Direnen Küba

Bu hafta başında (23 Şubat 2026) José Marti Küba Dostluk Derneği, Türkiye Komünist Partisi ve Küba Cumhuriyeti Başkonsolosluğu, Kadıköy Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde ortak bir basın toplantısı düzenleyerek Küba’daki son gelişmeleri kamuoyuyla paylaştı. José Marti Küba Dostluk Derneği Başkanı Nahide Özkan , ABD’nin Küba’ya yönelik ablukasının açık bir kuşatmaya dönüşmüş olduğunu belirterek 29 Ocak’tan itibaren petrol ihtiyacının tamamen aksadığını, sağlık alanında ciddi sorunların yaşandığını, ulaşım, doğal gaz, elektrik kısıtlamalarının arttığını ifade etti. Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan da, Küba Komünist Partisi ile yakın dostluk ilişkileri içinde olduğunu belirterek “Küba’nın direncini arttıracak adımlar attık, atıyoruz. Uluslararası dayanışma çok daha hayati bir durum arz ediyor” diye konuştu. ABD’nin Küba’ya yönelik ambargo ve ablukası, 60 yıldan fazladır sürüyor. Bu abluka, şimdi yeni bir aşamaya taşınmış durumda. 'Soykırıma dönüştü' Küba Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Raúl Ernesto Madrigal Cárdenas ise, sözlerine ABD ablukasının nihai hedefinin Küba Devrimi'ni yıkmak olduğunu hatırlatarak başladı. Başkonsolos Cárdenas, şöyle konuştu: "Küba ile ticaret yapacak olan şirket ve ülkelere yönelik yaptırımlar Birleşmiş Milletler Beyannamesi’nde de öngörülen başka ülkelerin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi ilkesine aykırıdır. Ülkenin yakıt tedarikinin engellenmesine yönelik bu adımlar, Küba’nın sağlık, eğitim, elektrik ve gündelik yaşamını olumsuz etkilemektedir." ABD’nin bu yaptırımını bir “soykırım” olarak niteleyen Cárdenas, “Bu soykırım politikası çok sayıda Kübalının ölümüne ve salgın hastalıklara neden oldu. Savaş koşullarında dahi bu yaptırımlar uygulanmaz” diye konuştu (Emre Alım, soL Haber, 23 Şubat 2026) . Başkonsolos Cárdenas, “ABD’nin Küba’ya bir askeri müdahalede bulunmasını beklemiyoruz. Çünkü Küba’nın buna hazır olduğunu biliyorlar” dedi (Ercan Çankaya, Cumhuriyet 24 Şubat 2026) . ABD egemenliği Başkonsolos Cardenas’ın ABD’nin bir askeri müdahalesine Küba’nın hazır olduğunu belirtmesi, tarihsel süreci hatırlattı. Aslında ABD’nin Küba üzerindeki ekonomik egemenliği 1880’lerde başlar. 1883’te ilk Amerikan kumpanyası, borçlu olan bir Kübalının büyük şekerkamışı işletmesini satın alır. Daha sonra Amerikan şirketleri, Küba şeker üretiminin yüzde 90’nına egemen olurlar ve şeker ihracatının yüzde 87’si ABD’ye yapılır. Küba, böylece ABD’ye bağlı tek bir ürün ülkesi haline gelir. 1899’da İspanya, Küba’yı tamamen Amerikalılara terk eder. Bu arada Amerikan Tabacco Company, Küba’dan ihraç edilen tütünün yüzde 90’nını himayesine alır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında da Küba’da ABD’nin kontrolünde diktatörlükler dönemi başlar. 1952’de de Batista , bir hükümet darbesiyle iktidara ele geçirir, Küba’yı ABD’nin tam bir sömürgesi haline getirmek ister. Ancak Kübalılar bu duruma boyun eğmezler. Batista’nın koyu diktatörlüğüne karşı canları pahasına özgürlükleri için mücadele ederler ve Fidel Castro önderliğindeki Kübalı devrimciler 1 Ocak 1959’da Batista’yı devirerek diktatörlüğe son verirler. Domuzlar Körfezi Çıkarması ABD, Fidel Castro yönetiminin Amerikan petrol rafinelerini, şeker şirketlerini, tütün tekellerini millileştirmesi üzerine Küba’daki yönetimi devirmek ister. CIA (Amerikan Merkezi Haber Alma Örgütü), Miami’de yaşayan 30 binden fazla Kübalı mülteciyi sosyalist devrime karşı örgütlemeye başlar. Kübalı mülteciler, çeşitli kamplarda silahlı eğitimden geçer. ABD, 4 Ocak 1961’de Küba’yla diplomatik ilişkilerini keser. ABD Başkanı John Kennedy , 12 Nisan 1961’de yaptığı basın toplantısında Küba’ya çıkartma yapmayacağını açıklamasına rağmen gerçekte o sıralarda çıkarma filosu, bu ülkeye doğru yol alıyordu. 15 Nisan’da sabaha karşı Küba Hava Kuvvetleri’nin renklerine bürünmüş CIA uçakları, Küba göklerinde göründüler. Amerikan kuvvetleri, 17 Nisan’da Domuzlar Körfezi (Playa Giron) kıyısına çıkarken Castro bütün Küba’yı harekete geçirmişti; ordu, hava kuvvetleri ve milisler alarm halindeydi. Domuzlar Körfezi’nde ABD’nin çıkartma araçları batırılmış, tankları yakılmış, paralı askerleri, devrimci ordunun ve milislerinin yoğun ateşi altında erimişlerdi. Ertesi gün Küba lideri Castro şu açıklamayı yapıyordu: “Saldırganlar mahvedilmiştir. Devrim, bu çarpışmadan zaferle çıkmış, 72 saat içinde ABD emperyalist hükümetince hazırlanan orduyu yenmiştir”. (Küba tarihi ile ilgili bilgiler, Devrimler ve Karşı Devrimler Tarihi Ansiklopedisi’ nden özetlenerek alınmıştır. Gelişim Yayınları, 1975). 'Ya vatan, ya ölüm' Küba Devrimi’nin efsane liderlerinden Arjantinli komünist Ernesto Che Guevara ’nın 11 Aralık 1964’te New York’taki Birleşmiş Milletler Zirvesi’nde yaptığı konuşma, emperyalist saldırganlığa karşı tarihi bir cevap niteliğindeydi. Che Guevara, konuşmasının son bölümünde şunları söylüyordu: “Bu büyük insan kitlesi artık “Yeter” demiş ve yürüyüşüne başlamıştır. Ve bu dev yürüyüşleri daha önce uğruna birden fazla kez öldükleri gerçek bağımsızlığa ulaşana kadar durdurulamayacaktır. Ancak bugün ölenler, Domuzlar Körfezi’nde ölen Kübalılar gibi ölecektir. Onlar kendi gerçek ve asla teslim olmayacak bağımsızlıkları için ölecekler. Tüm bu olanlar, sayın delegeler, tüm kıtanın bu yeni iradesi, kitlelerimizin mücadele kararlılığının dile getiriliş şekli olan, istilacının silahlı kolunu felce uğratan çığlıkla özetlenebilir. Bu çığlık, tüm dünya halklarınca, özellikle de Sovyetler Birliği’nin liderliğindeki sosyalist kamp ülkelerinde anlaşılmış ve benimsenmiştir. Bu çığlık: ‘ YA VATAN, YA ÖLÜM’ dür.” Küba halkı, emperyalist ABD’nin bu saldırganlığına karşı tarihsel geleneğinden gelen direnci ve inancı ile yanıt verecek güce sahiptir, diyebiliriz…