Cumhurbaşkanlığı Kabinesindeki en rahat kişi kimdir, diye sorsanız tereddütsüz “Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ’dur” derim. Tayyip Erdoğan tarafından Bakanlık görevine tensip edildiği 2 Temmuz 20024’ten bu yana aile hekimlerine eziyet etmekten başka bir icraatını gören, duyan yok. Bir ara bir Zihni Sinir Projesi yapmıştı. Şehir meydanlarında insanları baskülle tartıp, mezurayla ölçerek obeziteyle mücadele edecekti. Böylece birkaç gün basında yer aldı, sonra unutuldu gitti. SSK Okmeydanı Hastanesi’nden mesai arkadaşıyızdır, hakkını da yemeyeyim, gerçi yapabileceği pek bir şey de yok . IMF-Dünya Bankası patentli “Sağlık Reformu” o göreve gelmeden çok önce menzile girmişti. Sağlık politikalarını da Saray ’daki Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu belirliyor. Kanun tasarıları, teklifleri, filan hep oradan geliyor. Adet yerini bulsun diyerek Meclis’ten geçiriliyor ama AKP milletvekilleri bile tek bir kelimesine dahi dokunamıyor. Sözde halkın oylarıyla seçilen siyasetçinin dokunamadığına Saray’ın atadığı bürokrat ne yapsın? Zaten AKP Türkiye sağlık sistemini öyle bozdu ki Sağlık Bakanı allameicihan olsa yapabileceği bir şey yok. *** Sanırım kendisi de bu gidişatı kabullenmiş durumda ki Bakanlık makamına pek uğradığı yok. Ne zaman rastlasam hep bir yerlerde geziyor, bir yerler açıyor, bir şeyler konuşuyor. Bu yoğunluk arasında özel hastanecilerin “Patronlar Kulübü” OHSAD’ın Kurultaylarını da kaçırmıyor. Kırk iki yıllık meslek hayatımda iki düzine Sağlık Bakanı gördüm, böyle bir “Gezen Bakan” görmedim. Kemal Memişoğlu siyasetçi bir aileden gelir. Dedesi Birinci Meclis’te Lazistan mebusuydu. Şimdilerde “28 Şubat/Postmodern darbe” paylaşımları yapmasına bakmayın, babası da 12 Eylül’de darbecilerin kurdurduğu Turgut Sunalp’in partisinde milletvekilliydi. Memişoğlu ailesine göre darbenin kanlı olanı caiz, postmodern olanı mekruh herhalde. Kendisinin aklı da eskiden beri siyasettedir. Belli ki bu gezilerle siyasete yatırım yapıyor. Siyasete girmek niyetini gizlemek ihtiyacı da duymuyor. Geçen gün devletin bürokratı olduğunu unutmuş, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle gerçekleştirilen AK Parti İstanbul İl Teşkilatı İftar Programı’nda kıymetli dava arkadaşlarımızla bir araya geldik.” diye mesaj atmış. *** Tabii, mebus olmak için sadece gezmek yetmiyor. Öncelikle AKP Başkanı Tayyip Erdoğan’ın gözüne girmek gerekiyor. Kemal Memişoğlu da sık sık "Cumhurbaşkanımızın desteğiyle Türkiye, son 20 yılda dünyanın en iyi sağlık hizmetini sunan ülkesi haline geldi” diyerek ironi mi, ciddi mi belli olmayan demeçler veriyor. Bundan birkaç ay önce “MHRS’de randevu sorununu yüzde 90 oranında çözdük” demişti. Geçen hafta Akit TV’de el yükseltip ironiden sarkastiğe geçmiş. “Randevu sorunu tarihe karıştı ” demiş. Olay Patagonya’da geçiyor herhalde. Önce “Madem randevu sorunu çözüldü, acil servislere başvuran hasta sayısı dünya ortalamasında olduğu gibi yıllık 25-30 milyon olması gerekirken bizde neden 200 milyon? A cil servislerde yeşil alan adı altında acil olmayan hasta baktırmak dünyanın neresinde görülmüştür?” diye sorsam, dedim, sonra vazgeçtim. “Daha geçen Haziran’da kalp krizi şikayetiyle gittiği Gaziantep Şehir Hastanesi’nde acilde sıra beklerken yere yığılıp ölen 37 yaşındaki Mehmet Ali Şirin’i de sormuyorum. Koskoca Sağlık Bakanı, sorumluluğu üstlenip istifa edecek değil ya. En fazla birilerinin üzerine yıkıp kapatmışlardır dosyayı. Ama bir şey sormadan geçemeyeceğim. Madem o kadar övünüyorsun, bir gün tebdili kıyafet gel de otuz yıl önce çalıştığımız Okmeydanı’na gidelim. Birlikte poliklinikleri, laboratuvarları, acil servisi gezelim. Doktorlarla, hemşirelerle, hastalarla konuşalım. Hem hasret gidermiş de oluruz. Var mısın? *** Kemal Memişoğlu o programda “Yaklaşık yüzde yetmiş oranında insanımız sağlıktan memnun.” da demiş. Bu anketleri AKP ilçe binalarında mı yapıyorlar bilmiyorum da ben Bakan Bey’e AKP döneminde Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı, Malatya Valiliği, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı gibi üst düzey görevlerde bulunmuş olan Prof. Ulvi Saran’ın iki gün önce X hesabından paylaştığı bir mesajı buradan iletmiş olayım. “Ankara’daki şehir hastanelerinden birinin, sevilen sayılan ve parada gözü olmayan ünlü profesörlerinden biri gece kalp krizi geçirerek fenalaşıyor. Görev yaptığı hastaneye değil de yakın mesafedeki özel bir hastane zincirinin hastanesine götürülüyor. Orada kendisine anjiyo yapılıyor. Bir gece kalıyor. Daha sonra durumu daha da fenalaşınca; ‘Bu bizi aşar, özel itina ve bakım altında olman gerekiyor; şehir hastanesine gitmelisin’ denerek kendi görev yaptığı hastaneye gönderiliyor. Orada da kalp krizi nedeniyle vefat ediyor. Anjiyo yapıldığı ve bir gece kaldığı hastaneden kendisine fatura çıkarılarak yakınlarına gönderiliyor: 160.000 TL. Sistem önüne gelen herkesi hırpalıyor. ”