Gazeteci Alican Uludağ, geçtiğimiz hafta Ankara'daki evinde üzerini değiştirmesine bile fırsat verilmeden çok sayıda polis tarafından gözaltına alındı. Soruşturmanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılması nedeniyle, Ankara'da ikamet eden Uludağ ifade işlemi için karayoluyla İstanbul'a götürüldü. İfade işleminin ardından İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edilen Uludağ, "Cumhurbaşkanına Hakaret" iddiasıyla Silivri Cezaevi'ne götürüldü. Uludağ'ın Ankara'da ikamet etmesine karşın İstanbul'a götürülmesi ve Silivri'de tutulmasına gelen tepkilerin ardından yeni bir gelişme yaşandı. Uludağ'ın Ankara'da bulunan Sincan Cezaevi'ne nakledileceği öğrenildi. Uludağ'ın İstanbul'da yargılanmasına, avukatları şu tepkiyi göstermişti: "Müvekkile isnat edilen tek eylem yaptığı sosyal medya paylaşımlarıdır. Müvekkilin Ankara'da yerleşik olması ve yine Ankara'da yakalanması karşısında; İstanbul Savcılığının kendisini niçin yer yönünden yetkili saydığını anlamak mümkün değildir. Anayasa'nın 37. maddesinde 'hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz' şeklinde tanımlanan kanuni hâkim güvencesi, Anayasa'nın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındadır. Anayasa'nın 141. maddesinin son fıkrasında ise davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevi olduğu belirtilmiştir. Bu temel ilkelerin yanında CMK 12 ve 161 ile 5235 sayılı Kanun’un 21. maddesi uyarınca, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yapacağı tek işlem re’sen açtığı dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yollamaktır. Bu arada belirtmek gerekir ki müvekkile yönelik isnadın (TCK 217/A, 299, 301) terör suçlarıyla da hiçbir ilgisi olmayıp İstanbul Savcılığı görev yönünden de yetkisizdir."