Tam “Masada, diplomaside ilerleme sağlanıyor” denilirken ABD yine İran’ı vurdu... Daha doğrusu ilk hamle “önleyicisaldırı” diye İsrail’den geldi; sonrasında da ABD’yle ortak olarak devam etti, ediyor... Dini lider Hamaney ve karar verici üst düzey isimler de daha ilk anda öldürüldü. Belli ki, İran içinde bir Amerika ve İsrail var... CIA ve MOSSAD ajanları İran’ın kılcal damarlarına dek sızmış... En tepe liderini, yönetim kadrolarını koruyamayan bir devlet konumunda İran... Beklenen saldırı gerçekliğine rağmen... Geçmişten hâlâ ders almadıkları da açık ve net. Dolayısıyla ilk andan itibaren yanıtı en çok tartışılan nokta şu: Müzakere süreci, düğmeye basmak için uygun fırsatı kollama, taktik miydi yoksa İsrail’in “Eyvah, masada çözüm olasılığı” endişesinden kaynaklı bir sabote etme, savaşı tetikleme durumu mu söz konusuydu... İran’da rejim değiştirme kararlılığına bakıldığında müzakere masasının oyalama olduğu, İran’ın oyuna geldiği ortada... İkinci seçeneğe odaklanıldığında ise akla gelen bir başka soru, tartışma da şöyle: Netanyahu, ABD Başkanı’nı mecbur mu bıraktı yoksa Trump, saldırı kararına meşruiyet kazandırmak adına İsrail’i koruma zorunluğu yutturmacasına mı yattı... “Siz başlayın bizim müdahil olmamız için meşru ortam oluşsun” diye... ABD Başkanı’nın herhangi bir ülkeye savaş açma yetkisi yok, Kongre’den onay gerekiyor zira... Kafasına göre hareket eden Trump, bunu ne kadar takar, umursar denilebilir belki ama ABD’deki yaklaşan ara seçim gerçekliğinde durumun hassasiyeti, başkalaştığı açık... Nitekim ABD’de Demokratlardan Trump’a yönelik bu anlamda tepkiler başladı bile... ABD kamuoyunda da “İsrail’in çıkarları mı yoksa ABD’nin çıkarları mı öncelikli” tartışması var. Bunların olabileceğini bilen, kestiren Trump da daha önceki 12 Günlük Savaş’a son anda müdahil olmuş ve ABD’nin müdahalesini terörle mücadele operasyonu havasına sokmuştu zaten... Şimdi de aynı niyet var gibi... Trump, Kongre’deki son rekor konuşmasında İran’ı “açık ara bir numaralı terör destekçisi” olmakla suçladı malum... Böyle bakıldığında da bunun ABD ile İsrail’in koordineli bir saldırısı olduğu açık... ABD en baştan devrede yani... ABD’nin onayı, istihbarat desteği olmadan İsrail’in yapacağı işler değil bunlar zaten... Ama Trump’ın Netanyahu’nun dediklerini satır satır uyguladığı, isteklerini gerçekleştirdiği de bir başka realite... ★★★ Bundan cesaretlenen İsrail’in de her zamanki gibi çocukları da hedef alan saldırılarıyla yaptığı katliam ortada... Bu saldırılarını aklınca meşrulaştırmak adına hiç utanmadan bir de ne diyor Netanyahu: “Amacımız varoluşsal bir tehdidi ortadan kaldırmak... ABD ile ortak eylemimiz, cesur İran halkının kaderini kendi eline alması için gerekli koşulları oluşturacaktır...” İsrail’e varoluşsal bir tehdit varmış gibi yaygara koparıp, bunu birtakım askeri gerekçelerle süsleyerek, İran’ın varoluşsal alanına girmek hesabı yani... Dünyanın gözü önünde soykırım yapan, hâlâ da devam eden, çocukları, bebekleri açlıktan ölüme terk eden bir seri katil, İran’ın geleceği, halkının özgürlüğü üzerine pervasızca ahkam kesiyor açıkçası... Hem de İsrail için asıl varoluşsal tehdidin kendisi olduğunu yok sayarak... Ki bunu dünyaya duyuran da bizzat İsrail medyasıydı... Şöyle ki: Netanyahu’yu 7 Ekim saldırılarını öngörememek ve sonrasındaki süreçte yaptığı birçok açıklamaları ile aldığı kararlar nedeniyle suçlayan İsrail’in en eski günlük gazetesi Haaretz, Ekim 2023’te “Netanyahu, İsrail’in Hayatta Kalmasına Yönelik Varoluşsal Bir Tehdittir” manşetiyle çıktı... 2012 yılında Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler’e hitaben yaptığı konuşmayı hatırlatan gazete, Netanyahu’nun o gün İran’ı varoluşsal bir tehdit olarak betimlediğini yazdı. Haaretz aynı durumun Netanyahu için geçerli olduğunu savundu. Yazıda şu ifadeye yer verildi: “İsrail’in hem iç hem de uluslararası kırılganlığı İran’ın, onun vekillerinin ve ülkenin başarısız lideri Netanyahu’nun hatasıdır..” Gazetenin Kasım 2025’teki bir nüshasında da Haaretz yazarı Nehemia Shtrasler, makalesinde Netanyahu’nun “İsrail’e tüm diplomatik ve askeri cephelerde stratejik kayıp getirdiğini” yazdı. Makalenin sert ifadelerle tamamlanan son cümlesi de şöyleydi: “Yahudi halkının tarihindeki en yüz kızartıcı adam, İsrail’e stratejik bir yenilgi getirdi...” ★★★ Yani varoluşsal tehdit, kim kime ya da kimlere denildiğinde; uluslararası hukuku, anlaşmaları takmayan güçle, zorbalıkla ülkeleri dizayn etmeye çalışan ABD ve onun gölgesinde efelenen İsrail’in sıralamanın ilk sıralarında yer aldığı ve tehdidin herkese olduğu çok açık ve net aslında... Dünyanın bunlara karşı acizliği de...