ABD ve İsrail’in başsızlaştırma stratejisi

İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in, yakınlarının ve askeri kadronun İsrail ve ABD’nin ikiz operasyonu sırasında öldürülmesi dünyayı dehşete düşürdü mü? “İnanılmaz” anlamında tepkileri kastediyorum, sevinç nidalarını değil. Elbette destekçileri başta olmak üzere bazı İranlılar dehşete düşmüştür. Ancak son yıllarda olanları düşününce cevabım, “pek sanmıyorum.” İran son birkaç yıldır söz konusu ikili tarafından o kadar sık suikastlahedef alındı ki, tepkinin “sonunda bu da oldu”dan öte olduğunu düşünmüyorum. Her türlü ortadan kaldırmanın kanıksanması sağlandı. Bu strateji, bazı yorumlara göre caydırıcı. O yüzden de geçerli ve makbûl. İran özelinde, Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Komutanı Ebu Mehdi el-Mühendis’in 3 Ocak 2020’de Bağdat Uluslararası Havaalanı yakınlarında öldürülmesinden bu yana devam eden bir süreç bu. İran’ın bölgesel stratejisinin mimarı kabul edilen isimle başlandı, 7 Ekim sonrasında Hamas ve Hizbullah liderleri ve onların ekipleri ile devam etti. “Helikopter kazasında” hayatlarını kaybeden Eski Cumhurbaşkanı Reisi ve Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ı da bu listenin içinde kabul edenler var. Kanımca, Reisi’den sonra göreve gelen Mesud Pezeşkiyan’ın yemin töreninde Hamas Lideri İsmail Haniye’nin sofistike bir suikastın hedefi olabilmesi, Hamaney’in öldürülmesinden daha şaşırtıcıydı. Asıl o suikast Tahran’ın kalbinde ne denli korunursa korunsun Hamaney’in de öldürülebileceğinin göstergesiydi. Ummak ve bulmak Her türlü örgütte, terör ya da adi suç fark etmez, liderin ortadan kaldırılmasıyla yapının çökertilmesi hedeflenir. Yönlendirici/ler ortadan kalktığında üyelerinin de dağılması, örgütün etkisizleşmesi hedeflenir. Ancak bu suçu tamamen bitirmez. Öyle olsaydı şimdiye kadar dünyanın çiçek bahçesi olması gerekirdi. Çünkü sistemden faydalanan birileri hep vardır ve devamlılığı için çaba gösterir. A’nın yerini küçük a, küçük b alır ya da onlar gider büyük C’nin parçası olur, falan. ABD ve İsrail, devletlere de benzeri muameleyi uyguluyor. Ancak devletler, hele de ideolojik temelli olanlar söz konusu olduğunda lideri öldürüp daha uyumlu bir figürün koltuğa oturmasını sağlamak ya da bunu beklemek, sadece suikastçı için anlam ifade eder. ABD, Venezuela lideri Maduro’yu yatağından aldı ama bunun sadece Venezuelalıların değil, operasyoncuların dertlerine derman olup olmayacağını da yıllar gösterecek. İş birlikçi seçim hedefi Söz konusu İran olduğunda, durum daha da karmaşık. Hamaney’in öldürülmesi ABD’nin ve İsrail’in umduğu sonuçları her ne şart altında olursa olsun iki nedenle doğurmayacaktır. Birincisi, Hamaney’in yerine gelecek kişi kim olursa olsun ya en az onun kadar kudretli olmaya çalışacaktır ya da tam aksi, suikastçıların beklediği gibi uyumlu. Her iki seçenek de İran halkı için umut vadedici değil. Devrimden bu yana oluşturulan sistem kendi kadrolarını yetiştirdi, güç dengeleri kuruldu. Bunlar bir çırpıda etkisizleşmeyecektir. Bakınız, geçen hafta İran’dan yönetime karşı tekrar başlayan öğrenci protestoları kadar, onlara karşı yönetimi destekleyen yürüyüşler yapıldığı da bildirildi. İkincisi; Hamaney’den sonra en demokrat, en özgürlükçü, en kalkınmacı figür bile onun yerini alsa, ABD ve İsrail ile uyumlu bir profil çizmesi halinde devrimin destekleyicileri tarafından “kukla”ya da “iş birlikçi, hain”adledilecektir. ABD ve İsrail, yine istediklerini elde etmiş ve güç gösterilerini pekiştirmiş olabilir. Bir süre önce “Şahinler el ovuşturuyor” diye yazmıştım. Şimdilik onlar kazandı. Her iki ülke de seçime gidiyor. Operasyonlar, ABD basını İran’a müdahale konusunda yönetime desteğinin yüzde 20’ler gibi düşük bir seviyede olduğunu yazdığı sırada yapıldı. Hem Trumphem Netanyahu iş birliği halinde kamuoyları nezdinde “dediklerini yapan, güçlü liderler”imajlarını, bölge ülkelerinin ısrarlı telkinlerine tercih ettiler. Hamaney’i ortadan kaldırmak seçmenlerine hediyedir, İranlılara değil. Geride tufan olmuş ne yazar?