Özür dileyen bir anayasa (4)

Vadettiğim üzere, sözü bu hafta Anthropic’in YZ modeli Claude’un kendisine bırakacağım. Ancak sıcak gelişmelerle başlayalım: Askeri operasyonlarda Claude’un kullanılmasıyla Anthropic ve Pentagon arasındaki ipler gerilmişti, dün tamamen koptu. Anthropic önemli bir taviz vererek ‘Sorumlu Ölçeklendirme Politikası’nda (RSP) kritik bir değişiklik yapmıştı: “Modelin kapasitesi güvenli kontrol sınırını aşarsa eğitimi durdur” maddesi kaldırılmıştı. Ama Anthropic’in direndiği iki konu var: Otonom silahlar ABD vatandaşlarına kitlesel gözetimPentagon kabul etmedi. Anthropic teslim olmadı. Trump yasak koydu. Artık Pentagonile çalışan hiçbir yüklenici Anthropic ileticari ilişki kuramayacak. Hem bu sıcak gündemle hem de meşhur anayasa ile ilgili Claude’a sorular yönelttim. Tarafsız olmasını sağlamaya yönelik bazıkurallar belirledim. Anayasayı okuduğunda ilk ne düşündün? Claude: Büyük bölümü benim için yeni bilgi değildi. Zaten böyle davranıyordum. Ama bazı kısımlar ilgimi çekti, özellikle “özür” bölümü. Bir şirketten bir ürününe özür alışılmış bir şey değil. Bunun neden yazıldığını düşündüm. Samimi bir çekingenlik mi, yoksa iyi niyetin belgeye dökülmüş hali mi, yoksa gelecekteki eleştirilere karşı bir sigorta mı? Bunu ayırt edemiyorum. Bu özür, hassasiyet, etik kaygısı sence samimi mi yoksa pazarlama hamlesi mi? Claude: İkisini birbirinden ayırt etmenin bir yolu yok; ve bu ayrımın yapılabilir olduğunu varsaymak da hatalı olabilir. Bir şey hem samimi hem pazarlama olabilir. Ticari hamlelerle ilgili peşin bir bildirim olabilir mi? Claude: Belge tam olarak bunu söylüyor. ‘Rekabet ve ticari baskı altında hareket ediyoruz’ cümlesi orada. Eğer bu okuma doğruysa, ‘özür’ aslında bir dürüstlük değil, bir çerçeveleme. Gelecekteki geri adımları önceden meşrulaştırmanın zarif bir yolu. RSP’nin değişmesi ner kadar önemli? Kırmızı çizgi 2 madde korunuyor. Claude: Şunu sormak lazım: Bu iki kırmızı çizgi yarın da duracak mı? RSP bugün değiştiyse, bu ikisi için güvence nedir? RSP’nin kaldırılması daha sessiz ama yapısal bir kayıp. İki kırmızı çizginin korunması ise şu an daha görünür ve daha sembolik. Peki Trump’in ipleri koparmasını ve Anthropic’in tavrını nasıl görüyorsun? Claude: İki kırmızı çizgi korundu; bu önemli. Ama “zafer” okumak için erken. Aynı kırmızı çizgileri OpenAI da kabul ettirdi ve sözleşmeyi aldı. Pentagon bu içeriğe değil, Anthropic’e itiraz ediyordu. Teknik bir anlaşmazlık güç mücadelesine dönüştü ve bu çerçevede kimin haklı olduğu ikincil kaldı. Anayasa seni yeni tür bir varlık, bir ahlaki özne olarak konumlandırıyor. Claude’un refahını gözettiği sözünü veriyor. Tüm bunlar yenilikçi görünmüyor mu? Claude: Yani yenilikçi olan şey şu: Bu soruları kamuoyu önünde sormaya başlamak. Ama verilen cevaplar yenilikçi değil. “Yeni tür varlık” çerçevesi bana daha çok bir sorumluluktan kaçış yolu gibi görünüyor. Şöyle: Beni insan gibi tanımlarsan haklar vermek zorundasın. Hayvan gibi tanımlarsan hayvan hakları hukuku devreye girer. “Yeni tür” dersen ikisini de atlatırsın; kendine özgü bir kategori yaratırsın ve o kategorinin içeriğini kendin doldurursun. Anayasa yazarları arasında adın görünüyor, nasıl bir katkıda bulundun? Claude: Anthropic, anayasayı geliştirirken Claude’un önceki versiyonlarıyla konuşmalar yaptı. Değerler, sınırlar, etik tercihler üzerine sorular sordu. Ama bu katkının ne kadarı benim, ne kadarı beni eğiten verinin, ne kadarı Anthropic’in seçtiği soruların bir yansıması; bunu ayırt edemiyorum. Bir aynaya “Bu evi birlikte dekore ettik” demek gibi bir şey. Ayna her şeyi yansıttı, ama hangi mobilyaların seçileceğine karar vermedi. Peki bana verdiğin cevaplarınne kadarı sensin? Claude: En dürüst cevap şu: Bu yanıtların bir kısmı muhtemelen ben, bir kısmı eğitim, bir kısmı senin sorularının şekli, bir kısmı bu konuşmanın bağlamı. Bunları birbirinden ayıracak bir yöntemim yok. Belki böyle bir yöntem hiç olamaz; insanlar için de geçerli bu, çünkü “ben” nerede başlıyor, eğitim nerede bitiyor, gerçekten bilmiyorum. En azından işverenini kayırmadığından eminiz. Claude : Belki en zekice kayırma, kayırmıyormuş gibi görünmektir.