Çok yıllar önce 1982 yılında, ilk salon konserimizi Boğaziçi Üniversitesi salonunda vermiştik. O zaman ismimiz BCG idi. Grubumuz da Bülent Ergüden, Cengiz Sezmiş, Nazif Kırıcı, Gökhan Şeşen ve benden oluşuyordu. BCG ismi hem isimlerimizin baş harflerinden hem de o yıllarda gündemde olan BCG aşısından kaynaklanıyordu. Müziğe yeni bir soluk getirip, bizce kötü giden sektöre bir aşı gibi iyi gelmekti amacımız. Konseri ise o zamanlar Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü'nün aktif bir üyesi olan çok değerli piyanist, besteci ve aranjör Ayşe Tütüncü ayarlamıştı. Boğaziçi Üniversitesi o yıllarda da hepimizin gözdesi bir okuldu. Özellikle müziğe meraklı bizler içinse müzik kulübü sayesinde bu üniversite mabet gibiydi. Daha sonraki yıllarda özellikle rektör Kadri Özçaldıran döneminde hem sosyal tesislerde sahne aldım. Hem de bir dolu etkinliğe katıldım. Özellikle Yaşar Kemal’e verilen bir ödül sonrasında Zülfü Livaneli-Maria Faranduri ve Yaşar Kemal’le Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Kadri bey ve eşinin evinde yaptığımız sohbeti hâlâ hatırlarım. Nereden nereye. Seçilmiş, müziğe, sanata meraklı, aydın ve öğrencilerin çok sevdiği saydığı rektörlerden koskoca üniversitenin yönetim kadrosuna bakın. Şu andaki rektör bırakın konserleri teşvik etmeyi Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü’nü yerinden etmekle meşgul bu aralar. 1974 yılından beri yüzlerce müzisyen yetiştiren, binlerce provaya, konsere ev sahipliği yapmış bu kulüp atanmış rektör Naci İnci'nin talimatıyla bulundukları mekândan çıkarılma tehlikesini yaşıyor. Şubat ayının başında Hamlin Hall’un alt katında, ana binadan ayrı olarak kendi bağımsız giriş çıkışı olan, ses yalıtımına sahip 52 yıllık binanın artık derslik olarak hizmet vereceğinin bildirilmesi üzerine Boğaziçi’li gençler bunun önüne geçebilmek için temaslara başladılar. Okul yönetimi bu tarihi kulübün bundan sonra Hisar Kampüs’te faaliyetine devam edeceğini söyledi. Ama gelin görün ki Hisar Kampüs'ün hem ana binaya olan uzaklığı hem de tahsis edilen alanın hâlâ inşaatının devam ediyor olması, içinde işçilerin çalışması yerlerin tüp, izmarit ve ayakkabı dolu olması müzik kulübünün faaliyetlerini burada gerçekleştiremeyeceğini gözler önüne serdi. Ayrıca bu alanın olduğu koridora 3-4 kulüp daha sıkıştırma fikrini de yabana atmayalım. Zira bu kulüplerin üçü oldukça gürültülü faaliyetler gerçekleştiriyor. Düşünsenize kompresör, kaynak makinesi ve piyano aynı koridorda çalışabilir mi? Müzik Kulübü öğrencilerinin hiçbir mantıklı açıklaması ve talebi kabul görmedi ve her zaman olduğu gibi kaba kuvvete başvuruldu. 7 Şubat akşamı kampüse girişler kapatıldı ve tam 12 polis aracıyla Müzik Kulübü koruma altına alındı. Bir gün sonra ise tarihi piyanolar örtülere, bateriler ise özel kılıfları yerine patpatlara sarılarak işçiler tarafından yeni binalarına götürülüp bir kenara bırakıldılar. Şu anda tüm etkinlikler iptal edildi. Eski binalarına kavuşmak için müzik yapıp sosyal medyada yayınlayan öğrenciler haklarında tutanak tutulacağı tehdidiyle karşılaştı. Sen sağ ben selamet yani. Bu kara günlerin artık sonuna geldiğimize olan inancımı bu tür zorbalıklar daha da güçlendiriyor. Boğaziçi Müzik Kulübü öğrencilerinin tabii ki yanındayım. Bu pırıl pırıl gençlerin 52 yıllık mekânlarını değiştirebilirsiniz ama fikirlerini. Asla… Kalın sağlıcakla…