Düşünür ve çokluk

Yaygın kanıya göre düşünce yığınların değil, düşünmeyi bilen bireylerin işidir. Herakleitos logosu anlamadıkları için yığınları küçümser: “Kitle sığır gibi tıkınmakla geçiriyor günlerini.” Aristoteles düşünürün hayatını bir yabancının hayatına benzetir. Düşünür, çokluğun gürültüsünden uzak durmalı, topluma yabancılaşmalıdır. Fakat düşünürün yabancılığı geçicidir; işini bitirir bitirmez, yurduna geri döner. Düşünür, düşünebilmek için geçici olarak yurdunu terk eden bir münzevidir. Yurt ve yurdu mesken tutan çokluğun ethosu düşünürün düşünmesi önündeki engellerdir. Onunkisi gönüllü yalnızlıktır; iktidar tarafından dayatılan tecrit koşullarındaki yalnızlığa benzemez. Düşünme eylemi, toplumdan yabancılaşmayı gerektirir ya da düşünür kendini çokluktan ayırdığı ölçüde düşünebilir. Düşünür, düş gören bir yalnız gezerdir. ∗∗∗ Çokluk ortak yerleri mesken tutmuştur. Ortak yerler ya da ‘koinoi topoi’, Aristotelesçi bir terim; konuşmacıların tanıdık fikirleri kullanarak argümanlar geliştirmelerine yardımcı olan retorik araçlar. Ortak yerler çokluğun söyleminin iskeletini oluşturan, en genel geçer mantıksal ve dilbilimsel biçimlerdir. Çokluk ancak ortak yerlerde düşünebilir ya da düşündüğünü zannedebilir. Düşünürün ise düşünebilmek için ortak yerlerden uzaklaşması gerekir. Ortak yerlere geri dönüyorsa bu, sadece kendini ifade etmek için kullanacağı retorik araçları orada bulabilmesi yüzündendir. Aristoteles topoi’yi, konular için uygun genel ve özel argümanların bulunabileceği yerler olarak tanımlamıştır. Temelde iki topoi türü vardır, genel (koinoi topoi) ve özel (idioi topoi). Genel konular (ortak yerler) birçok farklı konuya uygulanabilen retorik araçlardır. Özel konular (özel yerler) ise yalnızca belirli bir disipline uygulanan retorik araçlardır. Özel yerler, bir siyasi parti merkezinde, bir tapınakta ya da bir üniversite sınıfında, bazı takımların fanatikleri arasında uygun bir şeyler söylemenin, düşünmenin yollarıdır. Bugün ortak ya da özel yerlerden bahsederken, akla çoğunlukla basmakalıp ifadeler, bayağı sözcükler, ölü metaforlar geliyor. Düşünür ortak yerlerde rahat edemez. Düşünebilmesi için ortak yerlerden, basmakalıp düşüncelerden uzaklaşması gerekir. Çünkü düşünmek, kavramlarla boğuşmayı, yeni kavramlar icat etmeyi gerektiren bir eylemdir. Çokluk ortak yerlere yerleşmenin rahatlığıyla havadan sudan, hayat pahalılığından, giderek kötüleşen politik iklimden bahsedebilir. Bir hatip, sözcükleri ağzında geveleyen bir sarhoş, iş adamı ya da politikacı aynı şekilde anlaşılmak için ortak yerlere sığınmak zorundadırlar. Ortak yerler zihinsel hayatın göze çarpmayan dokularıdır. Ortak yerler, nasıl düşünmeniz ve kendinizi nasıl ifade etmeniz gerektiğini dayatan kurallar bütünü. Dil, kimi zaman kendinizi rahatlıkla ifade edebileceğiniz anavatandır, kimi zamansa aklınızdan geçenleri söylememeniz gereken bir hapishane. Düşünür, aklından geçenleri düşünmek için anavatanını terk etmek zorunda kalan bir sürgündür. Onun sürgünlüğü, yeni kavramlara, yeni düşünce biçimlerine sürgün verebilmek içindir. Ortak yerler aynı zamanda semiyotiğin alanıdır. Semiyotik, kelimelerin ve diğer sembolik iletişim sistemlerinin nasıl anlam oluşturduğunu inceleyen bilim dalı. Egemen semiyoloji size tek bir anlam dayatabilir ve bu anlamı ihlal ettiğinizde ortak yerlerden kovulabilir, düşünürle aynı zorunlu sürgün hayatını yaşayabilirsiniz. ∗∗∗ Akıllarından geçenleri dile getiremeyenler, ortak yerlerde rahat edemeyenler, yerinden yurdundan edilenler giderek çoğalıyor. Çokluğun zihinsel olarak yurdunu terk ettiğini söyleyebiliriz. Yurt, egemen semiyoloji tarafından işgal edilmiştir. “Bugün kapitalist iktidar, polis ya da açık fiziksel baskı kullanımından daha çok, semiyotik boyun eğdirmeyle iş görüyor” (Felix Guattari). Semiyotik boyun eğdirme, semiyotik bir yasaya göre işler; düşünceleri ve davranışları egemen semiyoloji belirler. Gündelik hayatta kullandığınız ifade tarzlarını semiyotik yasaya uydurmak zorundasınız. Ya da dil hapishanesinden çıkmanın yollarını keşfedebilir, kendimizi ifade edebileceğimiz ve anlamını çoğaltabileceğimiz bir dünyayı birlikte inşa edebiliriz. Merkezi bir sistemi, beyni olmayan cıvık mantarlar bile labirenti çözebiliyor. Sahi, bizim onlardan neyimiz eksik?