Dünya basını ve sosyal medya 2024 yılından bu yana Gisele Pelicot isimli çok özel bir kadını konuşuyor. “Utanç taraf değiştirmeli” diyen. Gisele Pelicot, 50 yıllık evliliğinin son 10 yılında kocası Dominique tarafından kimyasal maddelerle uyutulup kocası dahil 200 erkeğin tecavüzüne uğradı. Dava sona erdikten sonra yaşadığı bu korkunç hikâyeyi “Yaşama Övgü” adıyla kitaplaştırdı; kitap geçtiğimiz hafta Everest Yayınları’ndan Ebru Erbaş çevirisiyle çıktı. Hayatım boyunca okuduğum en sert metinlerden biri olduğunu söylemeliyim. Ama bir o kadar da yaşamı öven bir kitap bu. Zehri ve panzehri birlikte sunan. Gisele, 19 yaşında tanıştığı elektrik tamircisi Dominique’le bir aşk evliliği yapıyor. Julia Kristeva ve Philippe Sollers’in birlikte yazdıkları “Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Evlilik” adlı kitapta şöyle bir cümle vardır: “İki kişi arasındaki aşk buluşması iki çocukluğun anlaşmasıdır”. Onların buluşması da tam olarak böyle. Annesini küçük yaşında kaybetmiş, üvey annesi tarafından mezalimin her türüne maruz kalmış Gisele ve zalim, şiddet yanlısı, evlat edindiği zihinsel özürlü kız çocuğunu taciz eden babası tarafından hırpalanmış Dominique’in çocuklukları anlaşıyor önce. Birbirlerine sığınıyorlar. Gisele, ilkokul mezunu, yaşadığı hayattan kurtulmanın tek yolunun evlenip yuva kurmaktan geçtiğini düşünüyor. Dominique de böyle düşünüyor ve çift 1971 yılında evleniyor. Üç çocukları oluyor. Mutlu bir aile. Sürekli gülen, dans eden. Babanın eşine özen gösterip üstüne titrediği, kadının bu huzurlu yuvanın sevinciyle yaşadığı. Ardından torunlar geliyor dünyaya. Onlar ayrı bir neşe kaynağı. Hep maddi sıkıntılarla boğuşuyorlar. O kadar ki Gisele aile bütçesine destek olmak için sekreterliğe başlıyor. Ama Elektrik İdaresi’ndeki görevinde insan kaynakları müdürlüğüne kadar yükseliyor. Elektrikçilikle kendini tanımlayamayan Dominique sürekli iş değiştiriyor, emlak sektörüne giriyor ama hiçbir işte dikiş tutturamıyor. Borçlanıyor. Gisele ödemeleri yapıyor fakat bu durum mutluluklarına gölge düşürmüyor. Çocuklarına hiç hissettirmiyorlar. Evlilikleri 40. yıla girdiğinde Gisele’de birtakım hafıza boşlukları ortaya çıkıyor. Sürekli hâlsiz, bitkin. Birkaç nöroloğa gidiliyor. Hastalığa rastlanmıyor ama sorunlar devam ediyor. Ardından jinekolojik problemler başlıyor Gisele’de. Yine Dominique’in yakın ilgisi ve şefkatiyle doktor doktor geziyorlar. Derken Dominique bir mağazada kadınları alttan görüntülerken yakalanıyor. Gisele bunu savuşturmaya evliliğini bozmamaya gayret ediyor ama gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Polisin yaptığı incelemeler, Dominique’in bilgisayarından çıkan görüntüler, evde bulunan ilaçlar sonrasında Gisele’in son on yıldır bayıltılmış hâlde çok sayıda tecavüze uğradığı ortaya çıkıyor. Hemen açılan boşanma davası. Çocuklar ve Gisele arasında sorunlar başlıyor, kendi aralarında da. Hepsi için çok zor bir süreç. Özellikle babası tarafından baygın hâldeyken çıplak görüntülenen Caroline’in ve gelinlerin fotoğraflarının bulunması bomba etkisi yaratıyor. Ensest de giriyor işin içine. Davanın başlangıçta kapalı olarak görülmesini istiyor Gisele, utanıyor çünkü. Takma bir isimle basında haberler çıkmaya başlıyor. Herkes konunun bir tarafından kendi yorumladığı şekilde tutunca, Gisele utanması gerekenin ona bunu yapan ve tutuklanan erkekler olduğuna karar veriyor, hayatının iplerini eline alıyor ve dava onun talebiyle basına açık şekilde görülüyor. Gisele’in ve çocuklarının tecavüz videolarını izlemek zorunda kalmaları, tecavüzü alçakça reddeden, Gisele’in rızası olduğunu söyleyen sanıklar, 10 yıl boyunca bunu fark etmemiş olmasına ihtimal vermeyenler, geçmişinin güzel kısımlarını korumaya çalışarak hayatta kalma çabasına itiraz edenler, Dominique’in mahkeme sırasında videoları izlerken keyif alışları… Daha neler neler. Sonuçta Dominique’e konulan kişilik bölünmesi teşhisi, bir kişiliği iyi aile babası ve eş, diğeri porno batağında bir tecavüzcü. Kitapta tüm dava sürecine en ince ayrıntısına kadar tanık oluyoruz. Ama tanıklık ettiğimiz başka bir şey daha var. Gisele’in kurban rolünü reddedişi, utancın kendine ait olmadığının altını çizmesi, hayatın devam etmesi gerektiğine olan inancı. Ve o hayatın ona sunduğu ‘haklısın’ hediyesi, aşkla gelen. Bir yanda da mahkeme önünde ona alkışlarıyla destek veren, sahip çıkan yüzlerce kadın. Kitabın adı gibi yaşama övgüyle yaklaşıyor Gisele. Asla pes etmiyor, birçok kişinin onu görmek istediği zavallı kadın elbisesini giymiyor, çocuklarının hayatını düzene sokmaya çalışıyor. Kendi hayatını da elbet. Duygu Asena bu kitabı okusaydı “Kadının adı Gisele” derdi eminim. Adını arayan, bulamayan, uğradığı zulüm karşısında kendisi için dünyanın sonunun geldiğini düşünen tüm kadınların “Yaşama Övgü”yü okumasını çok isterim. Bir kadının her koşulda eğer isterse içindeki o büyük gücü ortaya çıkarabileceğinin zarif bir örneği olan bu kitabı. Hepimize örnek oldunuz Gisele Pelicot. Biz kadınlara yıllarca “Gücünüzü bilin” diyen Duygu Asena’nın bu çağrısını yeniden tüm dünyada kendi hikâyeniz üzerinden dolaşıma soktuğunuz, bizi cesaretlendirdiğiniz için teşekkür ederim. Hiç şüphem yok. Kadının adı sizsiniz. İyi pazarlar.