Durand Hattı’nda son haftalarda yaşananlar, iki komşu ülke arasında “yeni bir sınır olayı” başlığına sığmayacak kadar ağır. 22 Şubat’ta Pakistan’ın Afganistan içlerindeki hedeflere düzenlediği hava saldırılarında resmî rakamlara göre onlarca kişi öldü. Kabil bu kayıpların önemli bölümünün sivil olduğunu açıkladı. 26 Şubat’ı 27 Şubat’a bağlayan gece bu kez Taliban güçleri sınır hattında Pakistan mevzilerine taarruz başlattı, akabinde Pakistan savaş uçakları Kabil, Kandahar ve Paktia çevresindeki Taliban hedeflerini vurdu. Pakistan’ın önce Afganistan içlerine hava saldırıları düzenlemesi, ardından Taliban güçlerinin onlarca karakolun ele geçirildiğini iddia ettiği geniş çaplı sınır taarruzu ve son olarak Kabil’e yönelik bombardıman, alışıldık vekâlet döngüsünü aşıyor. Pakistan Savunma Bakanı’nın X hesabından yaptığı “artık aramızda açık savaş var” çıkışı, iki başkentin birbirini sadece sorunlu komşu değil doğrudan güvenlik tehdidi olarak konumlandırmaya başladığını gösteriyor. Bu eşik yalnız çatışma şiddetiyle ilgili değil. Kabul ve İslamabad, aynı anda üç baskının altında karar veriyor: iç siyaset, ekonomik kırılganlık ve bölgesel rekabet. Bu üç başlık birleştiğinde, “kontrollü gerginlik” diye tarif edilebilecek alan daralıyor ve ufukta daha kalıcı bir kopuş ihtimali beliriyor. Vekâletten doğrudan çatışmaya: Değişen eşik ne anlatıyor? Afganistan–Pakistan hattı onlarca yıldır vekâlet savaşlarının, sınır ötesi saldırıların ve istihbarat oyunlarının laboratuvarı işlevi gördü. Fark şu: Oyun genellikle “başkaları” üzerinden oynanıyordu. Mülteci kampları, medreseler, militan ağları bölgenin gri alanlarını dolduruyordu. Devlet orduları ise bu tablonun arka planında kalmayı tercih ediyordu. Bugün gördüğümüz manzara bu alışkanlığı kırıyor. Afgan tarafının Pakistan karakollarına dönük koordineli ve görünür bir taarruzdan açıkça söz etmesi, Pakistan’ın da Afganistan içlerindeki hedefleri “meşru askeri hedef” diye tarif ederek vurması, iki aktörü yeni bir kategoriye taşıyor. Artık yalnız “terörle mücadele” ya da “sınır ötesi taktik operasyon” anlatısı yetmiyor; sahneye devletlerarası çatışma ihtimali çıkıyor. Bu değişim, sınırı bir “tampon” olmaktan çıkarıp yeni bir cephe hattına çevirme riski taşıyor. Durand Hattı etrafındaki her köy, her vadinin politik anlamı artıyor. İki tarafın da kendi kamuoyuna dönük sert mesajlar vermek zorunda hissettiği bir dönemde bu sembolik önem daha da büyüyor. TTP dosyası ve “suçlu arama” siyaseti Resmî açıklamalara bakınca krizin merkezinde tek bir isim var: TTP ya da diğer adıyla Pakistan Talibanı. İslamabad, Pakistan içindeki saldırıların sorumluluğunu bu yapıya yüklüyor ve militanların Afganistan’da güvenli alan bulduğunu söylüyor. Bu argüman Ankara’dan Washington’a kadar birçok başkentte tanıdık. Zira devlet zayıflayan otoritesini gerekçelendirmek için “dış sığınak” anlatısına yaslanma eğiliminde olur. Taliban yönetimi ise bu çerçeveyi tümüyle reddediyor. Kabul’e göre Pakistan, kendi radikalleşme tarihini ve devlet içi fraksiyonların yıllarca bu ağlarla kurduğu ilişkileri Afgan topraklarına havale etmeye çalışıyor. Bir anlamda, geçmişte Afgan cihadını destekleyen hattın bedeli bugün Afganistan’a fatura edilmek isteniyor. Burada kritik olan şu: Her iki taraf da TTP dosyasını gerçek bir güvenlik sorunu olarak görüyor, fakat çözüm adresinde keskin biçimde ayrışıyor. Pakistan “sınır ötesi temizleme” mantığıyla hareket ediyor. Taliban ise bunu, henüz tanınmamış bir yönetimin elindeki az sayıda meşruiyet aracından biri olan egemenlik söylemine yapılmış saldırı olarak okuyor. Bu karşılıklı suçlama dili sürdükçe, mesele teknik güvenlik iş birliği zemininden çıkıp varoluşsal bir alana kayıyor. Bu kayma, tırmanmayı siyaseten ödüllendirirken, geri adımı her iki başkent için de daha pahalı hâle getiriyor. İki kırılgan ekonomi, üç hesap: Neden geri adım zor? Afganistan ve Pakistan birbirine benzemeyen iki siyasi rejime sahip. Buna rağmen ekonomik kırılganlık, rejimlerin meşruiyet sorunları ve bölgesel basınç söz konusu olduğunda şaşırtıcı ölçüde benzer bir tabloya sahipler. Bu ortak zemin, bugün sınırdaki her patlamayı daha derin bir siyasî anlamla yüklüyor. Taliban yönetimi, içeride daralan ekonomiye, yaptırımların baskısına ve uluslararası tanınmanın yokluğuna rağmen “güçlü devlet” görüntüsü vermek istiyor. Egemenlik vurgusu bu yüzden sert. Kabul, “bir komşu devletin cezasız biçimde hava saldırısı yapmasına izin veremeyiz” cümlesini sadece dışarıya değil, içeride kendi kadrolarına ve tabanına da söylüyor. Pakistan tarafında ise siyasi sistem uzun süredir kriz modunda. Ekonomik program IMF çizgisine sıkışmış, enflasyon yüksek, güvenlik tehditleri yaygın. İçeride, iktidar ile muhalefet arasındaki rekabet güvenlik dosyasını “ortak zemin” hâline getirebilecek durumda değil. Böyle bir atmosferde sınır ötesi operasyon hükümete “devlet hâlâ güçlü” cümlesini kurma fırsatı sunuyor. Her iki başkent için de geri adım atmak, iç siyasette “zafiyet” riskini beraberinde getiriyor. Bu nedenle, rasyonel bir hesap bile “bir adım daha sertleşelim, sonra bakarız” sonucuna varabiliyor. Fakat sınır krizlerinin mantığı tam burada devreye giriyor. Bir adım daha atıldığında geri dönüş maliyeti sürekli artıyor. Bölgesel satranç: Çin, Körfez ve Batı bu krize nasıl bakar? Afganistan–Pakistan hattı, yalnız iki ülkenin meselesi değil. Bu çizgi, aynı zamanda Çin’in Kuşak-Yol güzergâhı, Körfez’in güvenlik algısı ve Batı’nın terörle mücadele dosyası açısından kritik bir eksen. Bu da krizi daha yerel düzeyde çözme alanını daraltıyor. Pekin açısından bakış son derece pragmatik. İstikrar, CPEC ve genişleyen ekonomik hatlar için vazgeçilmez. Pakistan’ın daha fazla istikrarsızlığa sürüklenmesi Çin sermayesi için risk demek. Taliban yönetimi ise hâlihazırda Çin’le kurduğu teması “tanınma” arayışının bir parçası olarak görüyor. Bu nedenle iki taraf da Pekin’in “kontrolsüz tırmanma istemiyoruz” mesajını dikkate almak zorunda kalacak. Körfez ülkeleri için mesele, Afganistan’daki radikal ağların yeniden küresel bir tehdit potansiyeli kazanması riskine bağlı. Pakistan’ın içeride daha kırılgan hâle gelmesi, finansal destek dosyalarını da daha hassas bir zemine taşır. Batı cephesinde ise öncelik, süreci NATO sınırlarına sıçramadan yönetebilmek. Zira Ukrayna dosyası, Orta Doğu gerilimi ve enerji krizinin üzerine yeni bir güvenlik yükü binmesi istenmiyor. Bu durum, bir yandan tarafları “krizi büyütmeyin” yönünde sıkıştırıyor. Öte yandan, Afganistan ve Pakistan’ın stratejik değerini bir “pazarlık kartı” hâline getiriyor. Her ikisi de kendi dosyalarını küresel aktörlerle konuşurken bu krizi masaya getirmeye aday. Tali kriz mi, kopuşun habercisi mi? Peki tüm bunların ışığında, son çatışmayı nereye koymak lâzım? Sadece “yine bir sınır olayı” deyip geçmek hafızayı hafife almak olur. On yıllardır sınır hattında küçük krizler yaşandı, ancak bugün farklı olan hem retorikte hem sahadaki angajmanda çıtanın yükselmiş olması. Bu çatışma tek başına büyük bir savaşın garantisi değil. Ancak iki eğilimi açığa çıkarıyor. Birincisi, Afganistan–Pakistan hattında vekil savaşından açık çatışmaya geçiş eşiğinin azaldığı gerçeği. İkincisi, her iki başkentin de iç baskılar ve bölgesel dosyalar nedeniyle geri adım atma kapasitesinin zayıflaması. Kısa vadede, taraflar masaya dönmek zorunda kalacak. Sınırın tamamen kopması ne Kabil’in ne İslamabad’ın kaldırabileceği bir lüks. Fakat her yeni çatışma ilişkiyi onarması zor bir yıpranma noktasına biraz daha yaklaştırıyor. Bu yüzden Afganistan–Pakistan sınırındaki son tırmanış, tali bir kriz ile büyük kopuş arasında salınan gri bir alanı işaret ediyor. Pakistan savunma bakanının “açık savaş” ifadesiyle çizdiği sert retorik, bu gri alanı daha da daraltıyor. Böylece geri adım ihtiyacı büyüyor, fakat geri dönüş maliyeti her saat artıyor. O gri alan, bugün birkaç karakol ve birkaç sortilik hava saldırısından ibaret görünebilir. Yarın, devletlerin birbirini “geçici rakip” değil “kalıcı tehdit” olarak tanımladığı yeni bir dönemin başlangıcı hâline gelebilir. Bazen tarih, haritalara büyük oklar çizildiği gün değil, kimsenin ciddiye almadığı “sınır olayları” birikince değişir. Durand Hattı boyunca patlayan son toplar, bu birikimin yeni halkası mı, yoksa son uyarısı mı, onu da bu kez Kabil ile İslamabad’ın soğukkanlılığı belirleyecek. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. PAKİSTAN AFGANİSTAN çatışma Göktuğ Çalışkan, Independent Türkçe için yazdı Göktuğ Çalışkan Cuma, Şubat 27, 2026 - 09:00 Main image:
Fotoğraf: AA
TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Afganistan–Pakistan sınırında yeni çatışma: Tali bir sınır krizi mi, büyük kopuşun habercisi mi? copyright Independentturkish: