Dünya 28 Şubat 2026 sabahına henüz aydınlanmamışken, Ortadoğu coğrafyası tarihinin en zor zamanlarından birisiyle uyandı, zira askeri müdahale mantığının ne derece tehlikeli bir eşiğe geldiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren bir “saldırı” yaşandı. Daha birkaç gün öncesine kadar Cenevre görüşmelerinin olumlu sinyaller verdiği müzakere stratejisi aniden terk edilerek ABD ve İsrail güçlerinin İran’a karşı başlattığı geniş çaplı hava ve füze saldırısı, diplomasinin yalnızca kağıt üzerinde bir araç olarak kaldığını ispatlar nitelikteydi. Masadaki görüşmelere eş zamanlı olarak sahada yapılan planlar, bundan sonraki süreçte devletlerin vereceği garanti ve sözlere itimat edilmeyeceğine, küresel uluslararası sistemde güvensizlik ortamının artacağına işarettir. ABD’nin İran saldırısının gerekçesi resmi söylemde “önleyici savunma” idi. Bu söylemi 2003 yılında ilk kez ciddi anlamda oğul Bush kullanmış, bu doğrultuda Saddam Hüseyin’in elinde kimyasal silahlar olduğunu gerekçe göstererek BM Güvenlik Konseyi’nin onayını bile almadan Irak’ı işgal etmişti. Günümüzde ise İran’ın nükleer programı, balistik füze kapasitesi ve bölgesel etkinliği, Washington ile Tel Aviv tarafından kendilerine karşı “varoluşsal tehdit” olarak tanımlanıyordu. Bu iddialar yıllardır bir politik araç olarak kullanılıyordu ama 28 Şubat sabahı ile birlikte bu sözler doğrudan silahlı eyleme dönüştü. ABD için bu savaşta meşruiyet sorunu yine kritik mesele olarak karşımıza çıkıyor. Kongre onayı olmadan girilen bu savaşta ABD’ye kamuoyu desteği de %25 civarında. Bu oran, bir süper gücün uzun süreli bir savaş yürütmesi için yetersizdir. Bu da akıllara 23 yıl önce olduğu gibi şu soruyu getirmektedir: Savaş gerçekten İran halkına demokrasi getirmek ve ABD’yi olası bir nükleer saldırıdan korumak için başlatıldı yoksa İsrail’in güvenliği ve Hürmüz Boğazı’ndaki petrol rezervleri için mi? Senaryo çok tanıdık geliyor değil mi! Operasyon sadece askeri tesisleri hedef almakla kalmadı; İran’ın başkenti Tahran başta olmak üzere Tebriz, İsfahan, Kum gibi birçok şehirde patlamalar rapor edildi, stratejik yapılar vuruldu ve devletin sembolik merkezleri yerle bir oldu. İran’ın ileri düzey askeri kadrolarına ve Ayetullah Hamaney gibi ülkenin en üst makamına yönelik olarak nokta atışlar yapıldı ve bu kişiler etkisiz hale getirildi. Bu gibi durumlar kamuoyunda İran’ı savunmasız hale getiriyor gibi görünse de, unutulmamalıdır ki İran köklü ve güçlü bir devlet geleneğine sahiptir, dolayısıyla bundan sonraki süreçte daha intikamcı ve radikal politikalar güdebilir. Hamaney’in ölümü İslami Cihatçı söyleme göre “şehadet” olarak sunulduğu için bu durum kolektif bir öfke yaratarak İran tarafından daha sert dış politik hamlelere zemin hazırlayabilir. Bu çerçevede İran; ciddi bir misilleme dalgası başlatabilir, Lübnan, Yemen, Irak’ta mevcut olan Şii kökenli vekil grupları aracılığıyla gerilimi tırmandırabilir. Bunun yanı sıra dünyanın en önemli petrol ve LNG güzergahlarından olan Hürmüz Boğazı’ndaki petrol tankerlerine İran Devrim Muhafızları tarafından geçişe izin verilmeyeceği yönünde uyarı yapılması- her ne kadar resmi kapanma gerçeklemese de- ve bir petrol tankerinin vurularak batırılması çatışmalara ivme kazandıracaktır. Hürmüz Boğazı’ndan günlük 20 milyonu varili aşkın ham petrol ve petrol ürünü geçiyor. Bu miktar, dünya petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sine tekabül ediyor. Böyle bir durumda küresel petrol fiyatlarının hızla yükselmesi, Avrupa başta olmak üzere enerji ithalatçısı ülkelerde enerji güvenliğinin sıkıntıya girmesi ve enflasyonun yükselmesi kaçınılmazdır. Bazı uzmanlara göre en kötü senaryoda petrol fiyatları varil başına yaklaşık 72 dolardan 100 dolara kadar yükselebilir. Bu durum, enflasyonla mücadele eden gelişmiş ekonomiler için yeni bir darbe anlamına gelebilir. [1] An itibariyle 80 dolar seviyesine yükselen Brent petrol fiyatı, Trump’ın “ Savaş 4-5 hafta sürebilir ” söylemine istinaden uzman tahminlerinin ötesine de geçebilir. İran’ın saldırılara karşılık cevabı da sert oldu. Füze ve drone saldırılarıyla İsrail ve ABD üslerine yönelik karşı hamleler başlatıldı. ABD’nin Bahreyn, Katar, Ürdün, Kuveyt ve BAE’deki askeri üsleri vuruldu, dünyanın en çok turist alan şehirlerinden biri olan Dubai’deki stratejik noktalar bombalandı. Dolayısıyla İran’ın misilleme kapasitesi yalnızca kendi toprakları ile sınırlı kalmadı. Bu çerçevede İran, ABD’nin üs kurduğu ülkeleri korkuya sürüklemek ve Trump’a savaşı bitirmesi yönünde baskı yapmalarına ortam hazırlamak istiyor. Direkt olarak ABD’ye saldıracak kapasitesi bulunmayan, İsrail’e yaptığı füze ve drone saldırılarının da demir kubbe tarafından büyük ölçüde etkisiz hale getirileceğinin farkında olan İran, ibreyi ABD’nin stratejik ortaklıklar kurduğu müttefik ülkelere doğru çevirerek Trump üzerinde baskı gücü oluşturmak isteyecektir. Körfez’deki Sünni monarşilerin, bu savaşın kendi savaşları değil de İsrail’in çıkarları için başlatılan bir müdahale olduğunu anladıkları an birleşip ABD’yi savaşın bitirilmesi yönünde ikna etmeleri uzak bir ihtimal değil. Fakat savaşın gerçek yüzü, rakamların ötesine geçtikçe daha da sarsıcı hale geliyor. Minab şehrinde bir ilkokulun hedef alınması —bu hedefin bir askeri tesise çok yakın olması gerekçesiyle açıklanmış olsa da— çoğunluğu kız çocukları olmak üzere onlarca sivilin ölümüyle sonuçlandı ve en az 153 kişinin öldüğü söylendi. Korkarım ki bu trajedi, modern savaşların ve güçlülerin acımasızlığını simgeleyen bir görüntü olarak hafızalara kazınacak. Şayet bir savaşın gerekçesi güvenlik ise, neden hedefler arasında çocuklar ve masum insanlar yer alır? Neden bedel ödeyenler Filistin’de olduğu gibi savaş ile uzaktan yakından ilgisi olmayan siviller olur? Bu tür saldırıların ardında yatan stratejik hesaplar ne olursa olsun, insani maliyet her zaman siyasi hedeflerden daha ağırdır. ABD ve İsrail, kendi çıkarları için insani maliyetleri görmezden gelen, orman kanunlarını kendilerine referans alarak ahlaki ve vicdani değerleri hiçe sayan totaliler ülke örnekleridir. Savaşın bir başka ilginç tarafı ise, İran toplumunun şu aşamada ikiye bölünmüş olmasıdır. Hamaney’in ölümüne yas tutan, onu direnişin sembolü olarak gören ve intikam yemini edenler olduğu kadar, dans edip sokaklarda sevinç gösterileri atanlar da var. İran’da rejimle güçlü bir bağ kurmuş muhafazakâr kesimler için Hamaney, yalnızca bir siyasetçi değildi. 1979’daki İran İslam Devrimi sonrasında kurulan düzenin devamlılığını ve Batı’ya karşı “direnişi” ve İran’ın “bağımsızlığını” temsil eden bir figürdü. Öte yandan İran’da son yıllarda yaşanan ekonomik krizler, işsizlik, idamlar ve toplumsal özgürlük tartışmaları geniş bir kesimde ciddi rahatsızlık yarattı. Özellikle genç nüfusun önemli bir bölümü, siyasal sistemin kendilerine alan açmadığını ve özgürlüklerini kısıtladığını düşünüyor. Bu yüzden ülkelerini terk ederek Türkiye ve Avrupa’ya göç ediyorlar. İran’ın vurulmasını ve Hamaney’in ölümünü memnuniyetle karşılayan insanlar için bu an İran’ın geleceği için bir kırılma noktası ve “beyaz bir sayfa” olarak görüyor. Ama unutulmamalıdır ki; Irak’ta, Libya’da ve Suriye’de de Batı’nın işgali sevinçle karşılayanlar, daha sonradan hayal kırıklığına uğramışlardır, zira Batı bugüne kadar işgal ettiği hiçbir coğrafyaya barış ve huzur getirmemiştir. Bu yüzden geçmişten dersler çıkarılmalı, amiyane tabirle aile meseleleri dış müdahalelerden ayrı tutulmalıdır. Peki bundan sonraki süreç nasıl ilerleyecek? Öncelikle İran yalnızca dışarıdan hava saldırısı ile yıkılabilecek bir ülke değildir, dolayısıyla ülke içerisinde ABD ve İsrail tarafından bir iç karışıklık çıkarılması muhtemeldir. Trump’ın " Bizim işimiz bittiğinde hükümetinizi devralın. O yönetim artık sizin olacak. Bu, muhtemelen nesiller boyu elinize geçecek tek şans ” [2] sözü, İran’da halkın galeyana getirilmesi için bir çağrı niteliğindeydi. Dolayısıyla gerek İran içindeki Kürt muhalif gruplar, gerek Irak’taki Halkın Mücahitleri örgütü, gerekse Pakistan ve İran’ın güneydoğusunda konuşlanan Beluciler eş zamanlı olarak İran’da iç karışıklık çıkarmaya zorlanabilir. Öte yandan, her ne kadar Suriye konusunda yalnız bırakılsa da YPG ve PJAK da, kendilerine ABD tarafından silah ve mühimmat desteği sağlanarak İran üzerinde bir baskı gücü oluşturmaya itilebilir. Diğer taraftan İran, lider kadrosundan daha çok kişiyi kaybederse ve özellikle ülke içindeki sivil kayıplar artarsa, şüphesiz ki sahip olduğu hipersonik balistik füzeleri İsrail’e karşı daha yoğun şekilde devreye sokacaktır. Hatta bu yazının yazıldığı dakikalarda Devrim Muhafızları; Hürremşehr (Hayber) balistik füzesiyle İsrail Başbakanı Netanyahu'nun ofisini hedef aldığını bildirdi. Ayriyeten İran’ın büyük çaptaki bu saldırıları; kasıtlı olmasa da İsrail içinde sivillerin ölümüne de mahal verebilir. Bu tür olumsuz sonuçlar, birkaç askeri için bile dünyayı karşısına alan Trump ve Netanyahu’yu daha şahin politikalar izlemeye itecektir. Filistin savaşında uluslararası hukuku ve savaş ahlakını hiçe sayarak sivilleri ve çocukları hedef alan İsrail, karşılıklı çatışmalar derinleştikçe İran’daki sivilleri de bombalayacak ve daha çok insani kayba yol açacaktır. Sözün özü; intikam duygusu bir yenisini doğuracak, misilleme politikaları bir ötekini tetikleyecektir. Bu kötü senaryonun gerçekleşmemesi için Türkiye ve Körfez ülkelerinin bir an önce elini taşın altına koyması ve savaşın sonlandırılması için hem uluslararası örgütlere hem de ABD’ye baskı yapması elzemdir. Özellikle İran’ın, ABD üslerine yataklık yaptığı için vurduğu Körfez ülkelerinin daha fazla zaiyata gebe kalmamaları için ABD’yi bir an önce ikna edip, Trump’ı İsrail’in çıkarlarına hizmet etme çabasından vazgeçirmelidir. Türkiye de Rusya-Ukrayna Savaşı’nda olduğu gibi denge politikası izlemeli, diplomasi masasında hem İran hem de ABD ile bir araya gelerek bu kaotik ortamı bitirmeye yönelik barışçıl politikalar izlemelidir. [1] https://tr.euronews.com/2026/03/01/hurmuz-kapanirsa-ne-olur-kuresel-enerji-hatti-tehlikede [2] https://edition.cnn.com/2026/02/28/politics/trump-iran-strikes-decision *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. diplomasi İRAN sıcak savaş Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz, Independent Türkçe için yazdı Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz Pazartesi, Mart 2, 2026 - 22:30 Main image:
Fotoğraf: AA
TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: Diplomasi masasından sıcak savaşa İran copyright Independentturkish: