Washington ile Tahran arasındaki gerilim bugün santrifüj sayısından çok, söylenmeyen tek bir cümle etrafında şekilleniyor. Trump’ın “İran o cümleyi söyleyemiyor: ‘Nükleer silah yapmayacağız” çıkışı, ilk bakışta diplomatik bir meydan okuma gibi görünüyor. Halbuki bu ifade, teknik bir pazarlığın çok ötesine uzanıyor. Burada tartışılan uranyum oranından ziyade stratejik niyetin açıkça beyan edilip edilmeyeceğidir. Bugün İran’ın yüzde 60 seviyesine kadar zenginleştirilmiş uranyum stokuna sahip olduğu biliniyor. Bu, nükleer silaha sahip olmadan, sahipmiş gibi davranma stratejisini ifade ediyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı raporları, bu seviyenin silah kalitesi olan yüzde 90’a teknik olarak kısa sürede çıkarılabileceğini gösteriyor. Mesele, artık teknik kudret meselesi olmaktan çıkmış, siyasi iradenin hangi noktada devreye gireceğidir. İran fiilen nükleer başlık üretmiş değil; fakat bu başlığı üretebilecek kapasiteyi muhafaza ediyor. Bu durum, nükleer strateji literatüründe “hesaplanmış muğlaklık” olarak tanımlanır. Thomas Schelling’in işaret ettiği üzere, nükleer çağda savaşın kendisi değil, savaş ihtimalinin idaresi belirleyici olur. İran bu ihtimali bilinçli biçimde canlı tutarak caydırıcılık alanı oluşturmaya çalışıyor. Trump’ın talep ettiği açık taahhüt, tam olarak bu muğlaklığı ortadan kaldırmaya yöneliktir. Ancak Washington’ın asıl alarm zilleri başka bir yerde çalıyor. Dosyanın asıl ağırlık merkezi İran’ın balistik füze mimarisidir. İsrail güvenlik çevrelerinin değerlendirmelerine göre İran, 2025 yazındaki çatışma öncesinde yaklaşık 2.500 füzelik bir envantere yaklaşmıştı. 2025 sonbaharında üretim hızının aylık 200 ila 300 füze seviyesine çıktığı değerlendiriliyor. Bu füzelerin menzili 2.000 kilometrenin üzerindedir. Bu mesafe, İsrail’i, Körfez’i ve Doğu Akdeniz’i kapsar. Bu noktada şu tespiti yapmak gerekiyor: Washington’ın asli hedefi nükleer programın kendisinden ziyade, İran’ın füze üretim zinciridir. Zira nükleer eşik kapasitesi siyasi baskı üretir; balistik kapasite fiilî askerî baskı üretir. Tehdit ile Müzakere Arasında Bir Trump Donald Trump çoğu değerlendirmede öngörülemez bir lider olarak karşımıza çıkıyor. Fakat Trump’ın siyaset tarzı performatif olmakla birlikte rasyonel hesap içerir. İç politika ile dış politika arasında kuvvetli bir irtibat kurar. 2026 seçim takvimi yaklaşırken Trump’ın seçmen tabanı iki hassasiyet taşır: Uzun ve maliyetli savaşlardan kaçınma arzusu; Amerikan gücünün zaaf içinde görünmemesi talebi. Bu iki parametre İran siyasetini tayin eder. Trump geniş çaplı kara savaşı istemez; fakat geri çekilmiş bir profil de çizmez. Tehdit dili ile müzakere sürecini eş zamanlı yürütmesinin sebebi budur. Trump savaşı başlatmak için değil, savaşı lüzumsuz kılmak için tehdit eder. ABD’nin Körfez’e konuşlandırdığı uçak gemisi grupları, uzun menzilli bombardıman unsurları ve hava savunma sistemleri kara işgali hazırlığına işaret etmez. Bu kuvvet tertibi, hava merkezli sınırlı operasyon modeline muvafıktır. Mesaj açıktır: İran eşiği aşarsa müdahale mümkündür; rejim tasfiyesi hedeflenmez. İsrail Bir Fren Mekanizması mı, Kontrollü Baskı Ortağı mı? İsrail’in güvenlik doktrini erken önleyici müdahale esasına dayanır. 1981’de Irak’ın Osirak reaktörüne yapılan saldırı, 2007’de Suriye’deki el-Kibar tesisinin vurulması bu yaklaşımın misalleridir. İran’ın eşik konumu Tel Aviv açısından varoluşsal addedilir. Çünkü eşik kapasite, Hizbullah gibi vekil aktörlerin hareket alanını genişletir ve İran’a psikolojik dokunulmazlık zırhı kazandırır. Burada mühim sual şudur: İsrail ABD’yi sürükleyebilir mi? Eğer İsrail tek taraflı bir geniş ölçekli saldırı başlatırsa İran’ın mukabelesi bölgesel savaşa inkılap edebilir. Bu senaryoda ABD fiilen sürecin içine çekilir. Washington bu ihtimali bildiği için Tel Aviv’le yoğun koordinasyon yürütür. Fakat bu koordinasyon bir fren midir, yoksa taksim edilmiş bir rol icrası mı? Son aylardaki askerî ve diplomatik temaslar ikinci ihtimali kuvvetlendirir. Trump müzakere masasında ısrar ederken İsrail operasyonel baskı eşiğini muhafaza eder. Görünürdeki gerilim, belki de hesaplanmış bir tertiptir. Buna rağmen risk ortadan kalkmış değil. O risk de şudur: Ya İsrail sessizliği terk eder ve tek taraflı bir adım atarsa? Çin’e Karşı İran, Sadece Bir Kaldıraç İran enerji ihracatında Çin’e yaslanmıştır. ABD’nin uyguladığı ikincil yaptırımlar, Tahran’la çalışan finansal ağları hedef alarak dolaylı biçimde Pekin’i sınar. Burada ikinci önemli iddia devreye giriyor: İran dosyası, ABD’nin Çin’e verdiği küresel liderlik mesajıdır. Washington İran karşısında zayıf görünürse bu algı Hint-Pasifik’te yankı üretir. Aşırı sert bir müdahale ise büyük güç rekabetini doğrudan askerî düzleme taşıyabilir. Trump bu dengeyi gözetir. İran üzerinden Çin test edilir; fakat doğrudan Çin’le cepheleşme arzu edilmez. Eşik Aşılırsa Gerilim hattı burada belirginleşir. İran zenginleştirme oranını yüzde 90’a taşırsa, İsrail önleyici bir saldırı başlatırsa ve ABD hava operasyonu icra ederse ne olur? İran’ın balistik kapasitesi ABD üslerini, İsrail’i ve Körfez altyapısını hedef alabilecek seviyededir. ABD hava üstünlüğü sağlayabilir; fakat İran’ın asimetrik mukabelesi bölgesel istikrarsızlık üretir. Askerî müdahale kısa vadeli taktik muvaffakiyet getirebilir; uzun vadeli sükûnet teminat altına alınamayabilir. Türkiye İçin Stratejik İntibah Bu tablo Washington ve Tel Aviv’in yanı sıra bölgedeki tüm orta ölçekli güçleri ilgilendiriyor. Türkiye açısından İran’ın eşik devlete yerleşmesi zincirleme tesir doğurur. Suudi Arabistan’ın nükleer arayışı ivme kazanabilir. Mısır yeni denge arayışına girebilir. Körfez güvenlik mimarisi değişebilir. Bu tablo Ankara’yı orta vadede caydırıcılık ve savunma doktrini üzerine daha derin muhasebeye sevk edebilir. Silahın Kendisi Değil, İradenin Beyanı Bu dosyada belirleyici olan santrifüj sayısı değildir. Belirleyici olan, siyasi iradenin nasıl ve ne zaman beyan edileceğidir. Trump’ın talep ettiği cümle teknik düzenleme talebi değildir; stratejik netlik talebidir. İran muğlaklığı müzakere gücü olarak kullanır. Washington muğlaklığı risk olarak telakki eder. Sual hâlâ ortadadır: Belirsizlik üzerine kurulan caydırıcılık ne kadar taşınabilir? İran eşiği aşarsa savaş ihtimali artar. İsrail erken davranırsa ABD sürüklenebilir. Washington geri adım atarsa küresel liderlik algısı sarsılabilir. İran dosyası bölgesel bir ihtilaf başlığı değildir. Küresel güç hiyerarşisinin imtihanıdır. Ve bu imtihanda tayin edici olan, füzenin menzilinden ziyade, o son cümlenin açıkça söylenip söylenmeyeceğidir. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. trump İRAN retorik hata önleme Eşik siyaseti Elif Sena Darbaz, Independent Türkçe için yazdı Elif Sena Darbaz Çarşamba, Şubat 25, 2026 - 16:00 Main image:
Fotoğraf: AA
TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: İran dosyasında eşik: Trump ne istiyor, ne istemiyor? copyright Independentturkish: