Neşeli Dubai’de kara cumartesi

Doç. Dr. Efe SIVIŞ - Enkaz parçalarından birinin Dubai’nin vitrin projelerinden Palm Jumeirah’daki Fairmont otele isabet etmesiyle durumun ciddiyeti hızla anlaşıldı. Gece kulüpleri ve lüks restoranlarla anılan sahil hattından yükselen alevler geniş çaplı bir yıkıma yol açmadı; ancak sembolik etkisi büyüktü. Dubai’nin yaklaşık otuz yılda inşa ettiği “kesintisiz güvenlik” algısı ilk kez bu ölçekte sınandı. Nitekim kısa süre sonra, havada etkisizleştirilen bir başka füze ya da İHA parçasının ikonik Burj Al Arab yapısına isabet ettiği ve otelin tarihinde ilk kez tahliye edildiği görüldü. ABD’nin BAE’deki ana operasyon üssü Abu Dabi’deki Al Dafra’da bulunuyor. Amerikan donanmasının dönemsel olarak kullandığı Jebel Ali limanı, Dubai Marina ve Jumeirah sahil hattına yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alıyor. Lojistik amaçlı kullanılan Al Minhad üssü de benzer şekilde bu bölgelere yaklaşık 40 kilometre uzaklıkta. İran’ın resmî söylemine göre, atılan füze ve İHA’ların yöneldiği ana hedefler bu askerî noktalar idi. Ancak havada imha edilen unsurların düşüş noktalarının tam olarak kontrol edilememesi, şehir genelinde paniğin asıl tetikleyicisi oldu. Bu süreçte cep telefonlarında daha önce duyulmamış sertlikte bir acil durum alarmı çaldı. Ekranlarda Arapça ve İngilizce olarak şu uyarı yer aldı: Mevcut durum nedeniyle olası füze tehdidi bulunmaktadır. Lütfen en yakın güvenli binada derhal sığınak alın ve pencerelerden, kapılardan ve açık alanlardan uzak durun. Resmî talimatlar için bekleyin. İçişleri Bakanlığı İran’ın balistik füze menzilinin yaklaşık 2.000 kilometre ile sınırlı olması, Atlantik ötesindeki ABD ana karasını hedefleme seçeneğini zaten dışarıda bırakıyordu. Kıtalararası kapasiteye sahip olmayan Tahran yönetimi, menzil içinde kalan Amerikan üslerine yöneldi. Bu çerçevede BAE; Kuveyt, Katar, Bahreyn, Ürdün ve İsrail ile birlikte saldırı dalgasından payını alan ülkeler arasında yer aldı. Hava savunma sistemlerinin doğası gereği hiçbir katman yüzde yüz koruma garantisi vermez. Bu sınıra rağmen BAE’nin çok katmanlı savunma mimarisi genel olarak etkili bir performans sergiledi. İran’ın 28 Şubat gecesi Dubai ve Abu Dabi’ye yönelttiği 137 balistik füzenin 5’i denize düştü, 132’si havada imha edildi. Buna karşın düşen enkaz parçaları nedeniyle 1 kişi hayatını kaybetti, 12 kişi yaralandı. Aynı dalgada gönderilen 209 İHA’nın 195’i güvenli alanlara düşürülecek şekilde etkisiz hale getirildi; 14’ünün enkazı yerleşim bölgelerine isabet etti. Askerî tablonun yanında en az onun kadar belirleyici olan bir de ekonomik boyut bulunuyor. Bu saldırı modeli ne saldıran ne de savunan taraf için uzun vadede düşük maliyetli bir denklem sunuyor. İran’ın yaklaşık 40 bin dolar seviyesinde ürettiği İHA’ları imha etmek için BAE’nin çoğu durumda Rus yapımı Pantsir füzeleri (yaklaşık 80 bin dolar) kullanması gerekiyor. Bu katman yetersiz kalırsa devreye her atışı milyon dolar seviyesinde olan Patriot sistemleri giriyor. Penstirler balistik füzelere karşı etkili olmadığından, bu tehdit türüne karşı Patriot ve Lockheed Martin üretimi THAAD sistemleri kullanılıyor. Yaklaşık 1 milyon dolar maliyetle üretilen bir İran balistik füzesini durdurmak için BAE’nin birkaç milyon dolarlık önleyici mühimmat harcaması gerekebiliyor. 28 Şubat gecesi İran’ın saldırı maliyetinin yaklaşık 150 milyon dolar seviyesinde olduğu tahmin edilirken, BAE’nin savunma için yaptığı harcamanın 1 milyar dolar civarına ulaştığı değerlendiriliyor. Üstelik BAE’nin kullandığı hava savunma sistemleri hibe değil, doğrudan özkaynakla satın alınmış platformlar. Bu tablo, BAE’nin ABD-İsrail operasyonlarının dolaylı sonucu olarak hem hedef konumuna geldiğini hem de önemli bir mali yük üstlendiğini gösteriyor. Buna rağmen Abu Dabi yönetimi askerî misilleme yerine diplomatik kınama hattını tercih etti. İran’ın Körfez ülkelerine yönelik bu geniş dalgası, Tahran’ın bölgedeki yalnızlığını azaltmaktan çok artırmış görünüyor. Hedef alınan ülkelerin büyük bölümü geçmişte Saddam’a karşı kurulan koalisyonun da parçasıydı. Muhtemel bir genişleme senaryosunda bu devletlerin ABD-İsrail hattına fiilen yaklaşabileceği hesap edilmiş olabilir. Buna karşılık Rusya İran’ın egemenliğine vurgu yapmakla yetinirken, Çin daha da temkinli bir dil kullanarak taraflara itidal çağrısı yaptı. Tahran’ın arkasında doğrudan askerî destek verecek bir blok oluşmuş değil. Dikkat çekici bir diğer unsur, İran’ın Körfez’deki Amerikan hedeflerine yönelmesine rağmen Türkiye’ye yönelik bir hamle yapmamış olmasıydı. Bu durum, Ankara’nın bölgesel denge politikası ve savunma caydırıcılığının dolaylı bir testi olarak da okunabilir. Sonuç olarak 28 Şubat gecesi, yalnızca birkaç füze ve İHA’nın gökyüzünde imha edildiği teknik bir savunma başarısı olarak okunamaz. Bu gece, Körfez güvenlik mimarisinin beklenmedik risklere açık olabileceğini, fakat aynı zamanda BAE’nin katmanlı hava savunma şemsiyesinin caydırıcılığını da aynı anda ortaya koydu. Dubai kısa vadede günlük hayatın ritmini yeniden yakalayacak kadar dirençli bir şehir; ancak risk priminin artık kalıcı biçimde fiyatlanacağı yeni bir jeopolitik döneme girildiği de inkâr edilemez. Bundan sonra belirleyici olan, tarafların kontrollü tırmanma sınırını koruyup koruyamayacağıdır. Eğer gerilim bu eşikte tutulursa Dubai bu şoku absorbe eder; fakat düşük yoğunluklu saldırıların süreklilik kazanması hâlinde Körfez’in “güvenli liman” algısı ilk kez yapısal bir sınavla karşı karşıya kalacaktır.