Yapay Zekâ ve Öz Yeterlik Yanılsaması

Üretken yapay zekânın özellikle bu araçları artık rutin kullanan öğrencilerin bilişsel süreçlerine olumsuz etkileri ile ilgili resim giderek daha belirgin olmaya başladı. Öğrencileri etkiler konusunda merkeze koyuyoruz, çünkü üretken yapay zekâ araçlarının sunduğu hizmetler diğer alanlardan çok daha fazla eğitimi doğrudan etkilemekte, öğrenciler ders çalışırken, ödevlerini yaparken, yazı yazarken ve projeler yaparken bu araçları yaygın bir şekilde kullanmakta ve bu kullanım artık rutin bir kullanıma dönüşmektedir. Dolayısıyla, bu araçların rutin kullanımının bilişsel süreçlere etkilerine maruziyette de en öne çıkan grup öğrenciler olmaktadır. Bu kapsamda daha önce yapılan çalışmalarda bilişsel süreçlerde yükün bu araçlara devredildikçe beyin aktivitesinin zayıfladığı, rutin kullanımla giderek rutinleşen bu zayıflamayla kalıcı öğrenme gerçekleşmediği gibi eleştirel düşünme becerilerinin ve hafızanın da zayıfladığı tespit edildi. Dahası, bu araçların cazibesi ile rutin kullanım giderek bir bağımlılık davranışına dönüşmektedir. Bağımlılık arttıkça öğrencilerin tembelliği arttığı gibi bağımsız problem çözme özgüvenleri de giderek zayıflamaktadır. Kısacası, üretken yapay zekâ araçlarının kontrolsüz bir şekilde rutin kullanımının öğrencilerde oluşturduğu olumsuzluk maliyeti sürekli artmaktadır. Bu kapsamda yapılan bir çalışma öğrencilerin öz yeterlikleri ve bu araçlara yönelik teknolojik bağımlılık arasındaki ilişkiyi incelenmiştir (The paradox of self-efficacy and technological dependence: Unraveling generative AI’s impact on university students’ task completion, The Internet and Higher Education, 2025). Araştırmada üretken yapay zekâ araçlarının öğrencilerin özgüven ve problem çözme verimlilikleri ile ilişkili olarak tanımlanan öz yeterliliklerini nasıl etkilediği ve öz yeterlik ile bağımlılık arasında bir ilişki olup olmadığı bir yükseköğretim kurumu öğrencileri üzerinden araştırılmaktadır. Araştırmanın sonuçları bu araçların rutin kullanımının iki farklı yol üzerinden bağımlılığı artırdığına işaret etmektedir. Birincisi, bu araçların verimliliği artırdığı algısını artırarak bağımlılığı artırmaktadır. İkincisi ise, bu araçlara karşı güveni ve algılanan özgüveni pekiştirerek bağımlılığı artırmaktadır. Bir başka deyişle, çalışma sonuçları bu araçları rutin kullanan öğrencilerin özgüven ve verimlilik algılarının yüksek olduğuna, dolayısıyla öz yeterliğin yüksek olduğuna işaret ederken aynı zamanda bağımlılığın da arttığına işaret etmektedir. Aslında bu çalışmanın bulguları ilk bakışta çelişkili görünmektedir. Klasik anlamda öz yeterlik, bireyin bir problemi kendi bilişsel kaynaklarıyla çözebileceğine dair inancını ifade ettiği için bu tür bir öz yeterlik artışının bağımlılığı azaltması beklenir. Bu nedenle hem öz yeterlik duygusunun hem de bağımlılığın artışı ilk bakışta çelişki gibi durmaktadır. Ancak burada değerlendirilen öz yeterlik, büyük ölçüde bireyin kendi yetkinliğine değil, yapay zekâ ile birlikte ortaya çıkan performansa duyulan güveni yansıtmaktadır. Başka bir deyişle, öğrencilerin “bu problemi ben çözebilirim” duygusundan ziyade “bu problemi yapay zekâ ile çözebilirim” algısını içselleştirdikleri görülmektedir. Bu durum, öznenin bilişsel kapasitesi ile teknolojik aracın sunduğu imkânların birbirine karışmasına yol açmakta ve öz yeterlik duygusunun özneye ait olmayan bir başarı üzerinden inşa edilmesine neden olmaktadır. Her ne kadar makalede açık bir şekilde ifade edilmemiş olmasına rağmen bu araçların rutin kullanımı ile ilgili ortaya çıkan aslında bir öz yeterlik yanılsamasıdır. Bu çerçevede artan öz yeterlik algısı, gerçek bilişsel özerkliğin güçlenmesinden ziyade, araç-aracılı bir yeterlik hissine ve dolayısıyla bir öz yeterlik yanılsamasına işaret etmektedir. Yapay zekânın sağladığı katkılar, verimlilik ve özgüven hissini pekiştirirken bu başarının kaynağı olan teknolojiye bağımlılığı kaçınılmaz hale getirmektedir. Dolayısıyla bağımlılık, öz yeterliğin çelişkili bir sonucu değil; öz yeterlik hissinin yanlış yere atfedilmesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Söz konusu araştırma bulguları aslında dolaylı olarak bu araçların rutin kullanımı ile karmaşıklaşan faillerden asıl fail öğrencinin katkısını ortaya çıkartamayan ölçme-değerlendirme sistemi kullanıldığında ortaya çıkacak duruma bir projeksiyon sağlamaktadır. Böylesi durumlarda öğrenciler kendilerini daha verimli ve daha öz güvenli hissetmekte, sonuçta da asıl fail kendileri olmasa da başarılı olarak değerlendirilmektedir. Sonuçta öz yeterlik yanılsaması yaşamaktadırlar. Yanılsamayı ortaya çıkartamayan ölçme-değerlendirme yöntemleri öğrenciyi başarılı kabul ettiği için örtük bir şekilde bağımlılığın artması kendi mecrasında ilerlemektedir. Dolayısıyla, ihtiyaç duyulan şey bu çevrimin yani yanılsamanın kırılmasıdır. Burada da ilk düşünülmesi gereken müdahale alanı ölçme-değerlendirmedir. Öğrencinin öğrenmedeki asıl faillik düzeyini belirleyebilecek yeni bir yaklaşım kullanıldığında öğrenci bu araçların yol açtığı yanılsamalardan kurtulabilecektir. Özetle, üretken yapay zekâ araçlarının sağladığı avantajlar ve cazibesi, öğrenmenin öznesi ile aracı arasındaki sınırı belirsizleştirdiğinde, ortaya çıkan başarı hissi öğrencinin kendi bilişsel emeğini değil, teknolojik desteğin örtük katkısını yansıtmaktadır. Ölçme ve değerlendirme mekanizmaları örtük olanı açık ederek bu ayrımı gerçekleştiremediği sürece, öğrencinin gerçek öğrenme düzeyi yerine araçla desteklenmiş performansı ödüllendirilmekte, bu da öz yeterlik yanılsamasını pekiştirmektedir. Böyle bir zeminde sorun, öğrencinin yapay zekâ araçlarını öğrenmenin yerini alacak şekilde normalleştirmesidir. Dolayısıyla ihtiyaç duyulan şey, öğrencinin bilişsel sorumluluğunu, düşünme çabasını ve faillik düzeyini yeniden görünür kılan bir değerlendirme anlayışı geliştirmektir.