Şeyh Nûreddînîn babası Seyyid Abdülcebbar’dır. Soyu Şeyh Şemsedîn Ahlatî’ye dayanıyor. Şiirdeki mahlası “Nûrî”dir. 1205/1790 yılında Dihok’a 44 km. uzaklıkta bulunan ve Mizûrî Aşireti’ne ait olan Brîfkan köyünde doğdu. Abdullah ve Muhammed Emîn adlarında iki erkek kardeşi daha vardı ki Şeyh Nûreddîn bunların en küçüğüydü. Kendisi henüz küçük bir çocuk iken ailesi Brîfkan’a yakın bir köy olan ve Brîfkan gibi Mizûrî aşiretine ait olan Îtût köyüne yerleşen Şeyh Nûreddîn, burada babasının yanında Kur’an okumaya başlar ve on yaşında Kur’an’ın tümünü ezberler. Yine bu köyde babasından lugat ve temel dilbilgisi derslerini alır. Babası vefat ettikten sonra ilim tahsili için İmadiye ve Musul’a gider. Bu bağlamda kendilerinden ders aldığı bazı hocaları şunlardır: 1) Mela Yahya Mizûrî, 2) Musul Müftüsü Şeyh Abdurrahman ed-Dabbax, 3) Şey Hasan el-Habîtî, 4) Şeyh Suleyman el-Kurdî, 5) Mela Abdurrahman el-Mosilî, 6) Hayyatzade Şehabeddîn Ahmed Efendi, 7)Yûsuf Ramadanî, 8) Alî Efendi Mehderbaşî. Medrese tahsilini tamamlayıp icazet aldıktan sonra Îtût köyüne dönüp bir süre burada kalan Şeyh Nûreddîn, daha sonra Etrûş ve Beraş köylerine gidip bir süre bu iki köyde de kalır ve ardından doğduğu köy olan Brîfkan’a döner, vefatına kadar bu köyde kalır. Şeyh Nûreddîn üç tarikattan hilafetname almıştır. Dördüncü dedesi Şeyh Şemsedîn’den kendilerine intikal eden Halvetî Tarikatı hilafetnamesini babası Seyyid Abdulcebbar’dan, Kadirî Tarikatı hilafetnamesini Musullu Şeyh Mahmûd Kurdî’den, Nakşibendî tarikatı hilafetnamesini de yirmi yaşlarındayken Mevlana Halid’in halifelerinden Şeyh Abdulvehhab Şûşî’den aldı. Ancak Şeyh Abdulvehhab ile araları bozulunca yeni bir hilafetnameyi Şeyh Nûr Muhammed Şah el-Hindî’den alır. Ardından gittiği Bağdat’ta ikinci Kadirî Tarikatı hilafetnamesini de soyu Şeyh Abdulkadir Geylanî’nin oğlu Şeyh Abdurrezzak’a dayanan Şeyh Abdulkadir adında bir zattan alır. Hilafetname aldığı üç tarikattan en son Kadirîlik üzerinde karar kılıp yoğunlaşan Şeyh Nûreddîn bu tarikatı başta Musul, Erbil ve Behdînan bölgeleri olmak üzere Kürt mıntıkalarının birçok yöresinde yaygınlaştırmayı başarır ve binlerce mürit edinir. Gerek kendisi gibi Brîfkanî olan, gerekse başka yörelerden olan onlarca kişiyi halife olarak tayin eden Şeyh Nûreddîn’in Brîfkanîlerden halife tayin ettiği önemli şahsiyetler şunlardır: 1) Şeyh Abdullah Brifkanî’nin oğlu Şeyh Muhammed Brifkanî, 2) Şeyh Abdulhamîd Han Ertûşî, 3) Şeyh Alî Gelîrimanî, 4) Şeyh Hasan Brifkanî’nin oğlu Şeyh Mustafa, 5) Seyyîd Mustafa Brîfkanî’nin oğlu Seyyîd Abdullah, 6) Şeyh Abdullatîf Brîfkanî, 7) Şeyh Abdulcelîl Brîfkanî’nin oğlu Şeyh Hammad. Şeyh Feyzî Gilîremanî’nin kızı Halîme Hatun ile evlenen Şeyh Nûreddîn’in bu evliliğinden Pîroz, Fatma ve Safiye adlarında üç kızı olmuştur. Pîroz, amcası Şeyh Muhammed’in oğlu ile, Fatma da babasının halifesi Şeyh Abdulhamîd Etrûşî ile evlenmiştir. Safiye ise hiç evlenmeyip kendini babasının hizmetine adamıştır. 1268/1851 yılında Brifkan köyünde vefat eden Şeyh Nûreddîn’in mezarı bu köyde olup sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir. Bir seyahati sırasında Şehrezûr’dan gelip Brifkan’dan geçen Şeyh Rıza Talabanî, bu sırada Şeyh Nûreddîn’in türbesini de ziyaret etmiş ve içinde şu beyitlerin de geçtiği Farsça bir şiir söylemiştir: ‘Ezmê diyar çû kerdem zi Şehrezûr Oftad der diyarê Brîfkan me ra ‘ubûr Diyara gitmek azmiyle Şehrezûr’dan çıktım Brîfkan diyarına yolum düştü, oradan geçtim Goftend în derîh-i qutbî zi ewliya est În merqed-i hebîb-i Xwuda Şêx Nûrî est Dediler ki bu türbe velilerin kutbunun türbesidir Bu mezar Allah’ın sevgili kulu Şeyh Nûrî’nindir Ya Reb bi cah û hurmet-i în kutb-i evliya Curmê Riza bibexş ke fermûd “ene’l-xefûr” Ya Rab, bu veliler kutbunun yüzü suyu hürmetine Rıza’nın günahını affet; “ben affediciyim” demişsin Şeyh Nûreddîn, büyük bir âlim ve mürşid olmasının yanı sıra, kalemi güçlü bir şair ve edip olarak da bilinmektedir. Geride Kürtçe, Arapça ve Farsça olmak üzere üç dilden yazdığı 33 eser bırakmıştır. Bu eserlerin listesi şöyledir: 1)el-Budûru’l-Celiyye fî ma Messet ileyhi Hacatu’l-fukara’s-Sûfiyye 2) Meramu’l-İslam 3) Menakibu’l-Gawsi’l-A’zam 4) Tuhfetu’l-Murîd ile’l-Kurbi ve’t-Tevhîd 5) Miftahu’l-Ma’şerat 6) el-Fethu’l-Erham lî Şerhi’l-Hizbi’l-A’zem 7) Tenbihu’n-Niyam 8) Dîvanu’l-A’caz 9) Îbrazu Dakaiki’l-Hakaik 10) el-Behce 11) Nazmu’l-Fenniyye 12) Adabu’l-Halve 13) el-Cevheru’l-Meknûn 14) Zuhretu’s-Salikîn 15) el-Fethu’l-Erham 16) Telhîsu’l-Hikem 17) Resail ile’l-Hulefai ve’l-Murîdin 18) Buğyetu’s-Sûfiyye 19) Huccetu’l-Lehce 20) Kasîdetu Kurreti’l-Ayn 21) Manzûme 22) el-Kasidetu’n-Nûniyye 23) el-Kasîdetu’l-Hemziyye 24) Risale fî Hukmi’d-Duhan 25) Şerh ala Kasideti Şeyh Es’ad el-Mavsilî fî Zikri’l-Hulefai’r-Raşidin 26) Şiir Divanı (Farsça) 27) Divan (Kürtçe) 28) Şiir Divanı (Arapç) 29) Şerhu Kasaidi’l-Cedd el-Kutb Şemsedin el-Ahlatî 30) Minhacu’s-Salikin fi’t-Tasavvuf 31) Ta’lîkat ve Şurûh ale’l- Kasîdeti’l-Baiyye 32) Şerh ale’l-Kasîdeti’l-Baiyye fî İlmi’t-Tevhîd 33) Ta’lîkat ve Şurûh ale’l-Kasîdeti el-Lamiyyeti’l-Elifiyye Kürtçe Şiir Dîvanı: Şeyh Nûreddîn, “Zuhretu’s-Salikîn” adını verdiği Kürtçe şiir divanını kendisi yazıp tamamlamış, ancak zamanla dağınık bir hal alıp yeniden toparlanmaya ihtiyaç duyulmuştur. Bu bakımdan Şeyh Memdûh Brîfkanî 1944 yılında bu şiirleri yeniden bir araya getirmeye başlamış ve 1966 yılında harflerin kafiye sırasına göre bunları yeniden divanlaştırmıştır. Zahid Birîfkanî de elyazması olan bu divanı 2002 yılında Erbîl’de yayımlamıştır. Zahid Brifkanî’nin yayımladığı divanın bu nüshasından başka halen elyazması olan bazı nüshaları daha vardır. Şeyh Muhammed Tahir Brifkanî ile Muhammed Selîm Çelkî’nin nüshaları bunlardan iki tanesidir. Şiirlerinin muhtevası adap, felsefe, aşk, tasavvuf ve toplumdur. Şeyh Nûreddîn, dinî ve tasavvufî şiirlerin yanında, toplumsal şiirlere de imza atmıştır. Örneğin aşağıdaki şiirinde Musul Araplarının ticaret ve alış veriş için bu şehre gelen Kürtleri ne tür hilelerle kandıklarını fark etmiş ve bundan duyduğu rahatsızlığı dile getirmiştir: Herçî ku ehlê Mosil in Musul’da bulunan bütün ahali Er ‘alim in er cahil in İster âlimi olsun, isterse cahili Bi hîlew hewalan kamil in Hile ve dolapçının mükemmeli Mîzan û bey’ û keylî ye Terazi, alış-veriş ve tartı işinde Keyla Xwedê bi şer’ê şerîf Allah’ın soylu şeriatındaki tartıları Wan kêm kirin bêhed xefîf Eksik ayarladılar tanımadan sınırları Firyad ji Kurmancê ze’îf Güçsüz Kurmanc basıyor feryatları Ya Reb çi şehrê bi zulmê ye Allahım, ne zulüm var bu şehirde! Miskîn rezê xo çê diket Zavallı (Kurmanc) bağına bakıyor Qûtê ‘eyalê pê diket Ailesinin geçimini onunla sağlıyor Barê kerê xo bar diket Satacağını eşeğinin sırtına yüklüyor Hajote rê pir tehlî ye Yola düşüyor çok yorgunluk içinde Er fêkî ye er tûtin e Bazen meyve, bazen tütün oluyor Hindî bi destî keftine Neleri elde etmişse onları alıyor Kurmanc dibêt besî min e Kurmanc der ki: “Bu bana yetiyor Qûtê biçûkan kafî ye Çocukların azığına da yetmekte” Zadê ‘eyalê kar diket Ailesinin azığını temin eder Barê kerê xo bar diket Yükünü eşeğin sırtına yükler Qesda cihê bazar diket Pazarın olduğu yere niyet eder Mosil ku meqsûda wî ye Musul’a gitmek var hedefinde Hîna ke hat şehrê mezin Bu büyük şehre geldiği anda Beqal ewêt şaşik mezin Büyük sarıklı bakkallar orada Qewmê dirox tev hîlezin Bir kavim ki hepsi yalan dolanda Şola ewan telbîsî ye Hep aldatmaktır onların işi de Weqtê seharê roj ke hat Güneş’in doğduğu sabahki anlar Nazil kirin sûq û cemat Cemaat olarak inip pazar kurdular Peyda kirin tê da xebat Pazar kurmak için çalışma yaptılar Gotin werin Kurmancî ye “Gelin, Kurmanc geliyor” dediler Çengal ku havêtne çuhal Hemen çuvallara çengel taktılar Kêşa bi sed hîlew hewal Yüz hile ve dolapla onları tartılar Talan kirin sahib ‘eyal Aile sahiplerini talan edip soydular Kurmanc nizanit ew çî ye Kurmanc bilmiyor neler dönmekte. Nîvek dizî barê feqîr Fakirin yükünün yarısını çaldılar Xewfa Xwudê nedhate bîr Allah korkusu nedir hatırlamadılar Çûbû ji bîrê zemherîr Cehennem zemheririni unutmuştular Ew cehnema pir pêtî ye O cehennem ki gür alevler var içinde Şeyh Nûr Muhammed b. Şeyh Abdulkadir (ö. 1915) Şeyh Nûreddîn Brîfkanî’nin halifesidir. Kadirî Tarikatının bir mürşidi olmasının yanında büyük bir âlim olarak da meşhur olmuştur. Retorik yönü çok güçlü olan bu şeyh ve âlim, anadili Kürtçeyle birlikte Arapça, Farsça ve Türkçeye de hâkim bir edipti. Bir gün huzurunda düzenlenen bir münazara meclisinde patriklerden biri kendisine şöyle der: Ey Şeyh! “Biz Kur’an’da değinmediğimiz hiç bir şey bırakmadık” ayetine dayanarak Kur’an’da her şeye değinildiğini söylüyorsunuz. Peki Kur’an Güneş’in yörüngesindeki derecelerine de değiniyor mu?” Şeyh “evet” diyerek Kur’an’da geçen “Refîüdderecat” ifadesini ebced hesabına göre hesaplanmasını talep ediyor. Hesaplandığında toplam 360 yaptığını görüyorlar ve onun hem konulara hâkim hem de hazır cevaplılıkta usta bir âlim olduğu ortaya çıkıyor. Bu çok yönlü âlim ve şeyh, Musul Valisi Süleyman Nazif tarafından hasta haliyle zindana atılmış ve kaldırıldığı hastanede vefat etmiştir. O sıralarda kendisi de aynı zindanda olan ve Şeyh Nûr Muhammed ile bir süre beraber kalan Demelûcî o günleri özetle şöyle anlatmaktadır: Beni Anti Turanizm bir düşman olarak gören Musul Valisi Süleyman Nazif bu nedenle beni zindana atmıştı. Zindanda bu valinin kurbanlarının başına gelenleri tahayyül edreken el üstünde taşınan ve hasta olan yaşlı birini getirip hasırın üstüne atıp gittiler. Bu yaşlı zata dikkatlice baktım ve ‘Aman Allahım! Bu Şeyh Nûr Muhammed’ dedim. Demek diktatörlük katil olmayan, hırsızlık yapmayan ve yol kesmeyen ölüm döşeğindeki bu pir-i faniyi de zindana attıracak boyuta gelmiştir. Sonra yanına gittim ve ‘Aslan nasıl bu kafese girdi?’ dedim. Şeyh bana şu iki Farsça beyitle cevap verdi: Qeda destît penc enguşt dared Çû xwahed ber kesî rencî gumared Kader elinin tam beş tane parmağı var Birini yakalamak istediğinde şunu yapar: Du ber çeşmeş nihed, dîger du ber guş Yekî ra ber dehen, yanî ke xamûş İki parmağıyla gözünü, ikisiyle kulağını kapar Biriyle de ağzını; artık ne bir şey görür ne duyar Sonra da Şeyh bana başından geçenleri anlattı: “Askerler evimi bastı, kitaplarımı ve kütüphanemi dağıttı ve suç unsuru olabilecek bir şeyler aradılar. Derken Şeyh Abdüsselam Barzanî ile birlikte Kürdistan’da bazı reformların yapılması gerektiği ile ilgili İstanbul Hükümetine gönderdiğimiz vesikayı buldular. Bunu suç kabul eden Süleyman Nazif bundan dolayı beni bu zindana attı. Eğer hasta olmasaydım Kürdistan’ı nasıl kuracağımı ve Süleyman Nazif’i Şeyh Abdüsselam Barzanî’yi astığı darağacına nasıl asacağımı görecektin”. Demelûcî’nin yazdığına göre hasta olan Şeyh Nûr Muhammed birkaç gün zindanda kaldıktan sonra hastaneye kaldırıldı ve orada vefat etti. Akrabaları onun cenazesini Dihok’a götürüp orada aile mezarlığında defnetmek istedilerse de, Vali Süleyman Nazif böyle bir durumda mezarının Kürtler için bir toplanma ve eylem yapma yeri olacağından endişe ederek bu isteği kabul etmedi ve şeyhin cenazesini Musul Kimsesizler Mezarlığı’na defnettirdi. Yine Demelûcî’nin belirttiğine göre Şeyh Nûr Muhammed zindanda iken çoğu zaman şu Farsça beyti tekrarlardı: Nedîdem rahetî der bisterşahî û derwîşî Eger asayişî dared ender kefen darem Ne padişahlıkta rahatlık gördüm ne de dervişlikte Eğer rahatlık varsa herhalde göreceğim kefen içnde Not PROF DR KADRİ YILDIRM KÜRT MEDRESELERİ VE ÂLİMLERİ KİTABINDADA ALINMIŞ.