraklarından biri. Bu yüzden sahne ironik bir ağırlık taşıyor. Tel Aviv, bağımsızlık hafızasının yanına kendi bayrağını koyarak uluslararası alanda alan açmaya çalışıyor, Afrika’daki ortaklıklarını “saygı” diline yaslıyor. Gazze’den gelen görüntüler bu anlatının üzerine kalın bir gölge düşürüyor ve birçok toplumun zihninde tek bir kelimeyi büyütüyor: soykırım. Afrika kamuoyunda bu noktada bir öfke birikiyor, bu öfke yalnız sokakta kalmıyor. Kıtanın sömürge geçmişi Filistin meselesiyle yan yana okunuyor, adalet dili daha sert kuruluyor. Tel Aviv’in Afrika’da “teknoloji ve güvenlik” parantezine sığınarak bu etik yükten kaçması giderek zorlaşıyor. Etiyopya yönetimi de bu yükü görüyor. Ülkenin kendi çatışma mirası ve toplumsal yorgunluğu, Gazze görüntülerine karşı sessizliğin siyasî maliyetini artırıyor. Addis Ababa, İsrail’le iş birliği başlıklarını anlatırken toplumun vicdan eşiğini, Afrika Birliği’ndeki dengeleri ve bölgesel itibarını aynı anda düşünmek zorunda. Altıgen vizyonu: Netanyahu’nun blok hayali Afrika’ya nasıl yansır? Herzog Addis Ababa’dayken Kudüs’te daha geniş bir çerçeve kuruluyordu. Netanyahu, “Altıgen ittifak” fikrini dillendirirken İsrail’i Hindistan, Yunanistan ve Kıbrıs gibi aktörlerle aynı şemaya yerleştirdi. Ardından “bazı Arap, Afrika ve Asya ülkeleri” diyerek geniş bir halka ima etti. Listeyi açık bırakmak davet alanını genişletme arayışı gibi okunuyor. Altıgen dili, Gazze dosyasında sıkışan bir hükümetin gündemi değiştirme hamlesi gibi çalışıyor. Savaşın hesabı yerine ittifakın haritası konuşulsun isteniyor, diplomasi “blok” kelimesiyle yeniden paketleniyor. Böylece uluslararası eleştirinin ağırlığı azaltılır, yeni ortaklık fotoğraflarıyla siyasî yalnızlık hissi törpülenir. Fakat blok dili büyüdükçe karşıt blok dili de büyür. Afrika başkentleri bu tarz şemalarda “ek parça” konumuna itildiğinde iç siyaset baskı altında kalır, sokak tepkileri sertleşir, devletler istemedikleri bir hizalanma tartışmasının içine çekilir. İsrail’in güvenlik söylemi çoğu kez ABD’nin bölgesel yaklaşımıyla iç içe yürür, bu da eleştirel bakışın hedefini genişletir. Washington güvenliği “ittifak mimarisi” üzerinden kurmayı seviyor. Sahada askerî varlığı artırırken masada siyasal çemberi genişletiyor. Bu çember bölge toplumlarının hafızasında çoğu zaman istikrar yerine kriz üreten bir çizgi olarak duruyor. Etiyopya’nın böyle bir şemaya yazılması, Addis’in özerkliğini büyütmek yerine onu başkasının risk hesabına bağlayabilir. Etiyopya’nın adı bu boşluk alanında daha çok fısıldanıyor. Afrika Birliği’ne ev sahipliği yapmak, Nil havzasında kilit bir ağırlık taşımak ve Kızıldeniz hattının kapısında durmak, Addis Ababa’yı Altıgen anlatısına eklemeyi cazip kılıyor. Bu eklemleme Tel Aviv için yalnız jeopolitik kazanç anlamı taşımaz, meşruiyet filtresi üretme çabası olarak da okunur. Etiyopya’nın ince hesabı: fırsat penceresi mi, yeni bir siyasi yük mü? Addis Ababa’nın karar masasında dosyalar katman katman duruyor. Ekonomik baskılar, iç güvenlik yorgunluğu ve bölgesel rekabet, yönetimi yeni ortaklık arayışlarına itiyor. İsrail’le kurulacak bir yakınlık, teknoloji transferi ve finansman kanalları ihtimali taşıyabilir. Krizle boğuşan bir ekonomi için bu seçenek cazip görünebilir. Bu cazibenin ağır bir bedel tarafı da var. Somaliland hattında atılacak aceleci bir adım Somali ile uzun süreli bir egemenlik krizini tetikler, Kızıldeniz’deki tansiyonu yükseltir ve Etiyopya’yı yeni vekâlet dalgalarının içine iter. Gazze görüntülerinin yarattığı ahlaki basınç da iç kamuoyunda kolay yönetilecek türden sayılmaz. Önümüzde üç çizgi beliriyor. Birinci çizgi, İsrail’le teması sınırlı ve teknik başlıklara hapsetmek, diplomatik fotoğrafı büyütmemek. İkinci çizgi, Altıgen gibi kutuplaştırıcı şemalara yakın durmak, bu yolla dış destek alanını genişletmeye çalışmak. Üçüncü çizgi, ilişkileri düşük profilde tutup bölgesel dosyalarda kendi özerkliğini daha kalın bir çizgiyle korumak. İkinci çizgi hızlı kazanım vaadi taşır, fakat Afrika Boynuzu’nda pamuk ipliğine bağlı dengeyi daha sert bir kırılmaya sürükleyebilir. Üçüncü çizgi kısa vadede “fırsat kaçırma” gibi sunulsa bile, uzun vadede devletin manevra alanını koruyan daha sağlam bir tutum üretebilir. Herzog’un ziyareti iki ülke arasındaki rutin diplomasi takvimine yazılıp geçilmeyecek. Bu temas, liman tartışmalarına, Afrika Birliği’nin iç dengelerine ve Netanyahu’nun Altıgen hayaline aynı anda dokundu. İsrail ve ABD, attıkları her hamleyi “güvenlik mimarisi” diye sunmayı iyi biliyor. Afrika’daki bağımsız başkentler bu mimarinin altında çoğu kez yeni bir bağımlılık dili görüyor. Addis Ababa’da bugün çekilen karelerin ömrü kısa olabilir ancak bölgesel hafızanın ömrü uzun. Diplomatik fotoğraflar unutulur, sokağın hafızası unutmaz. Etiyopya, bu kavşakta kendi ajandasını büyütmek ile başkalarının ajandasına eklenmek arasındaki ince çizgiyi kaybederse fatura yalnızca masaya oturanlara çıkmaz. Tel Aviv’in aradığı şey ortaklık kadar bir görüntü, bir “normalleşme” hissi ve eleştiriyi sisleyen yeni başkentler zinciri. Addis Ababa’nın aradığı şey ise nefes alacak ekonomi, daha az sınır riski ve daha geniş diplomatik alan. Bu iki arayış üst üste bindiğinde ortaya çıkan tablo, çoğu zaman “kazan-kazan” sloganından çok karşılıklı riskleri hatırlatıyor. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. NETANYAHU altıgen hayal Afrika Boynuzu Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı Göktuğ Çalışkan Perşembe, Şubat 26, 2026 - 09:15 Main image:
Fotoğraf: AA
TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Netanyahu’nun ‘Altıgen’ hayali ve Afrika Boynuzu: İsrail, Etiyopya’da ne arıyor? copyright Independentturkish: