Adana Merkez Otogarı, herhangi bir güvenlik kontrolünün olmadığı, egzoz dumanı ile belirsizliğin birbirine karıştığı kendine has bir evren. D-400 karayolu üzerindeki bu yapı, bugünlerde sadece yolcuları değil; barınamayanları, emeklilikte çalışmaya mahkûm edilenleri ve hayalleri sınırlarda takılı kalanları ağırlıyor. Oksijen ’den Nimet Kıraç ’ın haberi, Türkiye’de emekçilerin içine itildiği güvencesizliği bir otogar aynasından sokağa taşıdı. 15 yıllık bekleyiş: Önce Karaman’a, sonra Adana’ya gönderilmiş Otogarın camlı bekleme salonunda gri bir battaniyeye sarılmış 75 yaşındaki bir adamın hikayesiyle başlayan haberde, kendisini "Mr. M.T." olarak tanıtan İran asıllı bu sığınmacı, tam 15 yıldır bu sandalyelerde yaşadığını öğreniyoruz. M.T., 1979 devrimi sonrası hapis yatmış, işkence görmüş ve 2003’te Türkiye’ye sığınmış. Önce İstanbul’da bir balıkçı teknesinde, sonra Karaman Otogarı’nda, 2011’den beri de Adana’daki bu sandalyede yaşıyor. İran asıllı sığınmacının hayalinin ABD’ye gitmek olduğunu öğreniyoruz: Hikâyesini anlatırken bir adam bekleme salonuna girip kendisine folyoya sarılmış bir miktar yemek bırakıyor. İçinde birkaç kaşık pembe renkli pilav, patates kızartması ve birkaç parça tavuk şiş var. Bay M.T., ısrarla yemeğini bizimle paylaşmak istiyor. Üzerinde ince bir mont, ayağında çorapsız giydiği spor ayakkabılar ve koltuğunun altında içinde bardak, tıraş bıçağı ve sabun bulunan şişkin bir sırt çantası var. Duygu geçişleri keskin: Türkiye’deyken yaşadığı bir rahatsızlık sebebiyle sağ gözünün kör olduğunu söylerken gülümsüyor ama konu iltica sürecine gelince hiddetleniyor. ‘En son 13 Aralık 2025’te Ankara’ya gittim… Başvurumu Amerikan dilinde ve Farsça yazdım, kutuya attım’ diyor. Yıllar içinde defalarca başvuru yaptığını ancak cevap alamadığını söylüyor: ‘Kalabalık ailelere yardım ediyorlar ama benim gibi tek bir adama neden yardım etmiyorlar?’ 12 yaşındaki Furkan: Geceleri otogarda, gündüz okulda Peronlarda sadece otobüs motorları değil, çocuk işçiliğinin sessiz gürültüsü de var. 12 yaşındaki Furkan, sabah okula gidip akşam babasıyla tantuni tezgahında ciğer kavuruyor. Babası İbrahim Akyüz’ün tespiti, Türkiye’nin son yıllardaki sınıfsal dönüşümünü çıplaklığıyla sergiliyor: 2010’larda alt sınıf, orta sınıf, üst sınıf vardı, ama şu an orta sınıf yok. Akyüz’e göre eskiden “neşeli” bir yer olan otogar, şimdilerde ekonomik buhranın getirdiği bir gerginlik alanı. İnsanlar artık tatile değil, sadece ekmek peşinde bir şehirden diğerine “çalışmaya” gidiyor. Emekli maaşı kiraya gidince 71 yaşında simsarlık yapıyor Haberde “otogarın en kıdemlilerinden biri” denilen 48 yıldır simsarlık yapan 71 yaşındaki Erol Şahin, emekli maaşının 21 bin 800 lira, kirasının ise 18 bin lira olduğunu anlattı. 71 yaşında zorunlu olarak buraya geliyorum. Emekli maaşım ancak kirayı karşılıyor. Çocuklarım bana nereye kadar yardım edecek. Baba olarak çocuğumu arayıp para istemek çok ağırıma gidiyor. Şahin, bu yaşta dinlenmek yerine yolcu toplamak için peronlar arasında koşturmaya devam ediyor. ‘Yoldayım ama hayatım pek bir yere gitmiyor’ On yıldır muavinlik yapan bir başka işçinin sözleri, güvencesiz çalışma koşullarının gençlik üzerindeki etkisini özetliyor: Yaklaşık on yıldır muavinlik yapan bir çalışan, ‘Yolda olmasına yoldayım, ama hayatım pek bir yere gitmiyor’ diyor. Ayda belki birkaç gün izin yapıp geri kalan tüm günler düzgün bir uyku uyumadan çalışsa da, bu kazançla aile evinden nasıl çıkıp kendi hayatını kurabileceğini bilmediğini söylüyor. Otogarın 52 yıllık çaycısı, 61 yaşındaki Mehmet Yağmur ise "Bak'ele" diye seslenerek ekliyor: Hayatın acımasızlığı devam ediyor, biz de çalışmak zorundayız. Hırsızı burada, hapçısı burada, evden kovulanı burada… 'En çok yatakta yatmayı özlüyorum' Üç yıldır otogarda yaşayan 68 yaşındaki Mustafa Bey var, haberdeki son özne: Gün içinde çay karşılığında kahvehanede çalışıyor, akşamları rüzgar almayan bir sandalye bulup uyuyor. “En çok yatakta yatmayı özlüyorum” diyor yüzünde yorgun bir ifadeyle. 13 yaşındayken çalışmaya gidip yıllarca kaldığı İstanbul anılarına tutunduğunu söylüyor. Aldığı 6 bin küsur liralık yaşlılık maaşı var. Gidecek hiçbir yeri yok. Bu yaştan sonra çalışabileceğine dair bir umudu da. 70 yaşına gelip darülacezeye müracaat etmeyi bekliyor. 'Otogarın ışıkları sönmüyor çünkü burada hayat gündüz kadar gece de yaşanıyor' Kıraç haberi sonlandırırken şu ifadeleri kullanıyor: Gece yarısını geçerken seferler seyrekleşiyor. Son otobüslerden biri ağır ağır perondan çıkıyor. Motor sesi yükseliyor, sonra karanlığa karışıyor. Otogarın ışıkları sönmüyor çünkü burada hayat gündüz kadar gece de yaşanıyor. Burası yalnızca şehirlerarası bir geçiş noktası değil: Çalışarak yoksullaşanların, yaşlanmalarına rağmen dinlenemeyenlerin ve geleceğe dair beklentilerini tüketenlerin durağı.