Laiklik olmazsa…

Laiklik bildirisini neden imzaladığımı anlattığım yazıyı, “ Pakistan Afganistan’a savaş ilan etti! ” haberleriyle uyanınca bugüne ertelemiştim. Bu kez de İsrail ve ABD ’nin İran’a saldırısıyla başlayan daha büyük bir savaş var. Bu savaşlar ve tarihten bugüne gelen çok sayıda kanlı boğazlaşma laiklik yoksa neler olduğunun göstergesi! Laik bir akıl, laik bir vicdan ve laik bir ahlakın hakim olmadığı, düzenin ve toplumsal hayatın dini referanslarla kurulmaya çalışıldığı yerlerde, yalnızca ulusal sınırlar içinde bir halkı değil uluslararası düzlemde “ halkları kin ve düşmanlığa tahrik ” başlıyor. Sonra da bu savaşlar ve kan banyoları! İsrail-ABD saldırganlığının öldürmekle gurur duyduğu İran lideri Hamaney ülkesinin toplumsal ve siyasal yaşamında tüm ipleri elinde tutan Veli-yi Fakih ’ti. Ömrü yetse, Allah ’tan aldığı “ Mehdi’ye vekalet ” yetkisiyle Mehdi ’nin zuhuruna kadar ülkeyi yönetebilecekti. Mehdi ’nin gelip dünyaya nizam vereceği anti-laik anlayışı dış politika retoriği olarak da kullanan İran şimdi bir emperyalist saldırıyla karşı karşıya. Saldırganın aklı, vicdanı ve ahlakı da laiklikten uzak! İsrail, Allah ’ın ona vaat ettiği toprakların peşinde. Trump , “ Tanrı’nın mucizelerini gerçekleştirmek için ” seçtiği bir ulusun “ seçilmiş lider ”i olduğu kafasında. Bu kafaların dünyayı ve halkları nasıl “ kin ve düşmanlığa tahrik ” ettiği ortada. Şimdi, hem ulusal hem de uluslararası düzende laiklikten yana tavır almak insanlığın “ varlık nedeni ”ne dönüşüyor! Laiklik bildirisini imzaladım, çünkü halkımızı “ kin ve düşmanlığa tahrik ” eden/edebilecek gelişmelere engel olmak istiyordum. İmzaladım, çünkü bunun bir yurttaşlık görevi olduğunu düşünüyorum. Master tezimi İran üzerine yazdım, gazeteci olarak Afganistan ’a gidip geldim, Suudi Arabistan ’da bulundum. Laikliğin olmadığı yerlerde hayatın nasıl olduğunu iyi biliyorum. İmzaladım, çünkü 40 yıl lık gazeteciyim ve üyesi olduğum Türkiye Gazetecileri Cemiyeti laikliği savunmayı mesleki görevler arasında sayıyor. Bildiriye, imzalarken aklımın ucundan geçmeyen anlamlar yüklenerek bir saldırı başlatıldı ve tam da engel olmak istediğimiz şeyle suçlandık: Halkı kin ve düşmanlığa tahrik! Bildirinin 28 Şubat ’la, Ramazan ’la, başörtüsüyle, insanlarımızın inançlarını hedef almakla ilintilendirilmesi akıl tutulması. Baş örtüsü nedeniyle öğrencilerin okullara alınmadığı günlerde, imzacı kimi arkadaşlarım gibi ben de üniversitelerde ders veriyorum. O günlerdeki tutumuma başörtülü öğrencilerim tanıktır! O günkü tutumumun temelinde de laiklik anlayışım vardı. Laikliği inanç özgürlüğünün de garantisi sayar, devletlerin de tüm inançlar karşısında eşit mesafede olması gerektiğini bilirim. Türkiye kuruluşunun ardından “ devletin dini ” ibaresini anayasadan çıkarmış ardından da laikliği yeni cumhuriyetin en temel ilkelerinden biri olarak anayasasına yazmıştır. Demokratik bir cumhuriyette toplumsal yaşama ve devlet kurumlarına ilişkin kuralların referansı inanç/din olamaz. Bunu yaptığınızda Türkiye gibi son derece hassas fay hatları olan bir ülkede yaşanacakları tanımlamak için “ felaket ” yetersiz kalır! Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının birbirine yan bakmadan, birbirlerine karşı “ kin ve düşmanlık ” hissetmeden, karşılıklı saygı içinde birlikte yaşayabilmesinin ve eşit yurttaşlığın en önemli garantisidir laiklik. Laiklik bildirisini laikliğin arkasına saklanmak için değil, ona siper olmak için imzaladım. Herkesin inancını özgürce yaşaması, kimseye bir dayatma olmaması gerektiğine inandığım ve bu çerçevede duyduğum kaygılar nedeniyle imzaladım. Duvarlara asılan Yaşasın Şeriat pankartlarının, ülkemi dar-ül harb ve memurunu-askerini-polisini katli vacip gören anlayışın yeminlerinin okullarda küçücük çocuklara ettirilmesinin, bir cemaatin darbe girişimini yaşamış ülkemde cemaatlere devlet kurumlarında ve eğitimde alan açılmasının çok tehlikeli bir gidişat olduğunu düşündüğüm için imzaladım. Aynı endişeyi duyan binlerce vatandaş olduğunu gördüğüm, toplumun çok önemli bir kesiminde benzer kaygılar olduğunu bildiğim için, onlara da tercüman olmak adına imzaladım. Bir düşüncenin, kimseye hakaret etmeden altına imza atılarak ifade edilmesinin “ suç ” haline getirilebileceğini aklımın ucuna getirmediğim, ifade özgürlüğü ve Anayasa’nın 2. Maddesi ni savunmak saydığım için imzaladım. Bildirgeyi, o sözcük olmasa, bu böyle yazılmasa gibi noktalara takılmadan “ Laikliği Birlikte Savunuyoruz ” ana fikrine sahip çıkarak imzaladım. Bu türden ortak imza metinleri imzacılardan her biri tarafından farklı sözcük ve farklı vurgularla yazılabilir, ancak asıl olan ana fikirdir. İmzacılardan biri olarak benim için o fikir; inanca ve ibadete karışmamak bir yana herkesin inancına saygı duyarken, laiklik ilkesinin günden güne aşındırılması karşısında onu savunmanın bu ülke için yaşamsal önemde olduğunu hatırlatmaktır.