Boşanmak neden bu kadar kolay?

TÜİK’in açıkladığı 2025 yılı evlenme ve boşanma verileri önümde. Bu verileri okurken geçen yılın o soğuk adliye koridorlarını, kısa cümleleri, uzun sessizlikleri; kendi ayrılığımı hatırlıyorum. İnsan bazen profesyonel işi için baktığı istatistiklerdeki o sayının içinde kendini de buluyor. Son bir yılda 193 bin 793 çift boşanmış. Boşanan sayısı her yıl artıyor. O rakamın içinde benim de küçük bir hikâyem, bir imzam var. Bu yüzden meseleye sadece bir istatistik olarak bakamıyorum. Peki, ne oldu da bir yastıkta kocamak bu kadar zorlaştı? Kuşkusuz her evliliğin kendine has bir hikâyesi, her boşanmanın kendine özgü bir sızısı var. Ancak, günümüzde boşanmayı kolaylaştıran bazı ortak nedenler de var. Modern çağın görünmez zehri: Kıyas Sosyal medya bize hayatı, her günü bir balayı sahnesiymiş gibi sunuyor. Filtreli kahvaltılar, kusursuz çift pozları, romantizmi hiç bitmeyen hikâyeler… Sonra dönüp kendi evimize bakıyoruz. Yorgunluk var, iş stresi var, rutinin o gri ağırlığı var. Başkalarının seçilmiş anlarıyla kendi hayatımızı kıyaslayınca huzursuzluk başlıyor. Evliliğimizi eksik ve kusurlu diye damgalıyoruz. Oysa ilişki dediğimiz şey biraz da hayatın sıradanlığına birlikte omuz verebilme sanatı. Rol pazarlığı Eski zamanlarda kadının da erkeğin de evlilik içindeki rolleri netti. Geleneksel kodlar ne yapacağımızı söylerdi. Şimdi haklı olarak eşitlik istiyoruz. Ama rollerimizi tam olarak yerine oturtamadık. Herkes modernliğin özgürlüğünü seviyor, ama geleneğin konforundan da vazgeçmek istemiyor. İşimize gelince modern oluyoruz. İşimize gelmezse eski düzen geri gelsin istiyoruz. Bu kafa karışıklığı ilişkileri içeriden çürütüyor. Mağlubiyetten yeni bir sayfaya Eskiden boşanma bir başarısızlık, bir mağlubiyet gibi görülürdü. Aileler utanır, insanlar susar, mutsuzluk çoğu zaman idare edilirdi. Boşanma en son seçenekti. Bugün ise bu karara yüklediğimiz anlam değişti. Birçok kişi için boşanma artık bir son değil, yeni bir sayfa açma fırsatı olarak görülüyor. Bu değişim; iki ucu keskin bir bıçak. Şiddet ya da kronik huzursuzluk gibi ağır durumlarda, boşanma elbette olması gereken en güvenli çıkış. Ama öte yandan, boşanma normalleştikçe kararın eşiği de düşüyor. İlk büyük sarsıntıda ayrılık daha kolay akla gelen, daha çabuk başvurulan bir çözüm gibi görülüyor. Ayrılmak bazen doğru tercihtir. Fakat her sorunun ayrılıkla çözüleceğini sanmak fazla safdilliktir. “Biz” demenin maliyeti Bir zamanlar tek başına hayat kurmak zordu. Hem maddi hem de gündelik düzen açısından. Bugün teknoloji ve modern yaşam, kadınların da erkeklerin de tek başına ayakta kalmasını hiç olmadığı kadar kolaylaştırdı. Güvenlikten, online hizmetlere kadar pek çok aygıt, insanın evini, işini, günlük ihtiyaçlarını tek başına çevirebilmesini destekliyor. Böyle olunca, evlilik bir mecburiyet olmaktan çıkıp bir tercih haline geldi. Tercih olunca da beklentiler yükseldi. Evlilik bu beklentileri karşılamadığında, insanlar ayrılığı daha erken düşünmeye başlıyor. Neticede, mecburiyet azalınca sabır da azalıyor. Sabır azalınca en küçük sarsıntı bile “devam mı, tamam mı” sorusunu erkenden gündeme getiriyor. Mali sorunlar gerçekçi mi? Ekonomik zorlukların boşanmayı artırdığı bir gerçek, ama tek başına açıklayıcı değil. Ekonomi çoğu zaman boşanmayı doğurmaz. Daha çok, ilişkiyi sınar. Birlikte “biz” olmayı başarabilen çiftler, fırtına büyüdükçe birbirine daha sıkı tutunur. Ama zaten kırılgan olan ilişkilerde, para sıkıntısı var olan çatlakları görünür kılar. Gerilimi artırır. Yani kriz çoğu zaman yeni bir sorun yaratmaz, eskiden beri orada duran sorunu büyütür. Ya çocuklar Bu tablonun en görünmeyen yükünü çocuklar taşıyor. Boşanma iki yetişkinin kararı ama etkisi en çok çocukların dünyasında hissediliyor. Bu sayılara bakarken sadece yetişkinlerin kendi hayatlarını yeniden kurma çabasını değil, çocukların o parçalanmış düzen içinde taşıdığı sessiz ağırlığı da görmek gerekiyor. Nihayetinde kimse boşanmak için evlenmiyor. Beklentilerimiz yükseliyor, tahammülümüz azalıyor ama yine de huzurlu bir yuva aramaktan vazgeçmiyoruz. 2026’nın tablosunda rakamlar neyi gösterecek bilmiyoruz. Ancak şunu biliyoruz: En zor olanı, aynı hayatın içinde birbirine adil kalabilmek. Bazen evliliği kurtaran, bazen de boşanmayı insani kılan tek bir şey varsa, o da adalet duygumuz.