Mekânın çözülüşü: Kapitalizm ve şiddet

21. yüzyılın en belirleyici dönüşümlerinden biri, mekânın anlamının köklü biçimde değişmesidir. Bu değişimde zamana karşı yarışan kapitalizmin şiddeti belirleyici konumdadır. Özellikle şu son 20 yıl kapitalizmin ciddi krizlerine sahne olmuştur. İlk olarak 2008 dünya finansal piyasalar krizi bunun en büyük örneğidir. Sonrasında Covid-19 pandemisi sonucu dünya genelinde ölen milyonlarca insan küresel kapitalist üretim biçimini ve sağlık politikalarını ciddi şekilde sorgulanmasına neden olmuştur. Kapitalizmde bütün bu sosyal sıkışma beraberinde daha fazla baskıyı ve şiddeti getirmiştir. Bilişim sektöründeki teknolojik gelişmeler mekânları birbirine yakınlaştırırken aynı zamanda tamamen çözülmelerine sebep olmuştur. Kapitalizmin doymak bilmez kâr iştahı onu daha fazla sınır tanımaz akışkan hale getirirken zamanı ve mekanı da sürekli yeniden düzenlemektedir. Diğer yandan son 20 yıldan beri iyice belirgin hale gelmiş kapitalizm krizi (2008, kovid vs.) devletleri yeni nüfus ve kaynak arayışına itmektedir. Bunun bugün en büyük iki örneği biri ABD’nin Venezuela’da yaptığı operasyondur, diğeri ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıdır. Bundan yaklaşık 2 ay önce Venezuela Başkanı Maduro, ABD askerleri tarafından Karakas’ta kendi evinden apar topar kaçırılıp ABD’ye götürüldü. Dört gün önce ABD ve İsrail İran’a saldırdı ve İran’ın dini lideri dahil olmak üzere birçok hükümet üyesi ve bürokratı hava saldırısı sonucu öldürdü. Bugün öldürülen Hamaney’in yerine geçecek olan halefini belirlemek üzere İran’da bir okulda yapılmakta olan oylama esnasında mekan aynı emperyalist güçler tarafından hedef alınıp imha edildi. İranlı yetkililerin her saniyesini takip edebilecek büyük bir teknolojik ağa sahip olan ABD ve İsrail savaşı cephelerden çıkarıp günlük hayatın içine sokmuştur. İnsanlık Venezuela başkanı Maduro’yu evinden kaçıran, İran’ın üst derece yetkililerini kendi çalışma mekânlarında öldüren emperyalist güçlerle karşı karşıyadır. Diyebiliriz ki bir zamanlar savaşın, üretimin ve gündelik yaşamın birbirinden görece ayrılmış olduğu coğrafi düzen artık ortadan kalkmıştır. Eskiden savaş cephelerde gerçekleşir, üretim fabrikalarda yoğunlaşır, ev ise yeniden üretimin —dinlenmenin, ailenin ve özel hayatın— alanı olarak kalırdı. Bugün ise dron teknolojileri, hayalet uçaklar ve dijital ağlar sayesinde savaş da emek de gündelik hayatın tam ortasına yerleşmiştir. Ukrayna ve İran’da görmekte olduğumuz dron savaşları bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biridir. Savaş artık belirli cephe hatlarına bağlı değildir; coğrafi uzaklık stratejik anlamını yitirir. Bir operatör binlerce kilometre öteden bir hedefi vurabilir. Böylece savaş mekânsal olarak “yerinden edilir” ve gündelik hayatın içine sızar. Savaş alanı ile sivil alan arasındaki sınır bulanıklaşır. Emperyalizmin gücü artık işgal ordularından çok teknolojik erişim kapasitesine dayanır. Bu durum, klasik emperyalizmin askeri coğrafyasının yerini ağ-temelli bir emperyalizme bıraktığını gösterir. Benzer bir dönüşüm emek alanında da yaşanmaktadır. İnternet ve dijital platformlar ev mekânını üretim mekânına dönüştürmüştür. Evden çalışma ve sürekli çevrimiçi olma hali, Marx’ın emek zamanıyla yaşam zamanı arasındaki ayrımın aşınması olarak okunabilir. Kapitalizm artık yalnızca fabrikayı değil, tüm toplumsal mekânı üretim alanına çevirmektedir. Ev, kafe, tren, hatta yatak odası bile potansiyel iş mekânı haline gelir. Aynı zamanda aynı mekanlar savaş alanları olabileceği gibi. Kapitalizm yalnızca ekonomik bir sistem değil, aynı zamanda sürekli olarak mekânı yeniden örgütleyen bir süreçtir. Kapitalist birikim krizlere eğilimlidir; sermaye kâr oranları düştüğünde kendisini kurtarmak için yeni coğrafyalar, yeni altyapılar ve yeni mekânsal düzenlemeler yaratır. Sermaye krizlerini aşmak için mekânı yeniden üretir, genişletir veya dönüştürür. Sermayenin  en önemli amacı kendini, büyütmektir. Bu da ancak sürekli sermaye birikimi sayesinde mümkün olabilir. Fakat bu sürekliliğin önünde sosyal çatışmalar hariç iki engel vardır. İlki zaman diğeri mekândır. Şöyle ki hammaddenin uzaklığı, üretimin zaman alması ve pazarın başka yerde olması tüm bunlar sermaye birikimini olumsuz yönde etkileyebilir. O zaman kapitalizm mesafeleri kısaltacak üretimin daha hızlı olmasını sağlayacaktır. Daha önce kapitalizm demiryolu inşa etmiş, kanal açmış, konteyner taşımacılığını sağlamıştır. Fakat günümüzde bütün bunların yanında internet ve dijital yapının gelişmesi üretimi coğrafyadan koparmış üretim mekânlarını ekranlar aracılığıyla çok yakınlaştırmıştır. Telefon ve bilgisayar ekranlarının 24 saat açık olması ve sadece işyerinde değil fakat çalışanın evinde de olması emekçinin günün her saatinde sermayenin kontrolü altında kalmasına neden olur. Emekçi günlük yaşamının her anında sermayenin takibi altında kalmaktadır. Daha hızlı üretimin yanında emekçi sosyal medyada ve ekranlarda hep takip altındadır. Kapitalizm hem barış zamanında daha fazla denetim sayesinde daha fazla üretim isteyecektir hem de başka toprakların enerji yataklarına hemen sahip olmak için yine internet ağları vasıtasıyla ilgili ülkenin yöneticilerini takip edecektir. Bu süreç aynı zamanda gözetimin mekânsallaşmasını da beraberinde getirir. Dijital platformlar kullanıcı davranışlarını veri olarak toplar; böylece mekân yalnızca fiziksel değil, algoritmik olarak da organize edilir. Kapitalizm artık yalnızca şehirleri değil, dijital akışları da düzenler. Emekçinin bulunduğu yerden çok bağlantıda olduğu ağ önem kazanır. Kiminle konuşuyordur, ne konuşuyordur? Kapitalizmin iç ve dış düşmanın da aynı emekçi gibi bağlantıda bulunduğu ağlar önemlidir. O da takip edilir kimlerle ne konuşmaktadır? Her ikisi de kapitalizm için yaşamsaldır. Emekçi kapitalizmin vazgeçilmezidir onun için her an kontrol altında tutulmalı ve günün her saatinde üretim süreçleri içerisinde yer almalı, üretimin her an parçası olmalıdır. Diğer yandan iç ve dış düşmanın etkisiz hale getirilmesi de kapitalist sermaye birikiminin sürekliliği bağlamında yaşamsaldır. Onun için o da aynı şekilde bilişim ağları vasıtasıyla yakından takip edilecektir. Birinin kapitalizme pozitif ötekinin negatif etkisi vardır. Ve her ikisi de (birinin var olması ötekisinin yok olması) sermaye birikimi için yaşamsaldır. Bu dönüşüm emperyalizmin biçimini de değiştirir. Klasik emperyalizm toprak kontrolüne dayanırken, günümüz emperyalizmi veri, teknoloji ve altyapı kontrolü üzerinden işler. Fiber optik kablolar, uydu ağları ve dijital platformlar yeni jeopolitik sınırları oluşturur. Egemenlik artık yalnızca kara parçaları üzerinde değil, bilgi akışları üzerinde kurulmaktadır. Sonuç olarak, çağımızda mekânlar çözülüp kapitalizm tarafından yeniden üretilmektedir. Savaş cepheden eve, emek fabrikadan dijital platformlara, emperyalizm ise işgalden altyapı ve teknoloji hâkimiyetine evrilmiştir. David Harvey’in mekânsal kapitalizm yaklaşımı, bu dönüşümü anlamak için kritik bir anahtar sunar: Kapitalizm varlığını sürdürebilmek için mekânı sürekli yeniden icat eder. Bugün yaşadığımız şey, mekânın ortadan kalkması değil, kapitalizmin mekânı tüm yaşam alanlarını kapsayacak şekilde genişletmesidir. Artık hiçbir yer tamamen “dışarıda” değildir; çünkü kapitalizmin yeni coğrafyasında her mekân potansiyel bir savaş alanı, üretim sahası ve veri kaynağıdır.