Mutluluk göreceli bir konu. Kişiden kişiye, ülkeden ülkeye değişir. Kimilerini mutlu eden değerler, kimilerini rahatsız eder. Bu yüzden her daim kafa karıştıran rakamlarla karşılaşmak mümkün. Örneğin TÜİK’e göre yarıdan fazlamız mutluyken uluslararası sıralamalarda 147 ülke arasında 94. sıradaymışız! Her kurumun kendine göre kriterleri var ve değerlendirmelerini de ona göre yapıyorlar. Neyi duymak, neyi görmek istiyorlarsa onu görüyor, onu söylüyorlar. Öğrencilik yıllarınızı hatırlayın. Sınavlarda 100 üzerinden 80, 90 alanlar karalar bağlarken, 50 alanlar takla atardı…Hemen her konuda ilk 10’da olmak isteyen bir ülke olarak, mutlulukta neden bu kadar duyarsızız, neden bu kadar karamsar ve neden bu kadar gerideyiz? Mutsuzluk nedenlerimizi mutlaka araştırmalıyız. Araştırmalar ve başkaları ne der bilmiyorum ama şu bir gerçek! Mutsuzluk yarışında başta eğitim olmak üzere tuzu olmayanımız yok gibi? Eğitim, okul, öğrenme, okuma, yazma, araştırma eskiden mutluluk kaynağıydı şimdi bu kelimelerden birini duyduğunda yüzünü buruşturmayanı zor bulursunuz. Ardı arkası kesilmeyen sınavlar başlı başına bir mutsuzluk kaynağı. Öğrenci ve velilerden çok azını sevindirirken diğerlerini adeta değersizleştiriyor! Kendilerini başarısız ve mutsuz hissettiriyor. Sınav şampiyonları bile sevinemiyor! Son 50 yılın mutsuzluk nedenleri incelense eğitim kesinlikle ilk 3’te yer alacaktır! Sınav sezonunun başladığı şu günlerde olaya bir de bu çerçevede bakmakta sonsuz yarar var!.. Ülke olarak mutlu, başarılı, huzurlu, keyifli olmak için değil adeta gerginlik üretmek ve onunla beslenmek için yaşıyoruz. Siyasetten yargıya, medyadan eğitime, ekonomiden sağlığa, tarımdan felaketlere, işsizlikten doğurganlığa, geçmişten geleceğe, şarkılardan dizilere, spordan sanata hemen her konuda haklı olan hep biziz; sorunların ve mutsuzluğumuzun kaynağı ise hep başkaları. Önce bu takıntımızdan kurtulmamız gerekiyor. Kurtulalım ki önümüzü daha net görelim. Hayat bileşik kaplar gibidir; bir konuda ne iseniz hemen her alanda osunuz demektir. Bakış açımızı şekillendiren ise eğitim sistemleridir. Bizim eğitim sistemimiz, yarının yetişkinleri olacak öğrencilerimizi mutlu etmek için değil adeta mutsuz etmek için kurgulanmış. İlgisi, yeteneği, becerisi ve hayalleri olduğu alanlarda çok başarılı olan öğrencileri, bazı derslere ilgisi, yeteneği, isteği yok diye başarısız diye damgalıyoruz. Müfredat programlarının dar çevresi dışına çıkıp farkındalık yaratmaya çalışanları “eski köye yeni adet getirme” diye dışlıyoruz. Sınavlarda derece alanları mülakatla değersizleştiriyoruz…Mezunlar bir daha okullarının önünden geçmiyorsa, çalışanların sadece yüzde 10’u gönül rahatlığı ile mesleğini başkalarına da tavsiye eder noktasında ise mutluluğa giden yolda “Nerede hata yaptık?” diye her şeyi yeniden sorgulamamız gerekmiyor mu? Okulda ve iş yerinde mutluluğu yakalayamıyorsak, evde ve ülkede çıtayı yukarıya yükseltmemiz çok zor. Kuraklık ile yağışlar arasında bocalayıp durduğumuz gibi hiçbir şeyden memnun olmuyoruz. Yazın kuraklık var diye, kışın her tarafı su bastı, canımız yandı diye ağlıyoruz. Her damlanın bir hayat olduğu, onu barajlarda toplamamız gerektiği, beton kentler arasında yer altı sularını besleyecek kanallar oluşturmanın şart olduğu, suyun en doğru nasıl kullanılması gerektiği aklımızın ucundan bile geçmiyor! Günün sonunda yaptığımız her şey ülkemizin ve milletimizin refahı, mutluluğu, huzuru için ise her şeyden önce neden bunlara odaklanmıyoruz? “Atılan her adım, söylenen her söz, yapılan her iş zaten onlara yönelik” diyor ve tam tersi bir tablo ile karşılaşıyorsak o zaman her birimiz kabahatliyi çok uzaklarda aramayalım, eğitim ve meslek seçim sistemlerini yeniden gözden geçirelim. Referansımız da akıl, bilim, liyakat olmalı! Her bebek mutlu doğuyor ve çocuklara verdiğimiz önem nedeniyle de pek çoğu mutlu bir çocukluk dönemi yaşıyor. Peki ya hayata veda ederken kaçımız dolu dolu mutlu bir yaşamı geride bıraktığına inanıyor? En mutlu yaşlar hangileri? Eskiden hemen herkesin özlemini duyduğu, gıpta ettiği bir yaş dilimi vardı. Kimi hep çocuk kalmak ister, kimi de gençlik yıllarının özlemini duyar ya da emekli olmanın hayalini kurardı. Peki ya şimdi? Özetin özeti: Mutsuzluk üzerine değil de mutluluk üzerine yeni bir dünya inşa etmek istiyorsak işe önce eğitimden başlamak en doğru çözüm olacaktır…