Durand Çizgisi ve Will Durant’ın uyarısı

Pakistan önceki gün Afganistan’a karşı resmen “açık savaş” ilan etti. İki ülke arasındaki sınır hattı bir kez daha alevlendi. Bu hattın adı, tarihin ironilerinden biri olarak: Durand Line 19.yüzyılın sonunda Britanya Hindistanı ile Afgan Emirliği arasında çizilen bu sınır, Peştun coğrafyasını ikiye böldü. O günden beri; kimlik, egemenlik ve güvenlik krizlerinin fay hattı oldu. Bugün yaşanan savaş ilanı, bu tarihsel fayın yeniden kırıldığını gösteriyor. “Durand Çizgisi” ismi ister istemez başka bir Durand’ı hatırlatıyor: Will Durant. Elbette iki isim arasında doğrudan bir bağ yok. Biri Britanyalı diplomat Mortimer Durand, diğeri 20. yüzyılın büyük tarihçilerinden biri. Ancak isim benzerliği, bizi tarih ve harp üzerine düşünmeye davet eden güçlü bir çağrışım sunuyor. Durant, eşi Ariel Durant ile birlikte kaleme aldığı “Tarihten Alınacak Dersler” (The Lessons of History) adlı eserinde savaşın insanlık tarihindeki yerini çarpıcı bir istatistikle özetler: "Yazılı tarihin son 3.421 yılında, harbin görülmediği yılların sayısı yalnızca 268'dir." Başka bir deyişle, tarih istisnai barış dönemlerinden ziyade, uzun ve kısa savaş periyotlarının toplamıdır. Bu tablo karamsar bir kader anlatısı değildir; daha çok, insan doğası ile devlet davranışı arasındaki sürekliliğe işaret eder. Savaş istisna değil, süreklilik Durant’a göre savaş, devletlerin anormal bir sapması değil, tarihsel düzenin tekrar eden bir unsurudur. İnsan toplulukları tıpkı bireyler gibi rekabet eder. Zenginlik, güvenlik, prestij ve kaynak arzusu devlet ölçeğinde yeniden üretilir. Birey, iç düzen ve hukuk sayesinde şiddet eğilimlerini sınırlar. Ancak uluslararası sistemde devletleri bağlayan ve zorlayıcı bir “üst otorite” yoktur. Bu nedenle devletler, varlıklarını tehdit altında gördüklerinde, iç hukukta yasak olan araçlara dış politikada başvurabilir. Durant’ın ünlü ifadesi burada anlam kazanır: “Savaş, milletlerin yeme biçimidir.” Bu metafor, savaşın ahlaki bir onayını değil; hayatta kalma refleksinin tarihsel tezahürünü anlatır. Pakistan’ın Afganistan’a yönelik hamlesi de yalnızca sınır güvenliği meselesi değildir. İki taraf da bunu beka, güvenlik ve iç istikrar çerçevesinde gerekçelendirir. Bu dil, tarih boyunca değişmedi. Milliyetçilik ve mobilizasyon Durant’ın dikkat çektiği bir başka unsur milliyetçiliktir. Devletler çatışmaya yönelirken önce kendi kamuoylarını hazırlar. Tehdit söylemi yükselir, karşı tarafın niyetleri karikatürize edilir, güvenlik kaygıları merkezileştirilir. Tarihçi, bu sürecin her çağda benzer biçimde işlediğini söyler. 18. yüzyılda aristokratik savaşlar sınırlıydı; siviller büyük ölçüde dışarıda kalırdı. Ancak 20. yüzyıl ile birlikte kitle seferberliği, propaganda ve endüstriyel silah üretimi savaşı topyekûn bir toplumsal deneyime dönüştürdü. Bugün buna dijital mobilizasyon eklendi. Sınır hattındaki bir çatışma, dakikalar içinde milyonlarca insana ulaşıyor. Nefret söylemi hızlanıyor, siyasal baskı artıyor, geri adım atmak zorlaşıyor. Durand Çizgisi’nin iki tarafında da milliyetçi refleksler güçlü. Peştun meselesi, sınır güvenliği, militan hareketliliği ve karşılıklı güvensizlik, siyasi söylemi sertleştiriyor. Böyle bir atmosferde diplomasi zemin kaybediyor. Barış mümkün mü? Durant yalnızca savaşın sürekliliğini anlatmaz; barışın nasıl mümkün olabildiğini de sorgular. Ona göre barış, romantik bir ideal değil; güç dengesi üzerine kurulu kırılgan bir istikrardır. Tarihte uzun barış dönemleri ya hegemonik üstünlükle ya da karşılıklı caydırıcılıkla sağlanmıştır. Roma İmparatorluğu’nun görece istikrar yılları, 19. yüzyıl Avrupa’sının Viyana düzeni ya da Soğuk Savaş’ın nükleer dengesi bu mantığın örnekleridir. Ancak bu barış dönemleri bile çevresel çatışmalardan azade değildir. Durant’ın ilginç biçimde aktardığı iki figür vardır: M.Ö. 3. yüzyılda savaştan sonra şiddetten vazgeçen Hint hükümdarı Aşoka ve Roma İmparatoru Augustus. Her ikisi de fetih sınırlarını bilinçli olarak daraltmış, genişleme siyasetini sınırlamıştır. Tarihçi bu örneklerle şunu ima eder: Güçlü liderlik bazen savaşı genişletmek değil, durdurmakla ölçülür. Ancak bunun için iç kamuoyunun ve elitlerin ikna edilmesi gerekir. Aksi halde barış, zayıflık olarak algılanır. Durand Çizgisi’nin ironisi Pakistan ile Afganistan arasındaki savaş ilanı, 19. yüzyılın emperyal bir sınır çiziminin 21. yüzyılda hâlâ jeopolitik sonuç ürettiğini gösteriyor. Durand Çizgisi, yalnızca iki ülkeyi değil; tarihsel hafızayı da ikiye bölmüş durumda. Will Durant’ın analizleri bu noktada açıklayıcıdır. Tarih, insan doğasının ani dönüşümlerine değil, yavaş sürekliliklerine tanıklık eder. Rekabet, korku, güvenlik arayışı ve güç dengesi, farklı isimler altında tekrar eder. Bugün yaşanan savaş ilanı yeni olabilir; fakat mantığı yeni değil. Yazılı tarihin binlerce yılı içinde barışsız geçen zamanın ağırlığı düşündürücü. Ancak aynı tarih, savaşın kaçınılmaz değil, yönetilebilir olduğunu da gösteriyor. Güç dengesi kurulabildiğinde, liderlik aklı galip geldiğinde ve korku kontrol altına alınabildiğinde, çatışma ertelenebiliyor. Durand Çizgisi bir sınırdan fazlası. O, tarihin sürekliliğinin sembolü. Ve belki de bize şunu hatırlatıyor: Savaşın tarihi uzun olabilir; fakat barışın değeri tam da bu yüzden ağırdır. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. Durand çizgisi Will Durant Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı Dr. Osman Gazi Kandemir Pazar, Mart 1, 2026 - 09:00 Main image:

Görsel: AA

TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Durand Çizgisi ve Will Durant’ın uyarısı copyright Independentturkish: