Ben interaktif oyun dedin mi gerilenlerdenim. Tiyatroya seyirci olarak gidiyorum, çoğunlukla seyirci kalmak istiyorum. O gün de bir tedirgin gittim bu nedenle, çünkü “Yaş Dediğin” adlı oyunun tanıtım metninde bu sözcük geçiyordu. Acaba başımıza neler gelecekti… Neyse ki başımıza son derece doğal, kendinden ışıklı, seyretmesi çok keyifli bir oyuncuyla (Gülce Uğurlu) bir insanın hayatında (25’ten başlayarak) çeşitli yaşlarını ziyaret ederek yaptığımız bir yolculuk geldi. Yolculuğun tamamı her anında ‘keyifli’ değil çünkü odağında daha az acıtan moda deyişle ‘yaş alma’, aslında düpedüz yaşlanma ve kaçınılmaz olarak ölüme yaklaşma var. Bu arada tabii ki seçimler var, pişmanlıklar var, kayıplar var; yakınların kayıpları, annenin babanın, yaş ilerledikçe arkadaşların, sevgililerin… Hani oldukça gerçekçi ve şakası / acıması olmayan bir oyun, evethayatın kendisi gibi. Yaş Dediğin Yazan: Hayley McGee / Çeviren: Deniz Vural, Ahu Sıla Bayer / Yöneten: Barış Arman / Sahne ve Işık Tasarımı: Kerem Çetinel / Ses ve Efekt Tasarımı: Ömer Sarıgedik / Hareket Tasarımı: Ezgi Keskin, Mine Çerçi / Yönetmen Yardımcısı: Fatih Yücel Köroğlu / Fotoğraf: Murat Dürüm / Afiş Tasarımı: Emre Parlak Yazarı Haley McGee, Londra’da yaşayan Kanadalı bir oyuncu ve yazar. “Age is a Feeling” adlı bu oyununu kendi yaşlanmayla baş etme, özellikle de ölüm korkusunu yenme yöntemi olarak yazmaya başlamış ve bu konuda epeyce başarılı da olmuş. Yazarken hospis çalışanlarıyla konuşmuş, mezarlıkları ziyaret etmiş, olabildiğince ölümle yüz yüze gelmiş yani. Artık öleceği bilgisi onu uykularından sıçratmıyormuş. Tek kişilik bir oyun olarak kaleme aldığı ve oynadığı metni Soho Theatre yapımı olarak 2022 Edinburgh Fringe Festivali’nde seyirciyle buluşturmuş, sonra Soho’da devam etmiş, bu arada oyun çeşitli dillere çevrilerek serüvenini sürdürmüş, bir süredir de Gülce Uğurlu’nun performansı ve Barış Arman’ın rejisiyle İstanbul’da sahneleniyor. Sahne adı veremiyorum çünkü pek çok oyun gibi o da göçebe, ben Asmalı Sahne’de izledim, bu ay Caddebostan Kültür Merkezi’nde izlenebilecek. Ben Gülce Uğurlu’yu 2016’da izlediğim “Ev’vel Zaman” adlı oyunun yazarı ve yönetmeni olarak tanımıştım, oyuncu olarak yeteneğiyle, seyirciyi elinden tutup 75 dakika bırakmayan sahne hâkimiyeti ve başta sözünü ettiğim ışığıyla yeni tanışmış oldum. Üstelik oynaması herhangi bir tek kişilik oyuna göre de fazladan zor olsa gerek çünkü ortada karakterimizin hayatının çeşitli dönemlerine dair 12 adet bağımsız ama tabii ki bir yanıyla bağlı hikâye var. Bunlardan sadece altı tanesi anlatılıyor. Nasıl oluyor bu? İşte burada ‘interaktif’ meselesi devreye giriyor, seyirci karar veriyor. Oyunda üç kez yol ayrımına geliyoruz, oyuncu bize farklı plak kapakları gösteriyor, onların üzerine yazılmış başlıklardan birini seçiyoruz. İşte elma, köpek, otobüs diyelim. Bunlardan hangileri seçilmişse onları anlatıyor, seçilmeyen bir başka oyuna anlatılmak üzere kenara kaldırılıyor. Yani iki oyunun birbirinin aynısı olması zor ve bizim hâlâbilmediğimiz altı hikâye var. Ama tabii kim bilir yeniden gelsek o dinlemediklerimiz mi seçilecek… Neticede bir yolu seçerken neden vazgeçtiğini bilmediğin bir seyahate çıkıyorsun, oyuncuyla beraber. Seçişler ve vazgeçişlerle örülü bir oyun, “Yaş Dediğin”. İşte yine hayat gibi.