İlk maçı evinde 3-0 kaybetmekten daha kötüsü ne olabilir? Çok sayıda sakat, cezalı ve listeye yazılmamış oyuncu sahibi olmak herhalde. Tedesco, bunun yanında Asensio ve Semedo’nun yorgunluklarını düşünüp Nottingham’da derme çatma bir kadroyla sahadaydı. Derme çatma derken bireysel oyuncu kalitesinden bahsetmiyorum. Guendouzi, kendisini Fransa mili takımına götüren orta saha yerine stoperdeydi. Yanında genç Yiğit Efe vardı. Sakatlıktan yeni çıkan Brown, düşüşte olan Oğuz, genç Cherif, kaleci Tarık sahadaydı. İlk yarıda rakibin ataklarını savuran Fenerbahçe, Oğuz’la başlayan atakta Cherif’in pasında Kerem ile öne geçti. Müthiş deplasman tribünü desteğiyle Kerem ve Cherif ile net pozisyonlar geldi. İkinci yarının başında hem de Forest, aslarını oyuna alırken kazanılan penaltı ve gol. İmkansız denilen tur artık uzakta değildi sanki. Ama hep o ilk yarının sonunda kaçanlar akıldaydı. Hudson Odoi’nin golü, 16 yaşındaki Alaettin’in oyuna girişi, başta Kerem ön bölgedeki Fenerbahçe ısrarı, Tarık’ın kurtarışları akılda kalanlardı. Bu maçta Kante önceki maçlarından daha iyiydi. Bu, eskisi gibiydi demek değil. Yıllar geri gelmiyor. Oğuz geçtiğimiz haftalarda sallanıyordu. Bu maçta kendine gelmiş gibiydi. Kerem Aktürkoğlu çok önemli bir oyuncu. Kanada hapsolmadığında Avrupa’da sayılı oyunculardan birisi. Fenerbahçe, onun önemini böyle maçlarda daha iyi anlıyor. Cherif çok hızlı. Hatta çok çok çok hızlı. Ancak karar verme konusunda sıkıntılı. Sanki doğru yapması gereken şeyin farkında ama tereddüt ediyor. O rahatlığı sağlaması gerekiyor. Ve Tedesco. Eleştirebileceğimiz çok kararı var. İlk maç mesela. Ama, “Ligdeki tüm hocalar ondan daha iyi”, “Bilgisayar hocası” gibi zekadan çok klişe kokan yorumları da hak etmiyor. Kadronun onun kadrosu olmadığının altını kalın kalın çizmek gerekiyor.