Cumhuriyetin “Alevi Raporları”

Cumhuriyetin ilanına giden yıllarda ve sonrasında, ülkenin sosyolojisiyle ilgili temel meselelerde devlet politikaları, büyük ölçüde ‘ raporlar ’ üzerinden üretilmekteydi. Bu raporlar bir politik tutumu/tercihi belirleme ihtiyacına işaret ettiği gibi, daha önceden belirlenmiş politikaların meşrulaştırılması işleviyle de ilgiliydi. Raporlar devletin resmi kurumları tarafından ya da görevlendirilen parti ve/veya devlet yöneticileri tarafından yazılmıştı. Bahse konu raporların bir kısmı Alevi kimliği ve toplumsal coğrafyalarıyla ilgiliydi. Görünüşe göre vatandaşının ‘etnisitesi’ ve ‘inancı’ ile ilgili olmayan devlet, gerçekte tam olarak bu kimliklere odaklanmış görünüyordu. Bunlardan birisi daha önce Kazım Karabekir’in danışmanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü yapmış olan parti müfettişi Esat Uras’ın yazdığı rapordu. 1925-1931 tarihleri arasında, Erzurum ve Kars illerini kapsayan CHP 4. Mıntıka Müfettişi olarak görev yaparken yazdığı rapor, CHP’nin ve yeni rejimin Alevilere bakışını göstermesi açısından ilginçti. *** CHP Kâtibi Umumiliğine yazılan rapor, bütün Anadolu’da iki milyon kadar Kızılbaş nüfusun yaşadığını iddia/tespit etmişti. Devamında şu ifadeler vardı: “ 4. mıntıkayı teşkil eden vilayetlerde Kızılbaşlık yaygındır . Aslen Türk oldukları ve Türkçeden başka lisan bilmedikleri halde, sırf mezhep farkı yüzünden Alevi Kürtlerle mezhep iştiraki görmüş, milliyetlerini unutarak Kürtlük iddia etmeye başlamışlardır. Dersim dedeleri bu köylere giderek ayin yapmaktadır ki bu da meselenin mühim bir siyasi yönüdür. Maalesef asırların miras bıraktığı bir cahillik olarak, güya Kızılbaş ve Alevi olmak, bu halis ve temiz öz Türkleri Türklük camiasından ihraca sebep gibi telakki edilmektedir. Mezhep milliyete tercih edilmektedir ”. Rapor, Alevi inanç sisteminin bütün ritüel ve geleneklerinin tasfiye edilmesini temel bir sorun ve görev olarak görüyordu. Nitekim Erzurum, Erzincan, Kars kazalarına, ocak avarızını, dedelik hakkını Kızılbaş çelebi vergilerini toplamak için Kırşehir, Sivas, Yıldızeli ve Yozgat’tan dedelerin bu coğrafyaya geldiğini, bunların her sözlerinin bu kitle için sarsılmaz bir iman teşkil ettiği’ vurgulanmıştı. Kızılbaşların, Alevi dedelerinden kurtarılması için devlet özellikle göreve davet edilmişti. Ayrıca 1925 yılında çıkarılan Tekke ve Zaviyeler Kanunu nun Kızılbaş sosyal örgütlenmesini dağıtamadığı, dedeler ve Kızılbaş kitle organizasyonunun devam ettiği belirtilmiş, buradan hareketle Alevi kitlenin, “dedelerin” elinden kurtarılması gerektiği önerisi büyük özenle vurgulanmıştı. *** Kars ve çevresindeki Alevi nüfus ve yerleşkeleri hakkında ayrıntılı bilgiler içermesi, raporun bir başka özelliğiydi. Buna göre Kars’ta 8.000’den fazla Kızılbaş vardı. Kars-Ardahan mülhakatında Kızılbaş nüfus 30-40.000 kadardı. Bunlar içinde en çok önem verilmesi gereken yerler ise Posof kazasına bağlı Türkmen Alevi köylerdi. Rapor bu köyleri ve nerelerden geldiklerini de tek tek tespit etmişti: Yukarı Damal, Aşağı Damal, Külekçi, Çikora, Kirpeşin, Seyidören, Tepeköy, Erzede, Yukarı Gündeş, Aşağı Gündeş, Dereköyü, Kalender Deresi, Sors, Samathev Yozgat vilayeti Hüseyinabad’dan gelmişlerdi. Saskara, Kerkeden, Danaeden, Virane Nakalay: Divriği’den gelmişlerdi. Fayatlı, Çat, Çimli Çayır köylüleri ise Yozgat’tan gelmişlerdi. Bunlardan başka Kars merkez kaza, Sarıkamış mülhakatı, Allahu Ekber dağları silsilesi etekleri ve Oltu mülhakatında da çok sayıda Kızılbaş köyü vardı. Rapor özetle bölgede Alevi coğrafyanın ayrıntılı bir haritasını çıkarmıştı. Nitekim aynı yıllarda yazılan bir başka raporda Hınıs’ın Halilçavuş Nahiyesine bağlı 32 köyden 24’ünün Alevi olduğu bilgisi de yer almıştı. Rapor, bu detaylı tespitlerden sonra Alevi inanç geleneğinin tasfiyesini, dedeler ve talipler arasındaki ilişkilerin kesilmesini ve ‘Türklük’ kimliği ile ilişkili olarak bu topluluğun ‘eğitiminin’ aciliyetini ve ‘mekteplerin’ öncelikle bu coğrafyada açılması gerektiğini önermişti. Kızılbaş/Alevi toplulukların, bütün diğer inanç grupları gibi kendi geleneklerine uygun şekilde yaşama hakkı olduğunu ve dolayısıyla buna uygun ortamın sağlanması gerektiğini önermek ise ihtimaller içinde bile değildi.