Emperyalist-siyonist barbarlığın kan gölüne çevirdiği Ortadoğu’da yaşanan savaş, çatışma ve gerilimleri nedenlerini ıskalayarak sadece sıcak gelişmeler üzerinden okumak büyük resmi görmeyi engeller. İran savaşı ABD ve İsrail’in 28 Şubat’taki saldırılarıyla başlamadı . Savaş 11 Haziran 2025’teki 12 Gün Savaşı’nın ikinci perdesi sadece. Savaş 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırılarıyla da başlamadı . Ve bu savaş sadece bir İran savaşı da değil. Savaşın temeli Soğuk Savaş sonrasının politik ikliminde iki binli yılların başlarında Beyaz Saray’da atıldı . Amerikan emperyalizminin dünya genelinde olduğu üzere Ortadoğu’da da yeni bir düzen kurma arayışları bu dönemde ete kemiğe büründürüldü. Dönemin ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ve sonrasının Dışişleri Bakanı Conozlidze Rice ’ın 7 Ağustos 2003’te Washington Post’ta yayınladığı “ Ortadoğu’yu Dönüştürmek ” yazısı bugün yaşananların neden yaşandığını anlatıyor. ADIM ADIM HAYATA GEÇİRİLEN KANLI PROJE Meselenin temelinde Kuzey Afrika’dan İran ve Pakistan’a kadar olan bölgeyi Amerikan emperyalizminin yönelimleri ve de İsrail’in de çıkarları doğrultusunda dönüştürmek yatıyor. Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) adı verilen bu proje Atlas Denizi’nden Hazar’a uzanan 22 ülkenin hizaya çekilmesini , dizayn edilmesini içeriyor. 2001 Afganistan savaşı, 2003 Irak işgali, 2011 Libya , Yemen, Suriye müdahaleleri, 7 Ekim 2023 sonrasındaki Gazze, Lübnan saldırıları ve son olarak 11 Haziran 2025 birinci İran savaşı bu kanlı projenin eserleri. ‘BÜYÜK DÖNÜŞÜM”ÜN HEDEFLERİ, YOL HARİTASI Bölgeyi “ dikensiz gül bahçesi ”ne dönüştürme girişimi olan Büyük Ortadoğu Projesi, ilk olarak 2011 Arap Baharı sürecinde hayata geçirilmeye çalışıldı. İkinci aşama Trump’ın ilk döneminde ortaya attığı Abraham Anlaşmaları ’ydı. Üçüncü aşamaya ise 7 Ekim saldırıları nın ardından eş zamanlı savaş ve saldırılarla geçildi. Emperyalist tahakküm: Kanlı “büyük dönüşüm”ün öncelikli amaçlarından birisi bölgenin Amerikan emperyalizminin çıkarlar doğrultusunda yeniden inşa etmek. Bunun için de bölgede “ayak bağı” olacak rejimlerin tasfiyesi gerekiyor. Libya, Suriye, Irak, Yemen’in ardından sırada İran var. İsrail’in güvenliği: Projenin bir diğer önemli ayağı da İsrail’in “güvenliği”nin sağlanması. Yayılmacılığını sürdüren İsrail’in işgal politikaları ve katliamları Ortadoğu’da büyük bir rahatsızlık nedeni. İsrail’e direnç oluşturan rejimlerin, liderlerin, ülkelerin ve de “devlet dışı aktörler”in devre dışı bırakılması amaçlanıyor. Neoliberalisazyon: Dünyanın enerji deposu olan Ortadoğu’nun tüm bileşenlerini kapsayacak şekilde neo liberal tahakküme açılması hedefleniyor. Bölge ülkeleri ABD’nin istediği hızda küresel neo liberal sisteme entegre olmuyorlar. Bu rejimler birer birer tasfiye ediliyor. Uyumlu İslamcılara yer açmak : “Yeşil Kuşak” ürünü İslamcılara alan açmak. Ortadoğu’da ABD ve İsrail ile “derdi” olan aktörlerin tasfiyesi ile iktidarlara taşınan “ılımlı” İslamcılar bölgesel dizaynda önemli rol oynuyorlar. Suriye’de “uyumlu” cihatçıların işbaşına getirilmesi, Filistin’deki strateji ve son olarak İran’da benzer bir arayışa girilmesi birbirini bütünleyen hamleler. ABD VE İSRAİL’İN NİHAİ PLANI NEDİR? Tahran-Washington görüşmeleri sürerken İran’a yönelik yapılan askeri yığınak ABD ve İsrail’in her koşulda İran’a saldıracağının işaretiydi. Göstermelik diplomatik görüşmelerin bir uzlaşıya ulaşmak için yapılmadığı baştan belliydi. Tahran, ABD’nin tüm şartlarını kabul etse de saldırı gerçekleştirilecekti . NEDEN? Amerikan yönetiminin ve İsrail’in Ortadoğu’da inşa etmeye çalıştıkları “kanlı düzen”i sürdürülmesi için İran’ın mutlak suretle denklem dışına çıkarılması gerekiyor . İran’ın mevcut gücü ve konumuyla ayakta kalması “yeni Ortadoğu düzeni”nin sekteye uğraması demek . Nüfuz alanı daralan ve bölgedeki müttefiklerini kaybeden İran’ın ilerleyen dönemlerde yeniden güçlü bir şekilde ABD-İsrail’in karşısına çıkma ihtimali en büyük korku nedeni . Ve haliyle Tahran ileri sürülen tüm şartları kabul etse dahi emperyalist-siyonist saldırganlığın hedefi olmaktan kurtulamayacaktı. 7 Ekim’den itibaren ABD ve Batılı güçlerin desteğiyle Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren İsrail-Washington’ın nihai hedefi İran’dı. ABD ve İsrail’in saldırıları sürerken savaşın hedeflerine ilişkin çeşitli senaryolar söz konusu. Rejimi değiştirmek: İsrail, ABD ve Batı emperyalizminin en önemli hedefi kuşkusuz ki kökten bir rejim değişimini sağlamak. Ilımlı aktörlerle iş tutmak: Kökten bir rejim değişiminin sağlanamadığı koşullarda ise yeni aktörler üzerinden işbirliği yapmak. Rejim kalacak, daha “ılımlı” aktörlerle direnci düşürülmüş şekilde varlığını sürdürecek. Askeri kapasiteyi yok etmek: Savaşın seyri ne olursa olsun İran’ın askeri kapasitesi, nükleer programı tamamen etkisiz hale getirilmek isteniyor. 11 Haziran’daki 12 Gün Savaşı’nda yarım bırakılan hesap kapatılmak nihai amaç. -İRAN SON SAVAŞ OLMAYACAK! Amerikan emperyalizmi gerileyen hegemonyasını savaş, çatışma ve müdahalelerle yeniden tahkim etme arayışında. Sadece İran ve Ortadoğu değil dünyanın dört bir tarafında eş zamanlı olarak başlattığı saldırılar bu planın ürünleri. Amerika’nın yeni düzen arayışı halklar, toplumlara, ülkeler için daha fazla acı, ölüm ve gözyaşı demek . Trump yönetimi mevcut saldırılarla yetinmeyecektir, İran’ın ardından yeni savaş politikalarını devreye sokacaktır. Sorun İran değil, kapitalist-emperyalist barbarlığın savaşlarla krizini aşma , varlığını sürdürmek istemesidir! İnsanlığın kurtuluşu bu haydut emperyalist-kapitalist düzeni yıkmaktan geçiyor. Yüz yıl önce Rosa Lüksemburg ’un dediği gibi: Ya sosyalizm ya barbarlık . Başka çıkış yolu yok.