Artık çocuk değiller tabii. Ama bizim bu “ gururlandırma ” hikayesi çocukluklarından kalma. Asker emeklisi Birader’imin çocukları bir kucaklayışı vardır; arızalı beline ve artık bembeyaz saçlarına rağmen hiç değişmedi. İki koluyla belinin biraz üzerinden kavrar çocuğu, sımsıkı sarılır, öyle sıkı ki o sarılmada güçlü bir koruyuculuk hissedersiniz, galiba, sonra bir pehlivan gibi havaya kaldırır, silker. Bizim oğlanlar dışarıya okumaya giderken de yapmıştı. Yere bıraktığında, kulaklarına eğilip sadece onların duyabileceği bir sesle “ Gururlandır bizi! ” dedi. Hemen yanı başlarında olduğum için ben de duydum, sonra da ne zaman çevremizden biri okumaya ya da bir işe bir yere gitse, Birader’den kopya o iki sözcüğü kulaklarına fısıldarım: Gururlandır bizi! Biz: Anan, baban, ailen, memleketin! Böyle “ elimde büyüyüp ” acayip gururlandıran çocuklar var: Berfin Aksu … Daha ilkokuldayken, ne zaman kemanı boynuna dayayıp Sarı Gelin ’i çalsa “ Doğan Amca ”sına, gözlerim ıslanırdı. Can Çakmur … “ Sanatçım ” benim, ben de onun “ menajeri ”, ilkokul günlerinden beri. Her ikisi de dünyanın en görkemli sahnelerinde keman, piyano çalıyorlar artık. Memleketi gururlandırıyorlar. Kıbrıs ’tan Kemal ve Kerime ’nin kızı Diren Darbaz da var. “ Henüz ne yaptığımı ben de bilmiyorum… Ama çabalıyorum... ” diyor ama çoktan “ anne ve babasının kızı ” olmaktan çıktı, şimdi onlar “ Diren’in anne ve babası ” ve Diren de bizi ve Kıbrıslılar ı gururlandıran bir müzisyen. Sıla ’yı mahalleden Fransa ’nın en önemli sanat okullarından birine gönderirken kulağına fısıldadığım “ Gururlandır bizi! ” hala onu yolcu ettiğimiz bahçe kapısının önünde havaya asılıdır. Madrid ’in önemli sanat galerilerinden Villa Magdalena , onun bugün başlayıp dört gün sürecek (4-8 Mart) kişisel sergisi (Renksiz yeşil fikirler öfkeyle uyur) Colorless Green Ideas Sleep Furiously ’ nin duyurusunda “ Paris’te yaşayan Türkiyeli sanatçı ” demiş ve “ Bu sunum, sanatçının en güncel çizim ve heykellerini bir araya getiriyor; bu işler, onun çevresine dair vizyonundan doğan bir ekosistem içinde bir takımyıldız gibi kurgulanmıştır ”, diye de eklemiş. Sonra da şöyle devam ediyor: " Sıla Candansayar bize ‘bedensellik’ üzerine özgün bir bakış sunar; bu bakışta mutant ve yapay unsurlar organik bedenselliğin bir parçasını oluşturur. ‘Kategori hataları’ kavramı, onun multimedya yerleştirmelerine, biçimsel sözdizimine ve temsildeki belirsizliğe yön veren temel ilkedir. Fizik, geometri, anatomi ve matematiğe yönelik görsel ilgilerinden beslenen bir biçimler sözlüğü geliştirir; bu duyarlılık kısmen Ankara’da nöropsikiyatri profesörü olarak çalışan babasının tıbbi pratiğinden etkilenmiştir. Platon’un beş çokyüzlü ve her birinin doğadaki karşılık gelen unsuru üzerine kurulu Platonik katılar kuramı, sanatçının görsel dilinin evriminde temel bir referans olmuştur. İşlerin dinamik sergileme ve sunum yöntemleri, izleyicinin deneyimsel rolünün önemini de vurgular. Çoğul görme biçimlerine bir davet niteliğindedir. " Paragrafın içindeki “ Ankara’da nöropsikiyatri profesörü ” olarak anılan “ babası ”, yazarlarımızdan Selçuk . Sıla da artık anne ve babasının kızı olmaktan çıktı, onların kendilerini “ Sıla’nın annesi ”, “ Sıla’nın babası ” olarak tanıtacağı kimliğini inşa etti. Sıla ’nın sanatını ve sergiyi tanıtırken; " Heykelleri bedenin hafızasına derinden kök salmıştır. Sergi mekânına dağılmış iki seramik gözyaşı —biri zeminde, diğeri bir kaide üzerinde— zeminde kesişen bir grup ahşap heykelle diyaloğa girer. Bu parçalar, eklem noktalarında renkli üfleme cam kürelerle birleşen iki açık bacak formunu alır; tümü keskin kenarlı beyaz bir çokyüzlünün altında tutulur. Oyma ahşap ile sentetik geometrinin beklenmedik birleşimi, sanatçının karşıtlıklara olan ilgisini ortaya koyar: yumuşaklık ile sertlik, oyun ile efor, sezgi ile kesinlik. Mitoloji, bilimkurgu ve toplumsal eleştirinin kesişiminde Sıla Candansayar, bedensel ölçülere sahip nesneleri mekânda sahneler. Bu duyusal varlıklar, geometrik formlar ve kısıtlayıcı çerçevelerle diyalog kurar" demiş Villa Magdalena . Dünyanın kanadığı, korkunç bir vahşetin bombalarının okullarda kız çocuklarını katlettiği şu günlerde böyle cümleler okumak biraz gerçeküstü gibi duruyor. Ama çok güzel! Gururlandırıcı! Keşke her çocuğun kaderinde bombalar altında ya da açlıktan ölmek değil de ailelerini, ülkelerini, insanlığı gururlandırma fırsatları olsa! Üzerimize çöken kötülüğe inat, haydi çocuklar, gururlandırın bizi!