Ekonomik durumun ve hayat pahalılığının yarattığı maliyet artışlarını, hukuk tanımaz uygulamaların “bahanesi” haline getirmek çalışma hayatındaki genel işveren eğilimlerinden biridir. Son dönemde bazı işverenlerin; asgari ücret artışlarını veya genel maliyet baskılarını gerekçe göstererek, işçilerin ücretlerinden indirime gitme ya da yasal yükümlülüklerini işçinin sırtına yükleme eğilimine girdiği görülmektedir. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 19.11.2025 tarihli (2025/735 K.) güncel kararı, hiçbir ekonomik gerekçenin işçinin anayasal hakkı olan “ücretin korunması” ilkesini çiğnemeye dayanak olamayacağını net bir dille tescil etmiştir. İŞVERENİN “MALİYET YÖNETİMİ” ADI ALTINDAKİ TAKTİKLERİ Yargı kararlarına yansıyan dosyalarda; ekonomik daralmayı fırsata çevirmeye çalışan işletmelerin başvurduğu yöntemler artık gizlenemez bir boyuta ulaşmıştır. İşverenler, genellikle işçinin "işini kaybetme korkusunu" kullanarak şu yollara sapmaktadır: Ücretin düşürülmesi ve “Rıza” Dayatması: İşverenler, “İşletme zor durumda, bu ücreti kabul etmezsen küçülmeye gitmek zorundayız” diyerek işçinin önüne bir feragatname koymaktadır. Ancak Yargıtayın bu konuda ki kararları çok netttir: İşçinin 6 iş günü içinde verilmiş yazılı rızası yoksa, bu indirim yok hükmündedir. İşçinin o an ses çıkarmaması veya çalışmaya devam etmesi, bu hukuksuzluğu asla "kabul" anlamına gelmez. Kayıt dışı ve “Zarf” usulü ödemeler: En sık rastlanan taktiklerden biri de işçinin eline geçen net parayı koruyor gibi görünüp, SGK primlerini düşük göstermek amacıyla yapılan "açıktan ödeme" kurnazlığıdır. İşçinin maaşı asgari ücretten gösterilirken, kalan kısım elden verilmektedir. Yargıtay’ın bu son kararı, prime esas kazancın bir önceki aya göre rıza dışı düşürülmesini veya eksik bildirilmesini açık bir hak ihlali ve dürüstlük kuralına aykırılık olarak tanımlıyor. Prim Günü ve Süre Oyunları: İşçiyi tam zamanlı çalıştırıp, sigorta kayıtlarında "kısmi süreli" veya "eksik gün" göstermek, aslında ücretin gizlice budanmasıdır. İşveren, kendi üzerine düşen SGK prim yükünü işçinin geleceğinden (emekliliğinden) çalarak hafifletmeye çalışmaktadır. 4857 SAYILI KANUN’UN 62. MADDESİ Yargıtay bu kararıyla iş dünyasına çok önemli bir hatırlatma yapmaktadır: İş Kanunu’nun 62. maddesi bir tavsiye değil, emirdir! Kanun metni o kadar açıktır ki, yorum payına yer bırakmaz: “Gerek bu Kanun gerekse çalışma sürelerinin azaltılması veya işverene düşen yasal bir yükümlülüğün yerine getirilmesi nedeniyle işçi ücretlerinden herhangi bir indirim yapılamaz.” Yani devletin asgari ücrete yaptığı zam, işverenin ödemekle yükümlü olduğu SGK işveren payı veya vergi artışları işletmenin kendi riskidir. İşveren, kâr ederken bu kârı işçisiyle paylaşmadığı gibi, maliyetler arttığında da bu zararı işçinin ücretinden keserek yükü işçinin sırtına yıkamaz. Karar, işçinin ücretinin sadece bir borç-alacak ilişkisi değil, bir "yaşam hakkı" olduğunu vurgulamaktadır. İŞÇİNİN SESSİZ KALMASI BİR HAK KAYBI MIDIR Pek çok işveren, “İşçi bu ücretle 1 yıl boyunca çalıştı, neden o zaman dava açmadı?” savunmasına sığınır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu savunmayı kesin bir dille reddetmiştir. İşveren karşısında daha güçsüz konumda olan işçinin, çalışırken hak aramaktaki çekincesi yargı tarafından "haklı bir sessizlik" olarak görülür. İşçi, iş sözleşmesi devam ederken veya sona erdikten sonra, zaman aşımı süreleri içinde bu eksik ödenen bedelleri, fark ücretlerini ve eksik yatırılan primlerin tespitini talep etme hakkına her zaman sahiptir. Sonuç olarak; “kriz var”, “asgari ücret çok arttı”, “maliyetler yükseldi” gibi argümanlar, işçinin emeğini ucuzlatmanın yasal bir kılıfı olamaz. İşçinin geçimini sağladığı ücret, işverenin zor zamanlardaki tasarruf aracı değildir. Yargıtay, 2025 yılına ait bu tarihi kararıyla; sessiz kalan, itiraz etmeyen veya “işimi kaybetmeyeyim” diye baskı altında rıza gösteren işçinin hakkını, yıllar geçse de koruyacağını bir kez daha tüm taraflara ilan etmiştir. İşverenlerin, kısa vadeli kazanç amacıyla başvurduğu bu usulsüzlüklerin, orta ve uzun vadede faizli tazminatlar ve ağır idari para cezaları olarak geri döneceği unutulmamalıdır.