Kadıköy Halk Temsilcileri Meclisi anlamlı bir toplantı dizisi düzenliyor. Daha fazla bilgiyi şu haberden edinebilirsiniz . Ben de geçtiğimiz hafta içinde, yoldaş tarihçi Rasih Nuri İleri’yi konu alan etkinliğe torunu sevgili Esin İleri ile birlikte katıldım. Çarşamba akşamı konuştuklarımız orada kalmasın isterim… Birinci nokta şu: Türkiye’de komünist hareketin elbette çeşitli kadro kaynakları olmuş. İstanbul’da önceki işçi örgütlerinden gelenler, Anadolu’da Milli Mücadele’nin coşkusuyla ayağa kalkanlar, Çarlık Ordusuna esir düşüp Ekim Devrimini soluyan askerler… Osmanlı aristokrasisi ve onunla bitişik yüksek bürokrasisi ise beklenebileceği gibi parçalanacaktır. Normali, yeni burjuvaziye veya saltanatçı gericiliğe iltihak etmeleriydi; bunun haber değeri olmazdı. Lakin aralarından çıkan Marksist kol ilgi çekicidir. Nâzım Hikmet’in paşa torunluğu istisna değildir. Mustafa Suphi vali çocuğu, Reşat Fuat Atatürk’ün kuzeni... Rasih Nuri’nin babasını ise hem Kemalist harekette kayda değer mevkilerde, hem de İstanbul’daki sosyalist partilerde görürüz… Türkiye komünizminin bu yüksek görgü ve eğitim sahibi damarı, sınıfsal kökenlerine ihanet etmiş ve bu anlamda derin bir hesaplaşmadan geçmiş olan kadroları, hareketin formasyonunda önemli yer tutarlar. Rasih Nuri engin kültür ve bilgisiyle işte oradandır. 1942’de TKP’ye işçi çalışmalarının başındaki Ferit Kalmuk tarafından örgütlenmiş olmakla övünürdü. 1946’da Adana sendikalar birliğini kurmak Abidin Paşa’nın torununa düşecekti... İkinci olarak; bu kuşağın yaşadığı hesaplaşmada Milli Mücadele ve Cumhuriyet kritik halkadır. Eski ile yeninin kavgasında tarafları bellidir ve Kemalizme çok kadro aktarmış olmaları da anlaşılır bir durumdur. Komünizmde ısrar ederek TKP’yi oluşturanların işi ise zordu. Ankara’yı yüzünü ileriye döndüğü ölçüde desteklemek, ama burjuvazinin frenciliği, uzlaşmacılığı kendini gösterdiğinde eleştirmek, karşısına dikilmek… Formül gayet açık ve sadedir. Ama aynı formül, komünist harekete iddialı bir çağrının adresi olmayı vaat etmez. Daha sonraları komünizmi “kemalizmden kopamadığı” için ucuzdan eleştirenleri geçin. “Destekle / Eleştir” formülünde değil kusur. Sorun hayatın kendisinde! TKP 1925’te Şeyh Sait isyanı patladığında Ankara’ya destek açıkladı diye kayrılmamıştır. Takrir-i Sükûn Partiyi yeraltına iter, devamındaki Tevkifat neredeyse tasfiye eder. Daha önce de emperyalizme karşı “amele ve rençberlerin” safını oluşturmaya gelen Mustafa Suphi TKP’sine de siyasette yer açılmamıştı. Kuraldır, siyasette merkezi tutan diğerlerini baskılar. Siyaset güç ilişkisidir. Komünistler için biricik çözüm işçi sınıfındadır. İşçi sınıfından bir güç üretmek… Rasih ağabey “işçi sınıfı” vurgusunu teoride, siyasette, pratikte yakalayan Marksistlerden biriydi. Geldik üçüncü noktaya… “Destekle/Eleştir” konumlanışını sınıf ve devrim arayışıyla buluşturmayanların siyasal kavgası kısa ömürlü olur. Rasih Nuri, uzun ve inatçı komünistliğini arayışçılığına borçludur bir açıdan… Bana sorarsanız, vereceğim iki örnekte de eleştirilecek yanı çoktur. Ama önce, değerli olanı, anlamak gerekir. Birinci örnek, birinci TİP’te üst düzey sorumluluklar aldıktan sonra Mihri Belli’nin MDD hareketine katılmasıdır. Ancak, Doğan Avcıoğlu’nun Yön dergisinin TİP’e yönelik eleştirilerine, derginin sayfalarında verdiği yanıtta 1 da açıkça görülebildiği gibi Rasih Nuri daha başlarda -yani TİP sosyalist devrimci olmazdan önce- bilinçli bir sosyalist devrimcidir. Birkaç yıl sonra TİP’in iç çalkantısı MDD-SD bölünmesine oturduğunda SD’ci olmaktan vazgeçmeksiniz MDD safındadır. Çelişkiyse çelişki; Rasih ağabey TİP’teki bürokratizmden devrimci bir pratiğin çıkmayacağını, devrimci ruha sahip muhalefete işçi sınıfı vurgusunu katmanın ise mümkün olduğunu düşünmüştür. İkinci örnek, Komintern geleneğinden yetişme bir komünist olmasına karşın Troçkist eleştirilere açtığı kredidir. Bu konuyu pek yazmışlığı yok ve zaten benim burada işaret edeceğim nokta da SBKP tarihine ilişkin değil. Lenin’den başlayarak Sovyet komünizmi, Türkiye coğrafyasını devrimci risklerden uzak tutmayı ilke bilmiştir. Haklıdırlar, Boğazlar, Karadeniz, Kafkasya güvenliği olmadan sosyalist devletin işi çok zor olurdu. Bir değil, iki kere haklıdırlar, çünkü Sovyetler’i uluslararası sınıf mücadelesinin merkezine yerleştirmek her açıdan doğrudur. Ancak Türkiye’de komünistlerin buradan hareketle devrimci siyaset türetmeleri son derece zordur. Sovyet geleneği doğrudur, ama devrimci siyaseti aramaktan vazgeçtikten sonra doğruda durmak kime ne kazandırır? Bana sorarsanız, yöntem olarak “doğru” sabit değildir, bir arayışın konusu olabilir ancak. Son olarak, Rasih ağabeyin verdiği tarihçilik dersi ise gayet açıktır: Solun tarihine bütüncül yaklaşılmalıdır. Babası, Şefik Hüsnü’nün Türkiye İşçi Çiftçi Sosyalist Fırkasındaydı; o ekolden yetişti. Kendisi 1946’da Hüsnü’nün verdiği görevle Çukurova işçilerine koştu. Rasih Nuri İleri’ye göre de Şefik Hüsnü, TKP’nin tarihsel önderi, “Rehberi” idi. Geçmişin dönemlerini veya figürlerini birbirine tokuşturmaya ise, bildiğim kadarıyla, hiç kalkışmadı. Az önce yazdığım gibi Mihri Belli’nin yanında durdu; ama 1950’lerde hapishanede ters düşenlerden Mihri Belli’nin Zeki Baştırmar’a yönelik suçlamalarının haksız olduğunu söylemekten geri durmadı. Hüsnü’den de Belli’den haz etmeyen İsmail Bilen’den 80 sonrası Parti daveti aldığında yanıtının “Onur duyarım” olduğunu anlatmıştı. Tarihe bütüncül bakış “yüksek bir Parti bilinci” gerektirir. Rasih Nuri İleri’de o vardı. 1998’de Yalçın Cerit’in ve benim anlattıklarımızda, sanırım “Parti”yi gördü, ona ikna oldu. 99 seçimlerinde Sosyalist İktidar Partisi milletvekili adayı olmayı kabul etti. Seçim günü gelmeden, demek Nisan’ın ilk yarısında üye oldu. Partinin TKP adını almasını alkışladı. 2014’te öldüğünde örgütlü bir komünistti. Bir insanın seksenli yaşlarını solun Kırklı Yıllarını belgelediği kitaplar 2 hazırlayarak değerlendirmesi az buz şey olmamalı. MDD hareketi birbiri ardına yeni örgütler doğurarak daraldığında “Marksist-Leninist Haziran Hareketi” şekillenecekti. Rasih Nuri İleri, bu örgüt hakkında 12 Mart döneminde açılan davanın bir numaralı sanığıydı. Belli’nin (ve Şevki Akşit ile Mustafa İlker Gürkan’ın) kaçaklık günlerinde bu konumu mecburen, ama elinden gelenin en iyisi yapmayı gözeterek sırtlandı. Savunmasının son sözleri şöyleydi: Bilimsel Sosyalizmin öğretisine, yani bilime inanıyorum, Türkiye halkına inanıyorum, ona güveniyorum. Hakkımdaki yargı ancak onun yargısıdır. 3 1 Doğan Avcıoğlu’nun “aynı anda iki meydan savaşı verilemez” sözlerine, bu iki ayrı mücadele değildir diye yanıt verir Rasih Nuri: “… milli bağımsızlık meselesi doğrudan doğruya bu iç ve dış sömürücü kuvvetlerin demokratik yoldan kırılması ve sosyalist bir düzenin kurulması meselesidir. (…) Yok antiemperyalist mücadele, emperyalizmi yurda sokan kapitalizme karşı mücadeleden ayırtılırsa bu bir CHP oyunundan ileri gidemez…” İleri, Mihri Belli Olayı I, Anadolu Yayınları, İstanbul 1976, s. 35 ve/veya “Bağımsızlık - Sosyalizm ve İşçi Sınıfı”, Yön sayı 171, 8 Temmuz 1966. (İleri bu makalede “TİP Genel Yönetim Kurulu üyesi” sıfatını kullanmıştır. 2 TÜSTAV’ın beş ciltlik Kırklı Yıllar belgeler dizisinin dördü Rasih Nuri İleri imzasını taşır: Kırklı Yıllar -2 1944 TKP Davası, Kırklı Yıllar – 3 1945 İGB Davası, Kırklı Yıllar – 4 1947 TKP Davası ve Kırklı Yıllar – 5 İfşa Ediyorum – Kâzım Alöç / Savcı Konuştu Söz Sanığındır – Mihri Belli. 3 İleri, Mihri Belli Olayı II, Anadolu Yayınları, İstanbul 1976 , s. 845 (“Savunmam” içinde)