İpin ucu

Yahudilikle ilgili film izleyemez oldum. Bu bir anda başlamadı ama bir anda böyle oldu. “The Brutalist”i karnım ağrıyarak izledim örneğin, üç saat süren bu film ne anlatıyordu, neden bu kadar başarılı olmuştu? “Marty Supreme”in yönetmeni delikanlının ilk iki filmine bayılmıştım ve bu film de fena değildi ama bu kadar yerlere göklere konulacak ne vardı, her sahnede gözümüze sokulan davut yıldızı dışında? “Zone of Interest”i sevdim, çünkü orada konu faşizmin içselleştirilmesiydi, bu evrensel bir konuydu ve yönetmeni Jonathan Glazer tam bu noktadan günümüz İsrail’ini bir zamanların Almanya’sına benzetmişti. Lisede ders yılı başında tuğla gibi fizik kimya matematik kitaplarını açardım ve derdim ki “Bir noktada ipin ucu kaçacak”. Gerçekten de kasım ayı gelmeden kaçardı. Birbirinden zor dersler bir süre sonra anlaşılmaz hale gelmeye başlardı. Dünya ile ilgili ipinin ucunu da kaçırdığımı düşünüyorum. Artık anlam yok oldu. Türkiye’nin gündemi yetmezmiş gibi, dünyanın da anlaşılır yanı kalmadı. Geçen yüzyılda “Burası Türkiye, İsrail değil” diye bir slogan popülerdi. Maç çıkışı, polis biraz sert davranınca hemen bu slogan yükselirdi. İsrailli askerlerin Filistinli bir gencin kolunu taşla vura vura kırdıkları bir görüntü vardı. Geçen zamanda İsrail bir kez bile şaşırtmadı. Hep işgalci, hep sahtekar, hep zorbaydı. Buna rağmen “Yahudi filmlerini izleyemez oldum” boyutuna varan bir genel yargım yoktu. Woody Allen Yahudi’ydi, Spinoza Yahudi’ydi, Marx Yahudi’ydi… Oransal çoklukları antisemitistlerin tezlerini güçlendiren bir delil gibi dursa da sanattan bilime her alanda muazzam işler çıkartan Yahudiler vardı. Bu insanların varlığı, İsrail’in saldırganlığını dengelemiyordu elbette ama toptancı bir ruh haline girmeyi engelliyordu. İngiltere’nin de ne mal olduğunu biliyorduk ama orada da John Lennon vardı mesela. *** Babam namazında niyazında bir adam olmasına rağmen, Yahudi müşterilerini severdi. “Ticareti ustasından öğreneceksin” derdi. Kendi iş hayatımda da Yahudi kimle çalıştıysam, ödememi aldım, hiç aldatılmadım. Nedim vardı Yahudi arkadaşım. Osmanbey’de tekstil işi yapıyorlardı, jilet gibi giyinir, tıraşını hiç aksatmaz, Fransız filmlerindeki aktörleri anımsatırdı. “Kız kardeşine nasıl davranılmasını istiyorsan, çıktığın kıza öyle davranacaksın” lafını ilk ondan duymuştum. CNN Türk yayın hayatına başlayınca New York Times, Washington Post’ta ilan verilmesi planlanmıştı. Gazetelerin üçüncü ve beşinci sayfalarında art arda toplam iki tam sayfa çıkacak bir ilan hazırlamıştım. İlk sayfada Türklerin tarihi boyunca bilim ve sanata yaptıkları çarpıcı katkılar listeleniyordu. “Onu buldular, bunu keşfettiler” ama kim bunlar belli değil. Sonra sayfayı çeviriyorsun ve bir cümle: “Ve şimdi CNN bu ülkede yayına başlıyor”. Altta logo ve bir slogan: “CNN Türk, İşte bunu haber denir.” İlan yayınlanamadı. Çalıştığım ajansın patronu bu ilan için Amerika’ya gitti ve dönüşte, “Bizi sadece Yahudi lobisi destekledi, gerisi veto etti” diye yakındı. Evet İsrail Devleti berbattı ama Tel Aviv’de herkes İbrahim Tatlıses dinliyordu. Antalya’da şezlong komşusu İsraillilerle hemen arkadaş olup, Emel Sayın şarkıları söyleyerek sarhoş olabiliyordun. Derken ipin ucu kaçmaya başladı. İsrail öyle katliamlar yaptı ve Jerry Seinfeld benzeri profiller bu katliamları öyle alçakça karşıladı ki İsrail Devleti ile Yahudi kavramlarını ayırmak zorlaştı. Epstein diye bir herif türedi, New York’un altında şeytan ayinleri yapılan sinagog keşfedildi. Fanatiklerden duyduğumuzda omuz silktiğimiz safsatalar tokat gibi bir gerçeklik kümesi içine girdiler. Rosemary’nin Bebeği ile Eyes Wide Shut karışımı bir atmosfer nefesimizi kesmeye başladı. Spielberg Münih filminde Filistinli eylemcileri “insan gibi” gösterdiği için İsrail tarafından eleştirdi ama diğer yandan ben de “İyi ama filmde neden İsrailliler İngilizce, Filistinliler Arapça konuşuyor? Amaç Batı izleyicisinde ‘Biz ve onlar’ algısı yaratmak mı?” diye Spielberg’e kızdım. Son dönemde ise Netanyahu denilen canlının o tanıdık ve mide bulandırıcı sırıtışı tüm imgelerin önüne geçti. Okul bombaladılar, hastane yaktılar ve bu bünye sırıtmayı hiç bırakmadı. Öyle bir korku saldılar ki Wim Wenders giderayak tüm anısını kirletmeyi göze aldı, koskoca Paul Thomas Anderson, “Tam da Oscar seçmeleri olurken başıma bela almayayım” diye Filistinli ölü bebeklerin üzerine bastı. Susan Sarandon geçenlerde “Gazze’de Filistin halkının yanında olduğum için bütün stüdyolar benle ilişkisini kesti” dedi. Çoğu Yahudi olan Silikon Vadisi soytarıları tüm güçlerini İsrail için dünyayı maniple etmeye harcadı ve harcıyor. **** Postmodern zevatın en sevdiği yergilerden biri “Sana ne kardeşim, sen kendi ülkene bak” demek. Bu mantıkla kendi dilinden, dininden, ırkından, milletinden olmayan kimseye tek laf edemezsin. Nerede doğacağımızı, hangi dine ait ilan edileceğimizi biz seçmiyoruz ama iyi bir insan mı, kötü bir insan mı olacağımızı seçebiliriz. Hiçbir cemaat veya millet kategorik olarak tamamıyla kötü veya iyi olamaz. Beş kardeş bile bir değilken, milyonlarca insan sırf nüfus kağıtları nedeniyle aynı olamazlar. Yahudiler bu dünyaya birçok güzellik vermiş, ortak kültüre yapısal katkılar yapmış insanlar. Her yerde olduğu gibi onların içinde de iyiler ve kötüler var. Sorun artık iyileri hiç duyamadığımız siber yankı odalarında yaşıyor olmamız. Dünyada en çok Yahudi’nin yaşadığı kent bir Müslümanı belediye başkanı seçti. Peki “bizim topraklarımız” ne zaman kalıcı barışa kavuşacak? Bunu Netanyahu gibilerden mi bekleyeceğiz, yoksa kardeşliğin yollarını kendimiz mi arayacağız? İnandığınız veya ait hissettiğiniz şeylere sizden daha bağlı olduğunu söyleyip bu gerekçeyle size üstünlük taslamaya çalışan herkese karşı temkinli olunmalı. Netanyahu, Trump ve benzeri emlakçı tayfa Akdeniz kıyısında kupon arazi bulma coşkusuyla katliamları göze alabilir ama hiçbir arazi dört bin yıllık Yahudi toplumunun kaybetmekte olduğu şey kadar değerli olamaz. Korkunç bir soykırıma uğramalarının üzerinden daha yüz yıl geçmeden Yahudiler, aklı başında çok fazla kişinin nefretini kazanmayı becerdiler. Ortada Yahudiler adına galibiyet değil, muazzam bir başarısızlık var. Ve sanırım çoğu bunu hâlâ görmüyor.