Batı İttifakı’nda bir savaş anketi “ Önümüzdeki beş yıl içinde küresel bir savaş çıkacak mı? ” Bir anket NATO’nun önde gelen beş ülkesinde (ABD, Kanada, Britanya, Fransa, Almanya’da) sormuş. Sonuçları Politico özetliyor (13 Şubat 2024). Sonuçlar ürkütücüdür. Bugünkü ortamda “küresel” bir savaşın Batı İttifakı ile Rusya arasında patlak vermesi beklenmektedir. ABD ile Rusya arasında nükleer silahlanmayı (ve kullanımını) denetleyen 1993 tarihli anlaşma ( START II ) yenilenmediği için bu boyutta bir savaşın nükleer olması kaçınılmazdır. Dolayısıyla anketteki soruya “evet” yanıtını verenler, aslında beş yıl içinde nükleer ve küresel bir savaş öngörmektedir . Ürkütücülük şurada: Batı İttifakı’nda yaşayan insanların en az üçte biri 2031’de bildiğimiz dünyanın nükleer bir savaşla yok olacağını düşünmektedir. Bu oran Britanya’da yüzde 43, ABD’de yüzde 46’dır ve iki ülkede de bir önceki yıla göre sıçramıştır. En düşük nükleer felaket öngörüsü yüzde 30 ile Almanya’dadır. Ankete katılanların çoğu kendi ülkelerinin de küresel savaşa katılacağını öngörmektedir. NATO üyesi oldukları için dışta kalamazlar… Savaşı kaçınılmaz gördükleri için Avrupalılar savunma bütçelerinin genişlemesine taraftardır. Ama savaş giderleri vergi artışları, ya da sosyal harcamalarda kısıntıya yol açacaksa tutum tersine dönmektedir. Politico , Avrupalılarda yaygın tercihin “ savunma giderlerini ABD üstlensin, refah devletini koruyalım… ” olduğunu vurguluyor. (Trump Avrupa’dan bu nedenle nefret ediyor…) Küresel savaş nerede patlak verecek? Ara-başlıktaki soruyu güncelleştiren gelişmeleri hatırlatalım: Trump’ın İran’a dönük olası saldırısının zincirleme uzantıları listenin başındadır; ama İran dostu bir nükleer gücün (örneğin Rusya’nın) aktif taraf olarak küresel savaşı tetiklemesi beklenemez. Trump Latin Amerika’da silah kullanmaya Venezuela’dan başladı; ama rejim değiştirme adımını (işgali) göze alamadı. Venezuela Anayasası işledi. Ulusal Meclis toplandı; Cumhurbaşkanı vekili olarak Maduro’nun yardımcısı Delcy Rodriguez’i görevlendirdi. Başkan Maduro’nun petrol ihracatı ve ekonomik yaptırımlar üzerinde ABD ile yürüttüğü müzakereleri şimdi Rodriguez sürdürmektedir. Ne var ki, Trump bu kez Küba’yı hedefledi. Mevcut ABD yaptırımlarına katı bir petrol ambargosu ekledi. Küba’ya petrol taşıyan tankerlere el koymaya başladı; ihraç eden ülkelere cezalı, yüksek gümrük tarifeleri uygulayacağını ilan etti. 1962’deki tehlikeli Küba krizinin bir benzeri 2026’da da patlak vermek üzere midir? Küba’ya Sovyet füzeleri taşıyan gemilerin tetiklediği önceki krizin nükleer savaşa dönüşmesi iki liderin (Kennedy ve Kruşçev’in) sağduyuları sayesinde önlenmişti. 64 yıl sonra Trump’tan o tarihteki Kennedy-benzeri bir tutum ummak herhalde abartılı bir iyimserliktir. Bu arada gündemden düşmüş görünen Ukrayna savaşında ise tehlikeli tırmanmalar devam etmektedir. Bunların küresel bir savaş tetikleme olasılığının İran ve Küba senaryolarından daha yüksek olduğunu düşünüyorum. Ukrayna’da süregelen tehlikeli gelişmeler Ukrayna’da Rusya’yı çökerteceği umulan (ve “son Ukraynalı’ya kadar sürecek”) bir vekâlet savaşını Biden yönetimi kararlaştırmıştı. Trump, “ ben olsaydım bu savaş başlamazdı ” derken haklıdır. Ukrayna’nın savaşı sürdürme potansiyelinin tükenmesi, NATO müttefiklerini de savaşın tarafı yapmaya başladı. NATO’yu (veya bir üye ülkeyi) Rusya’ya karşı doğrudan doğruya savaşan bir taraf olarak belirleyen adımlar her defasında Putin tarafından vurgulandı. Savaş ortamında belli bir eşik (“kırmızı çizgi”) aşıldığında Rusya nükleer silah kullanabilecektir. Bu eşik Rusya’nın nükleer doktrini olarak tanımlanmakta; zaman zaman değiştirilmekte ve her defasında açıklanmaktadır . Ukrayna’da konuşlanan Batı silahları ve birlikleri de açıklanmış olan kırmızı çizgiyi defalarca aştı. Sadece savaşan tarafları değil, tüm dünyayı, insanlığı yok edebilecek nükleer bir felaket olasılığı ( “Putin’in kırmızı çizgileri” ) üzerinde ABD defalarca kumar oynadı. Örnekleri Sol Portal’da aktardım, tartıştım 1 . Son “kumar” gecen yıl Trump tarafından oynandı: START II anlaşmasının yükümlülüklerini izlediği için Rusya, nükleer bir savaşta kullanılabilecek uzun menzilli stratejik bombardıman uçaklarını açıkta tutmaktaydı. ABD’nin bu sayede konumlarını bildiği uçaklara Batı gizli servisince örgütlenen bir sabotaj operasyonu Ukraynalı birlikler tarafından yürütüldü. Bazı uçaklar tahrip edildi. Nükleer bir savaşın “ilk vuruşu” anlamına gelen bu eylemi dahi “kırmızı çizgi” olarak görülmedi. Scott Ritter’in son açıklamaları Batı İttifakı’nın Ukrayna’daki son tehlikeli hamlesini Amerikalı barış eylemcisi Scott Ritter haberleştirdi: 20 Şubat’ta Ukrayna’dan atılan orta menzilli bir Flamingo füzesi Rusya sınırından 1300 km içerde yer alan Votkinsk askerî fabrikasını vurmuş; Rusya füze üretiminde stratejik önem taşıyan tesislerde ciddi hasar yaratmıştır 2 . Flamingo’nun bir Britanya şirketince Danimarka’ da üretilen bir füze olduğunu Ritter ayrıca açıklıyor. Ukrayna topraklarından Rusya’ya dönük saldırının ve stratejik tahribatın sorumlusu olan Britanya ve Danimarka, Rusya’nın son nükleer doktrininin sınırlarını çiğnemiştir. Takdir Rusya’nındır ve nükleer bir tepkiyi dahi tetikleyebilir . Bu olasılık Danimarka savunma bakanına sorulmuş. Yanıtı çok açık: “ Danimarka savaşta değildir; Rusya’dan açık bir saldırı gelirse bir NATO ülkesine yapılmış saldırı olarak değerlendirilir. ” Serin kanlılıkla, bugün değilse yarın, dünyamızın nükleer bir savaşa sürüklenebileceğini haber veriyor; ama farkında dahi değildir. “ Putin’in bir türlü aşılmayan kırmızı çizgileri ” Biden yönetiminde görev alan çevrelerde alay konusu olurmuş. Bu densiz kişiler sayısız provokasyona hedef olmasına rağmen Putin’in nükleer bir savaş olasılığını önlemek için gösterdiği olağan-dışı sağduyu ve itidali algılayamamışlar. Simplicius imzasını kullanan Rus yazar, sitesinde Fransa ve Britanya’nın Ukrayna’ya nükleer bir silahı “gizlice sızdırmayı” tartıştıklarını açıklıyor (25 Şubat 2026) ve Batı’daki bu saldırgan eğilimlerin Rusya’daki “maksimalist (aşırıcı)” savaş lobisini güçlendirdiğini vurguluyor. Rusya Güvenlik Kurulu’nun başkanı Medvedev ile Dışişleri-Savunma Konseyi başkanı Karaganov maksimalist akımın etkili temsilcileridir. Batı’nın Ukrayna savaşını Rusya topraklarına taşıma adımlarını baştan itibaren nükleer tepkiyle karşılamak taraftarı oldukları bilinmektedir. Ukrayna savaşının seyri Batı’da Biden, Macron, Starmer gibi açıkça Rusya düşmanlığını benimseyen çevreler ile Rusya’daki “maksimalist şahinler” karşıtlığı içinde biçimlenseydi ne olurdu? Bana öyle geliyor ki Vladimir Putin bugüne kadar bu uzlaşmaz karşıtlığı “idare ederek” bir nükleer felaketi önleyebilmiştir. Bugüne kadar “idare edilen” ABD, Avrupa, Rusya siyasetçileri elbette hoşnutsuz kalacaktır. Ama o sayede nükleer bir felaket önlenmiştir ve tüm insanlık Vladimir Putin’e teşekkür borçludur. 1 “III’ncü Cihan Savaşının Eşiğinde miyiz?”, 28 Haziran 2024; “Biden’ın Savaş Kararı”, 29 Kasım 2024; “Nükleer Felaket Gündemdedir”, 19 Haziran 2025. 2 Scott Ritter, The Flamingo Effect, 23 haber veriyor, Şubat 2023.