Samsun'un Canik ilçesine bağlı, halk arasında "Mezbane Favela" olarak da bilinen Yavuz Selim Mahallesi'nde yaşayan bir grup Roman gencin seslendirdiği ilahi, sosyal medyada yükselişinden kısa bir süre sonra, yerini hararetli bir tartışmalara bıraktı. Sözleri, Menzil tarikatı için bestelediği övgü dolu ilahilerle bilinen Abdurrahman Önül'e ait olan ilahi, şaka videolarından çıkıp Saray’a, oradan devlet okullarının teneffüs zillerine kadar uzanınca fitil ateşlenmiş oldu. Gelen tepkilere yanıt olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "Dağa taşa Allah dedirten kardeşlerimizi alkışlıyoruz" açıklaması, AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, neredeyse ilahinin okullarda dinletilmesinden rahatsız olan yurttaşları "vatan hainliğiyle" suçlayacak kadar ileri gitmesiyle farklı bir boyut kazandı. Erdoğan, okullardan gelen görüntüler için "Özellikle okul bahçelerinde yavrularımızın hep birlikte bu ilahilere eşlik ettiklerini, hep bir ağızdan coşkuyla Allah lafz-ı celalini seslendirdiklerini görmek bizi ziyadesiyle memnun etti, mesrur etti, gururlandırdı" ifadelerini kullanırken, "Bu fotoğraf gerçek Türkiye fotoğrafıdır" diyerek, ilahiyi yeniden seslendirerek gündeme getiren Celal Karatüre ve arkadaşlarına da teşekkür etti. Okullarda, kamusal içeriklerde, işyeri tanıtım videolarında... "Kabe’de hacılar" isimli ilahi, özellikle Erdoğan'ın da açıklamalarının ardından, bazı belediyelerin sosyal medya hesaplarından kamu kurumlarında çekilen videolara kadar çok sayıda kamusal içerikte kullanıldı. Başta Samsun olmak üzere, ülkenin farklı bölgelerindeki ilkokullarda, hoparlörlerden öğrencilere dinletildi. Bu yükseliş ve sahiplenilme hali, Karatüre'ye de yeni kapılar açtı. Çokça restoran ve işyerinin tanıtım videosunda yer alan Karatüre, idari amirler, belediye başkanları ve Cumhur İttifakı'na bağlı partilerden siyasetçilerle verdiği görüntülere, aynı ilahiyi söyleyerek dahil olduğu işletme reklamlarını da ekledi. Peki, bu olayın “kahramanın” büyük bir gelire de kapı aralayan öyküsü ne? İlahiyi söyleyen Karatüre hangi tarikattan? Celal Karatüre, tarikatların kuşatması altındaki mahallesinde bir şekilde Menzil tarikatı ile ilişkileniyor ve o günden sonra mahallede "Sofi Celal" olarak anılmaya başlıyor. Ancak Karatüre tersi beklenirken, videolarının gündeme gelmesiyle, sosyal medya hesaplarında paylaştığı, tarikatın etkinlik ve buluşmalarında yer aldığı fotoğrafları apar topar kaldırdı. Kendisi bu kimlikle anılmaktan henüz açıklamadığı bir nedenle kaçsa da, çok sayıda Menzil mensubu, bazı dinci çevrelerce "Tarikatlardan uzak dur, herkesin sesi ol" öğüdünde bulunulan Karatüre'nin, kendilerinden olduğunun altını çizen paylaşımlarda bulunarak planı bozuyor. Gündemdeki tartışmanın elbette birden fazla başlığa yayılması mümkün. Ancak siyaset erbabının yakınından dahi geçmeyi tercih etmediği asıl mesele; tarikatların Celal ve onunla aynı öyküyü paylaşan yüz binlerce yoksul genci, kendi yaşam alanlarında nasıl hedef aldıkları, tarikatların, halkın inançları manipüle edilerek nasıl sevimli gösterilmeye çalışıldığıyla ilgili. Tarikat ve cemaat örgütlenmeleri, Samsun'da emekçi mahallelerinin normali haline geldi, getirildi. Bugün tartışılması gereken de bir ilahinin anlattıklarından ziyade, bu yükselişin arkasına saklanan karanlığın kendisiyle ilgili. İşte tam da burada gerçek bir tuzak var ve hedefte yoksullar yatıyor. Menzil'in hedefinde yoksul gençler var Celal gibi Samsun'un yoksul mahallelerinden birinde büyümüş olan ve 1999-2010 yılları arasında Menzil tarikatında aktif olarak yer alan Serhat'la konuştuk. Anlattıkları, tarikat örgütlenmeleri için neden yoksul mahallelerin ve yoksul gençlerin hedefe konulduğuna dair önemli ipuçları veriyor. "Menzil'in hedef kitlesinde çoğunlukla gelecek beklentisi ortadan kalkan, alkolizm ya da uyuşturucu bataklığına düşmüş, ailesi ve çevresi tarafından beklediği değeri görmeyen, yer yer suça bulaşmış gençler var" diyen Serhat, işsizlik ve yoksulluk oranlarının yüksek olduğu mahalleleri, tarikatın özel olarak hedefe koyduğunu söylüyor. Menzil ve diğer tarikatların gençlerle nasıl ilişkilenip, yeni müritler yarattıklarını ise şu cümlelerle anlatıyor: "Gençlere genelde mahallelerde kurdukları ağlarla ulaşıyorlar. Hedefe konan kişi öncelikle dergahlarda çaya çağrılıyor. Dergahta yalnızca tövbe etmiş ve 'Sofi' (Mürit) olma hakkı kazanmış kişiler 'hatme' gibi ritüellere katılabiliyor. Dolayısıyla ilgi görmek ve insan yerine konmak isteyen gençler, sıklaşan geliş gidişlerin ardından ritüellere dahil edilmediği için kendisini dışlanmış hissediyor ve 'ona saygı gösteren, onu aileden gören' diğerleri gibi tövbe edip, sofi olmak istiyor. Tövbe için ya tarikatın Adıyaman'daki merkezine gitmek ya da 'Vekiller' adı verilen tarikat mensuplarına ulaşmak gerekiyor. Sofi olduğun andan itibaren hayatı 'bolluk ve bereketle şerefleneceği, bu dünya olmasa bile öteki dünyada şefaatle karşılaşacağına' inandırılan gençler, kendilerini bir ailenin parçası olarak hissetmeye başlıyor. Yoksul bırakılmış mahallelerde daha aktif olmalarının özel bir anlamı var elbette. Buralarda yaşayan gençlerin çoğu sevgisiz büyüyor. Özellikle Samsun'da suça bulaşmaları içten bile değil. Eğitimden uzak kalıyorlar. Parasızlık gelişimleri yönünde engel. Beslenemiyorlar bile. Hayata bir sıfır yenik başlamış birilerine, hem bu hayatta hem de 'öteki' hayatta huzur ve bereket vaat ediyorsunuz. Bu, kendisini 'hep kaybeden' olarak gören ve hayattan ümidini kesmiş gençler için, bir şans daha anlamı taşıyor." Hayattan bir beklentisi olmayan ve kendisine yeniden bir hayat verilmiş psikolojisine sokulan gençlerin adeta birer fedaiye dönüştüğünü söyleyen Serhat, "Bu çocuklar yayın faaliyetlerinde, örgütlenme çalışmalarında, tarikat merkezinden gönderilen gıda malzemelerinin satışında; kurban derisi yüzmekten dergahların temizliğine kadar türlü görevlerde gönüllü olarak kullanılıyorlar" diyor. soL Haber, bu düzenin önümüze sunduğu öykülerin arkasındaki gerçeklere odaklanıyor. soL'un bu haberlerine destek olmak için abone olabilirsiniz. ABONE OL 'Çürük patatesleri yediler' Tarikatın il ve ilçelerdeki dergahlarında, Adıyaman'dan tarım mahsullerinin gönderildiğini ve bunların satılmasının istendiğini söyleyen Serhat'ın tanık olduğu bir olay ise meselenin insanlık dışı tarafını deşifre ediyor: Çürük patatesi bilirsiniz, çok kötü kokar. Bir gün Adıyaman'dan geldiğini iddia ettikleri çürük patatesleri, tarikat müritlerine sattılar. Hepsi para döküp sevap kazandıklarını sandılar. Böylesi bir bağımlılık, özellikle eğitimsiz ve insan yerine konmak isteyen gençlere etkileyici geliyor. Hepsi beyinleri yerinden alınmış gibi hareket ediyorlar. Serhat'a tarikatın Samsun'da nerelere yoğunlaştığını sorduğumuzda şu yanıtı alıyoruz: "Ağırlıklı olarak İlkadım ve Canik. Buraların da varoş denilebilecek mahalleleri. Aynısı daha seküler ilçeler için de geçerli. Örneğin Atakum'un yoksul mahallelerinde de varlar. Bu mahalleler işsizliğin, suçun çok yoğun olduğu mahalleler. Özellikle gidin bakın; Canik ve İlkadım'ın en yoksul bölgelerini seçerler çalışmalarını kurarken. Yavuz Selim Mahallesi de böyle bir mahalledir ve tarikatın Samsun'da en örgütlü olduğu semtlerdendir. Samsun'daki merkezleri olarak bilinen Semerkand Vakfı'nın Canik'te kurulmuş olması tesadüf değildir." 'Dergahlarda kuyruk oluyor' Yoksul gençlerin kayda değer bir bölümünün "iş bulurum, çevre yaratırım, hayata tutunurum" ümidiyle tarikatla ilişkilendiğini ifade eden Serhat, "Gençler bu hataya düşmesin" diyerek şunları ekliyor: "Seçtikleri bazı isimlere iş bulurlar. Çocuk eğer kabiliyetliyse, siyasetteki nüfuzlarını kullanarak seçilmiş gençleri iyi yerlere yerleştirirler. Ne yazık ki ağız birliği yapılmış gibi Samsun'da Roman gençlerine iş verilmiyor. Bu durum da yaşamak isteyen ve tarikatın hedefinde olan Roman gençlerin büyük bölümünün, Menzil ya da başkalarıyla ilişkilenmesine yol açıyor. Belediyelere, kamu kurumlarına, istediğiniz her yere bakın. Roman gençlere buralarda iş verilmez. Bu da tarikat için bulunmaz bir nimete dönüyor. İşsizliğe mahkum edilen gençler, çevrelerinden bazılarının ihya edildiğini görünce, dergahlarda kuyruğa giriyor. Ancak genelde bekledikleri gibi olmuyor. Menzil en eli sıkı tarikatlardan biridir. Müritlerine vermeyi değil onlardan almayı yol bilmiştir. Tam da bundan Menzil köyüne giden sofiler yerlerde üst üste uyurken, Gavs milyonluk aracı ve konvoyuyla adeta Saray gibi dizayn edilmiş konağında yatar." 'Tarikat mensuplarının işyerlerinde ucuza çalışıyorlar' "Öyleyse gençleri burada tutan nedir" diye soruyoruz: "Tarikat aslında bir çeşit rehabilitasyon merkezi gibi çalışıyor. Türlü ümitlerle kapısına gelen gençleri kovmuyor, onlara uyduruk bir manevi huzur veriyor. Yaşadıkları her türden ekonomik sorunun bir sınav olduğunu, aza ya da yoka kanaat getirip nefes aldıkları için şükretmeleri gerektiği öğütleniyor. Türlü örnekler anlatılıyor ve içinde bulundukları durumu sorgulamaları yönündeki eğilimleri yok ediliyor. Roman çocukların da çoğunu, oto sanayi ve benzeri alanlarda, ağır işlerde işletme sahibi olan tarikat mensuplarının yanına, çırak adı altında ucuz işgücü olarak yolluyorlar. Sokakta belki uyuşturucu batağına düşen, suça bulaşmış ya da bulaşma potansiyeli olan gençler her sabah kalkıp işe gitmeye başlayınca, mahalle dedikodusu kulaktan kulağa yayılıyor ve tarikat için 'Vesile oldular', 'Kurtardılar' gibi şeyler söyleniyor. Dergahı daha önce ziyaret eden başhekimler, doktorlar oldu. Statü olarak kendinden üstün gördükleri isimlerle bir şekilde yan yana düşen gençler, bir şekilde bu çevrenin kendisinden de etkileniyor. Sokakta, mahallede yan yana gelemeyecekleri isimlerle oturup çay içiyorlar. Tarikat bunu gençler üzerindeki etkisini artırmak ve gücünü kanıtlamak için yapıyor ama aslında Menzil, statülerin en fazla gözetildiği tarikatlardan biridir. Örneğin bir bürokratla müritler yan yana getirilmez. Bunun tek nedeni gizlilik değildir. Yoksul müritler 'ayak takımı' olarak görülür ve muhattaba değer değillerdir. Şayet onlarla statü olarak kendilerinden yukarıda birileri yan yana geldiyse, bu tarikatın bir planının sonucudur. Ya güç göstermek istiyordur ya başka bir şey planlıyordur." 'Hangi ilahileri dinleyeceğimize tarikat karar veriyordu' Dinleyecekleri ilahiden nerede alışveriş yapacaklarına kadar bağlı oldukları dergahın ileri gelenlerinin karar verdiğini aktaran Serhat şunları söylüyor: İlahi meselesine gelince; biz tarikata katıldıktan sonra bize başka cemaat ve tarikat mensuplarıyla görüşmememiz öğütlenirdi. Bu ilk öğütlerden biridir. 'Gönlünüz kayar' denirdi. Haliyle beslendikleri kaynaklar konusunda da böyle bir titizlikleri var. Hangi ilahileri dinleyeceğimiz bile tarikat tarafından belirlenirdi. Alışveriş yapacağın yeri bile çoğu zaman tarikat belirler. 'Kabede hacılar' ilahisi Abdurrahman Önül'e ait. O dinlediklerimiz arasındaydı. 'Et ve tavuk derisi yenilen mahalle' Şöyle devam ediyor: "Bu gencin sosyal medyasından tarikata dair görüntüleri silmiş olmasının birden fazla nedeni olabilir. Bence ağır basan şu; genellikle suça bulaşmış, düşkün gençleri ağlarına taktıkları için, bu popülerliğin üzerine çocuğun geçmişinde olumsuz bir şeyler çıkarsa 'Bizden değil' diyeceklerdir. Görselleri kaldırmasını tarikat istemiş olabilir. Sonuçta yoksulluk suç ve suçlu doğuruyor. Bu çocuk et diye tavuk derisi yenilen bir mahallede doğmuş. Orada büyümüş. Ben kesinlikle bir şeyin içine itildiğini ve kullanıldığını düşünüyorum. Tanımıyorum belki de kötü birisidir ama şu an üzerinden dönen tartışmaların boyutunu kavrayabilecek birisi olsa klip yapmak yerine normal hayatına dönmeyi tercih ederdi. Bilmiyorum. Üzülürüm ama hakkında çıkacak bir şeye de şaşırmam."