1. BRÎFKAN MEDRESESİ Dihok Muhafazası’na bağlı Şêxan kazasının Mizûrî mıntıkasında yer alan ve zamanında Behdînan Beyliği’nin merkezi olan İmadiye’ye bağlı Brîfkan köyündeki bu medrese, Behdînan Beyliği hükümdarlarından Kubad Bey’in oğlu Sultan Seydî Han tarafından inşa edilmiştir. Sultan bu medreseyi aslen Ahlatlı olan ve Ahlat’tan buraya gelen Halvetî Tarikatının öncülerinden Şeyh Şemseddîn Kutub el-Ahlatî (ö. 1085/1674) için yaptırmıştır. Kürtçe şiir divanı da olan bu zatın ailesinden gelen birçok âlim bu medresede müderrislik yapmışlardır ki miladi ölüm tarhlerine göre bazıları şunlardır: 1) Şeyh Nûreddîn Brîfkanî (ö. 1851) 2) Şeyh Abdulhamîd Brîfkanî (ö. 1887) 3) Nûr Muhammed Brîfkanî (ö. 1900 4) Şeyh Abdulkahhar Brîfkanî (ö. 1917) 5) Şeyh Taha Brîfkanî (ö. 1917) 6) Şeyh Mahmûd Brîfkanî (ö. 1976) Bu medresede istinsah edilen eserlerden biri Ebubekir Mîr Rustemî’nin “Risaletu Benani’l-Beyan” adlı eseridir. Bu eser adı geçen medresede 1320/1902 yılında Taha b. Seyyid Abdullah tarafından istinsah edilmiştir. 2. BRÎFKAN MEDRESESİ’NDE İZ BIRAKAN ÂLİMLER 2. 1. Şeyh Şemseddîn Ahlatî (1588-1674) Halvetî Tarikatını Behdînan’a getiren ve burada bu tarikatın ilk tekkesini kuran kişi Şeyh Şemseddîn Ahlatî’dir (ö. 1674). Bu yörede uzun bir süre Halvetî Tarikatı doğrultusunda ilim ve irşad faaliyetlerinde bulunan Şeyh Şemseddîn ve çocuklarından sonra bunların soyundan gelen Şeyh Nûreddîn Brîfkanî, burayı bir Kadirî Dergâhı ve Medresesine dönüştürmüştür. Şeyh Şemseddîn’in şeceresi şöyledir: Şerefhan Şeyh Hüseyin Baba Mansûr İshak Abdulganî Süleyman Mûsa Abdulkerîm Şemseddîdn Şeyh Şemseddîn’in şiirdeki mahlası genel olarak Halvetî (Xelwetî)’dir. Ancak “Zihî” ile başlayan gazelinin sonunda “Şemdîn” mahlasını kullanmıştır. 1588 yılında Ahlat’ta dünyaya gelen Şeyh Şemseddîn, medrese tahsilini bu şehirde ve çevresinde tamamlayarak icazetname almıştır. İcazetname aldıktan sonra kendini tasavvufa verip Halvetî Tarikatına intisap etmiş ve bu tarikatın yöredeki en etkili mürşidi haline gelerek “Kutub” mertebesine yükselmiştir. Şeyh Şemseddîn’in yaşadığı dönemde Sünnî Osmanlı Devleti ile Şiî İran Safevî Devleti arasında yaşanan şiddetli savaşlardan en çok bu iki devletin sınırları arasında kalan şehirler etkilenmekteydi ki Ahlat bunlardan biriydi. Bundan dolayı bu şehrin sakinlerinden önemli bir kesim burayı terk etmek zorunda kalmıştır. Bu bağlamda Abdulkerîm ve oğulları Şeyh Şemseddîn ile Şeyh Muhammed de buradan Hakkâri yöresine göç etmek zorunda kalmışlardır. Dönemin Hakkâri Bey’i Mîr İmadeddîn zamanında Hakkâri’ye göç eden bu baba ve oğullarına Doskî aşireti sahip çıkmış ve bunlar bir süre bu aşiretin himayesinde yaşamışlardır. Yazları Hakkâri’de, kışları da Behdînan’da geçiren Ertuşî aşireti, Hakkâri’de bulunduğu sırada Şeyh Şemsedîn ile tanışarak ondan kendileriyle birlikte Behdînan’a gelmesini ve irşad faaliyetlerini bu mıntıkada sürdürmesini teklif ederler. Teklifi kabul eden Şeyh Şemseddîn 1620 yılında Behdînan’a gidip bir süre bu aşiretin içerisinde kalır. Bir gün Ertûşî aşireti İmadiye’den geçtiği sırada dönemin İmadiye beyi Seydî Han’dan bir süre kendi meralarını kullanmak için izin isterlerken bu bey o sırada Şey Şemseddîn’i tanıma imkânı bulur ve onun ne denli hikmet ehli büyük bir zat olduğunu anlar. Bunun üzerine Şeyh Şemseddîn’den İmadiye’de kalıp irşad faaliyetlerini burada sürdürmesini teklif eder. Seydî Han bu teklifi kabul eden Şeyh Şemseddîn’e yedi köy bağışlamıştır ki bu köyler şunlardır: Brîfkan, Geliyê Rima, Bazîdkê, Bêgeh, Rikava, Alûka ve Tildîbê. Şeyh Şemseddîn ikameti için bu köylerden Brîfkan’ı tercih eder ve ilk iş olarak bu köyde bir Halvetî Tekkesi’ni inşa ederek irşat ve eğitim faaliyetlerini bu tekkeden yürütür. Şeyh Şemseddîn için burada bir medrese de yaptırılmıştır. 1674 yılında Brîfkan’da vefat eden ve tekkesinde defnedilen Şeyh Şemseddîn, geride beş erkek çocuk bırakmıştır. Daha sağ iken her birisine bir görev verdiği bu oğulları ve görevleri şunlardır: Oğlunun Adı Görevi Seyid Musa Misafirlere hizmet emek, arazi işlerini yürütmek Seyid Abdurrahman İrşat faaliyetlerinde bulunmak Seyid Abdulganî Talebe okutmak Seyid Zeynelabidîn Kadılık yapmak, kan davalarına çözüm bulmak Seyid Muhyiddîn Brîfkan Mescidinde imamlık yapmak, namaz kıldırmak Aynı zamanda büyük bir aşk ve tasavvuf şairi olan Şeyh Şemseddîn geride büyük bir şiir divanı bırakmışsa da bu divandan sadece 16 tane şiir günümüze ulaşmıştır. Bunlardan 4 tanesi gazel, 3 tanesi musammat gazel, 4 tanesi “mütekerrir murabba”, 2 tanesi “kıta-i kebîr”, 3 tanesi de günümüze kısmen ulaşan şiirlerdir. 11 beyitlik gazel Derdê ‘işqê weh li min rojê ezel kir sernivişt Her ji hingê dilê kul bûye çi biryan û birişt! Eyvah! Allah ta ezel gününde aşkı bana nasip etmiş İşte o zamandan beri kalbim büryan ve kebap olmuş Ev dilê kul, soz û derdê ji te bes in ta ebed Nem tivê hûr û qusûr û cumle lezzatê bihişt Şu yanık yaralı gönül ve senden gelen dert yetiyor bana Ben ne huri ve köşk, ne cennetin tüm lezzetlerini isterim Hûn mebên ku viderd e, ev ro rast e, dilê kul at Ev mîras hate bal min qern bi qern, pişt bi pişt “Dertlidir” demeyin! Yaralı gönlün bugün eridiği doğrudur Bu dert asır asır ve nesil nesil bana kalan mirasımdır benim Derd û ‘işq herdu cema bûn hatne ser dilê kebab Lew perat ev dil ku hingavt hem bi şîr û hem bi xişt Dert ve aşk, her ikisi birleşerek harabe gönlüme kondular Bunun için hem kılıçla hem mızrakla parçalandı bu kalbim Talibê dîdarê yar im, cust û cû daîm dikim Ger xerabatest û mescîd û çi Ke’best û kenişt Ben yâri görmeye talibim, hep bunu araştırıp soruşturuyorum İster meyhane ve mescit, ister Kâbe ve havra olsun gezdiğim Her ji hingê wer ku buwîm aşnayê derdê dost Terkiyan xwum kerd herkes lê navêtim mal û çist Ta o zamandan beridir ki sevgilinin çilesine alışığım ben Herkes beni terk etti ama olsun; ne mala ne bir şeye talibim Leşkerê ‘işqê ‘elem înave şehristanê dil Xar tikir ehlê şehr çend lêk tibûn hûr û durişt Aşkın ordusu sancağı getirip kalbimin şehrine dikmiştir Şehir halkı hücum etti bana, küçük büyük varsa her kim Çendikî ez bigirîm ji sozderdê hîcranê hebîb Her ku pêja bû li giyanim istranim cumle şûşt Bir süredir ağlıyorsam da yârin yakan ayrılık derdinden Her sefer ruhumu yakan ateşi tümden yıkadı gözyaşlarım Gotim: “Ey dil! Qet nebî carek ji wî xafil bibî Nûke bêşek hestê xeflet lal di destê fê’lê zişt “Ey gönül! Bir kez bile olsa sakın ondan gafil olma Kuşkusuz gaflet duygusu kötü işlerin elindedir” dedim Mehwî nebîtin li ber dilê xerabim neqşê yar! Ta key mesken qebr û balînim bîtin berdê hişk Sevgilimin harabe kalbime çizilen nakışları silinmesin! Oluncaya kadar sert taş yastığım, kabir de benim evim Ta vi kengê muntezir bim? Sebr û taqet min neman Ey hebîba! Vay li min, ku vî “Xelwetî”d yekcar kuşt Daha ne zamana dek bekleyeceğim? Sabır ve gücüm kalmadı Ey sevgilim! “Xelwetî”yi bir kereden öldürdün, eyvah halim! 17 bendlik mütekerrir murabba’ (okunabilen 12 bend) Car car ku dibit şeb şeb Bazen bazen olsa gece gece Hey hey çelebî qum qum Hey hey sofu, kalk kalk! Xweş xweş tibim ez heb heb Olurum hoş hoş, tane tane Hey hey çelebî qum qum Hey hey sofu, kalk kalk! Sotim ji xemê mû mû Yandım kıl be kıl üzüntülerden Ta çendî biçim sû sû Daha nice gideceğim oraya buraya ben Ey dost were zû zû Ey dost geliver hemen hemen Hey hey çelebî qum qum Hey hey sofu, kalk kalk! Mehbûb ku vehat xeh xeh Maşallah maşallah, işte sevgili geldi Ti dilim kir ha reh reh Kalbimde yol açıverdi, yol açıverdi Dîsan xweşim ez weh weh Maşallah maşallah, yine bana neşe geldi Hey hey çelebî qum qum Hey hey sofu, kalk kalk! Hûn lêm negirin zeq zeq Beni kınamayın bu dertten, bu dertten Êkcar bûwîm şeq şeq Paramparça, paramparça oldum hepten Heq maye tinê heq heq Kalpte sadece Haq kalmış Haq gerçekten Hey hey çelebî qum qum Hey hey sofu, kalk kalk! Saqî ku tibit o o O yar, o yar saki olduğu takdirde Xem her tirijin do do Gamlar dökülür peşinde, peşinde Nesîm vetidin ho ho Rahmet eser bu şekilde, bu şekilde Hey hey çelebî qum qum Hey hey sofu, kalk kalk! Kund e tibêjit qû qû Baykuş öter: Qû qû diye Hudhud xwe tibê pû pû Hüdhüd öter: Pû pû diye Ez her tibêjim Hû Hû Ben hep öterim: Hû Hû diye Hey hey çelebî qum qum Hey hey sofu, kalk kalk! Hêstir ku tiçin şet şet Gözyaşları ki nehir nehir akar Sakin netibin qet qet Asla, asla sakinleşip durmazlar Seyran tikinê bet bet O nehirde kazlar, kazlar yüzerler Hey hey çelebî qum qum Hey hey sofu, kalk kalk! Derdim ji te bit tex tex Senden gelen derdim kat kat olsa da Munşeqq e dilim rex rex Kalbim yandan yandan parçalansa da Dîdar me tivê ex ex! Vuslattır arzumuz, ah ah sesi çıksa da Hey hey çelebî qum qum Hey hey sofu, kalk kalk! Her geh ku tibê car car Yine yine her zaman söylenirim Feryad tikim ez zar zar Feryat edip inlenirim, inlenirim Daîm tibêjim yar yar Sürekli olarak “yar yar” derim Hey hey çelebî qum qum Hey hey sofu, kalk kalk! Ey dost bike lez lez Ey dost, tez davran, tez davran Balim ve bibez bez bez Bana doğru koş hızlan, koş hızlan Sohtim ji xemê ez ez Dertten benim yanan, benim yanan Hey hey çelebî qum qum Hey hey sofu, kalk kalk! Pisyar tikim ez rê rê Ben soruyorum yol nerde, yol nerde? Cara ku hebîb tê tê Sevgili her geldiğinde, her geldiğinde Peykan ku demek bê bê Oklar kalbe isabet ettiğinde, ettiğinde Hey hey çelebî qum qum Hey hey sofu, kalk kalk! Ey Xelwetî çend çend Ey Halvetî! Daha ne kadar, daha ne kadar Quflan li te kin bend bend Kilitler seni bağlayacaklar, bağlayacaklar! Bitgêrin li te kend kend Seni çukur çukur dolaştırıp içine atacaklar Hey hey çelebî qum qum Hey hey sofu, kalk kalk! Not PROF DR KADRİ YILDIRM KÜRT MEDRESELERİ VE ÂLİMLERİ KİTABINDADA ALINMIŞ.