Antioksidanlarla zonaya karşı güçlenin

DİDEM SEYMEN / HABER MERKEZİ - Zona hastalığı, çocuklukta geçirilen suçiçeği virüsünün yıllar sonra yeniden aktifleşmesiyle kendini gösterir. Hastalığın etkilerini azaltmak ve iyileşmeyi desteklemek için sadece ilaçlar yeterli değil; doğru besinlerle bağışıklık sistemini güçlendirmek ve vücudu desteklemek de kritik öneme sahip. Antioksidanlar, fonksiyonel gıdalar ve probiyotikler, holistik bir yaklaşımın temel taşları olarak öne çıkıyor. Diyetisyen Nidanur Alagaş, zona ile mücadelede beslenmenin gücünü anlattı… Zona (Herpes Zoster) halk arasında “gece yanığı” olarak bilinen, suçiçeği virüsü olan Varicella Zoster’in yıllar içinde aktif hale gelmesiyle ortaya çıkan viral bir enfeksiyon hastalığıdır. B6'ya bağımlı epilepsi: Tanınmazsa ölümcül, tanınırsa tedavi edilebilir Çocukken suçiçeği geçirdiyseniz bu virüs vücudunuzdan tamamen atılmaz. Sinir köklerinizde “uyku moduna” geçer. Stres, yaşlılık, çevresel etkenlerle bağışıklık sistemi zayıfladı durumda virüs uyanır ve sinir hattı boyunca ilerleyerek cilde ulaşır. Viral hastalıkların tedavisinde üç ana etki mekanizması vardır: oksidatif stresi azaltmak, inflamatuar yolları düzenlemek ve bağırsak mikrobiyotasını zenginleştirmek. Bu 3 etki mekanizması ile bağışıklık sistemini güçlendirerek ilaç tedavisinin yanında holistik anlamda Zona döneminde iyileşmeyi hızlandırabilir. Oksidatif stresi azaltmak ve virüsle savaşmak için ORAC değeri yüksek olan antioksidan besin kaynakları büyük önem taşır. Antioksidan etki gösteren vitamin depolarının dolu olması oksidatif stresi azaltmak için gereklidir. A vitamini kaynakları karaciğer, yumurta sarısı, balık yağı, süt ürünleri, havuç, ıspanak, karalahana ve kırmızı biber gibi besinleri içerir. Bitkisel yağ kaynakları ile tüketimi A vitaminin emilimini arttırmaktadır. C vitamini: Turunçgiller, biber çeşitleri, kivi C vitamini kaynağıdır. C vitamini molekül yapısı sebebiyle ışık ve ısı ile hızlıca bozulabilmektedir. Bu sebeple pişirirken uzun sürelerde pişirmemeye, az suda haşlamaya dikkat edilmesi gerekir. Selenyum: Brezilya fındığı, deniz ürünleri, sakatatlar, süt ve süt ürünleri, tahıllar selenyum kaynağıdır ve beslenmeye mutlaka eklenmesi gerekmektedir. Haftada 1-2 kez balık tüketimi hem genel sağlık üzerinde hem de Zona hastalığının atak evresinde kişilerin rutini haline gelmelidir. Çinko: Hayvansal gıdalardan: kuzu eti, tavuk ciğeri, tavuk ve sığır eti; bitkisel kaynaklardan ıspanak, kuşkonmaz ve yeşil kabak çinko açısından zengin besinlerdir. Resveratrol: Kırmızı üzüm kabuğu, dut ve yer fıstığı gibi bitkilerde bulunan, güçlü antioksidan ve anti-inflamatuar özelliklere sahip doğal bir polifenoldür. Güncel araştırmalar resveratrolün kan basıncı, cilt sağlığı, kan dolaşımı, üzerinde olumlu etkilerini ortaya koymaktadır. Güçlü bir antioksidan olan resveratrolu diyetimize: taze ve kuru üzüm tüketimi, şekersiz yer fıstığı ezmesi, şekersiz fermente üzüm şırası ile eklemek mümkündür. Astaksantin: Somon ve karides gibi deniz canlılarında bulunan, güçlü antioksidan ve anti-inflamatuar özelliklere sahip kırmızı-turuncu bir karotenoid pigmentidir. Bilinen en güçlü antioksidanlardan biridir. Serbest radikalleri temizlemede diğer antioksidan etki gösteren E vitamini ve C vitamini ile tüketmek daha etkili olabilir. Nadir hastalıklarda erken tanı hayat değiştiriyor FONKSİYONEL BESİNLER Temel besleyici özelliğinin yanında sağlığımıza olumlu etkileri olan besinler fonksiyonel besinlerdir. Fonksiyonel besinler hiçbir işlem görmemiş doğal bir besin maddesi olabileceği gibi fonksiyonel bir besin ögesi ile zenginleştirilmiş veya genetik mühendislik yöntemleri ile değişikliğe uğramış bir besin de olabilir ve günlük diyetle tüketilir. Fonksiyonel besinlerin de diğer besinler gibi mucizevi besin olmadığının farkında olarak günlük diyetimize eklemeliyiz. Türk mutfağında da sıklıkla yer verilen bu besinlerden birisi Allium ailesinden sebzeler; soğan, sarımsak, pırasadır. Flavonoidler serbest radikal yakalayıcısı olmaları (yani antioksidan), enzim aktivitelerini düzenlemeleri, hücre çoğalmasını inhibe etmeleri, antibiyotik, antiallerjen, antidiyareik, antiülser ve antiinflamatuvar etki gösterirler. PROBİYOTİK VE PREBİYOTİKLER Antiviral tedavi sırasında bağırsak mikrobiyotasını korumak ve zenginleştirmek önemlidir. Probiyotik ve prebiyotik kaynaklı besinler florayı dengede tutar ve bağışıklık güçlenmesine yardımcıdır. Günümüzde bağırsak sağlığının psikolojimiz üzerinde de nasıl etkili olduğu gerçeği açıktır. Stres zona hastalığının tetikleyicisidir ve kişi için stres seviyesini dengede tutmak bu sebeple büyük önem taşır. Hem probiyotik ve prebiyotik içerikli simbiyotik gıdalar duydu durumu üzerinde olumlu etkilere sahiptir. Ev yoğurdu, kefir, kombucha, tarhana sıklıkla beslenmemizde bulunan probiyotik kaynaklarıdır. Probiyotik tüketiminde Irritabl bağırsak Sendromu (IBS), bağışıklığı çok fazla baskılanmış ve kronik bağırsak sorunları yaşayanlar hekim ve diyetisyenine danışarak günlük beslenmelerinde kendileri için uygun seçimleri yapmalıdır. ZONA HASTALARI NELERDEN ■ Holistik bakış açısıyla beslenmeyi de denkleme ekleyerek hastalığın şiddetli dönemini hızlıca geçirmek mümkün olduğu gibi kötü beslenme ve bazı besin ögelerinin beslenmede fazla olması da tabloyu olumsuz olarak etkileyebilir. ■ Baharatlı gıdalar ciltte hassasiyete sebebiyet verebilir ve bağırsak sağlığına antiviral tedavi sırasında kötü etkileyebilir. ■ Şekerli ve rafine gıdalar beyaz hamur, glisemik indeksi yüksek olan patates, bezelye ve beyaz pirinçten uzak durulmalıdır. ■ Alkol bağışıklığı zayıflatması ve vitamin minerallerin emilimini düşürmesi sebebiyle mutlaka atak süreçlerinde tüketimine son verilmelidir. Sonrasında ise sınırlı tüketim ile devam edilmelidir. ■ Yağlı ve kızarmış yiyecekler: Ağır yağlı yemekler, fast food ve hazır beslenme kesinlikle tercih edilmemelidir. ■ Arginin oranı yüksek gıdalar: Arjinin aminoasidi yüksek olan gıdalardan; çikolara, fındık, yağlı tohumların tüketimi ölçülü olmalıdır. YAŞAM BOYU RİSK YÜZDE 25–50 ARASINDA! Herpes zoster, yani zona, suçiçeği virüsünün tekrar aktive olmasıyla ortaya çıkan ağrılı bir deri hastalığıdır. Bağışıklık sistemi zayıfladıkça risk artar. Dünya genelinde yılda 1,2–3,4/1000 genç yetişkin ve 3,9–11,8/1000 65 yaş üstü bireyde görülüyor. Yaşam boyu risk yüzde 25–50 arasında değişiyor. Coğrafi fark az, Avrupa, Kuzey Amerika ve Asya-Pasifik’te benzer insidans raporlanıyor. Türkiye’de her 100 bin kişiden yaklaşık 900’ünde zona görülüyor. Özellikle 50 yaş üstü ve bağışıklığı baskılanmış kişiler risk altında. Erken tanı ve antiviral tedavi komplikasyonları, özellikle postherpetik nevraljiyi önlemek için kritik öneme sahip. Zona Farkındalık Haftası, risk altındaki bireylerin uyarılması ve farkındalığın artırılması amacıyla önem taşıyor.