Gazze soykırımının başladığı günden beri 254 gazeteci katletmiş bir ülke İsrail. 2023’te ulusal güvenlik gerekçesiyle medya kuruluşlarının kapatılmasına izin veren yasa çıkardılar. İsrail Yüksek Mahkemesi’nde görülen ve Gazze’ye gazetecilerin girmesinin görüşüldüğü bir davada Netanyahu hükümetini temsil eden avukat Yonathan Nadav, medyaya sınırsız erişimin İsrail askerlerinin hayatını tehlikeye atacağı fikrini savundu, bakış bu. Freedom House’dan, RSF’e, CPJ’den, IFJ’ye kadar aklınıza gelebilecek tüm meslek örgütlerinin kınadığı, Washington Post’tan, DW’ye kadar İsrail yanlısı medya kuruluşlarının bile eleştirmek zorunda kaldığı bir medya düzeni var İsrail’de. O yüzden Emrah’ın gözaltına alınmasına üzülmek yerine hayatta olmasına sevinmek lazım. 2008’deki İsrail Operasyonu sırasında Gazze’de, ardından bir din okuluna düzenlenen saldırı sırasında Kudüs’teydim. Boynumda İsrail makamlarının verdiği gazetecilik kartı vardı ve dilediğim gibi çalışabiliyordum. Aynı akreditasyona sahip Emrah’ın şehrin göbeğinde gözaltına alınması İsrail’in ne kadar geriye gittiğinin göstergesidir. Soykırımcı Başbakan ve suç ortaklarının İsrail’i, eski İsrail’den çok farklı… Bu da Türkiye’nin savaşı… Önce Türkiye’nin İran operasyonunda ABD’ye yardım sağladığını iddia ettiler, ardından Türkiye’de bulunan bir ABD üssünün İran tarafından hedef alındığını, ardından devletin vatandaşlarına bir savaşa karşı hazırlık yapmasını istediği iddiasını yaydılar. Arkadaş, dünya medyasında ABD uçaklarının nerede konuşlandırıldığı çarşaf çarşaf yazıldı, İran’ın hedef aldığı bölge ülkelerine atılan füze ve intihar dron sayısına kadar biliyoruz, tüm dünya zaten bu konuyu takip ediyor. Buna rağmen Türkiye’de sanal medyada yaşayan bir grup insan durmadan yalanlar üretiyor. Peki niye? En tehlikeli yalan arasına doğru sıkıştırılmış yalandır. “İran sınırındaki mayınlar neden temizlendi” diye soruyordu bir mesaj, ardından Türkiye’ye kaçak girişlerin kolaylaşması için böyle bir karar alındığı izlenimi veren cümleler sıralanıyordu. Arkadaş Türkiye, İran sınırındaki mayınları 2016’da temizlemeye başladı, iki yılda 83 bin mayın temizlendi. O zaman İran’a yönelik bir harekât falan yoktu. Türkiye artık sınırlarını ilkel mayınlama yöntemleriyle korumuyor aksine 24 saat gözlüyor, duvar örüyor. Bu cümleyi okuyan madem duvar örüyor, 24 saat izliyor, o kaçak girenler içeriye nasıl giriyor diye sorabilir? Elbette sorun, zira sanal medyada yayılan görüntüler yeni değil yıllar öncesine ait. Gerek Türk Silahlı Kuvvetleri gerekse İçişleri Bakanlığı, İran sınırı konusunda daha harekât başlamadan teyakkuza geçti. Pazar günü İçişleri Bakanlığı’nda yine sınır güvenliği toplantısı vardı. Birileri, aslına astarına bakmadan sanal medya yalanlarını yayarken İran’dan Türkiye’ye doğru olmayan bir kitlesel göçe karşı, ya olursa mesaisi yapılıyordu. Yalanlar sadece savaş ortamıyla sınırlı değil ki, 65 yaş üzerindeki Suriye vatandaşlarına emekli aylığı bağlandığından, yeni 500 liralık banknotlara kadar bir sürü yalan sürüldü piyasaya son bir haftada. İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, üst üste bilgi notları paylaşıyor ama yalanın alıcısı çok, doğrunun yüzüne bakan yok nedense. Türkiye’nin sanal medyada yayılan yalanlarla mücadele için harcadığı enerji çok önemli falan demeyeceğim. Asıl önemli olan yalanın bu kadar çok alıcısının olması, asıl önemli olan yalan yayılma hızının kirlettiği zihinlerde kalan fikirler. Türkiye, sanal medya yalanlarıyla mücadelede daha ağır önlemler almak zorunda. Unutmayalım ki beşinci nesil savaşlarda sosyal medya cephesi en önemli cephelerden biri durumunda. Etek ile başörtüsü farkı... Sanal medyanın bir diğer çirkinliğine ayrı bir başlık açmak gerekiyor. Afyon Valiliği görevinden İçişleri Bakan Yardımcılığı görevine atanan Kübra Güran Yiğitbaşı’nın görev alanı belli olunca sanal medyada “Jandarmadan ne anlar acaba?” yorumları yapıldı. Bir il valisinin jandarma çalışmaları konusunda fikri olmadığını zannetmek komik ama daha acısını söylemem lazım. İspanya’da Carmen Chacon hamile olmasına rağmen Savunma Bakanlığı yapmıştı. Hollanda’da anti-militarist bir kökenden gelen Dilan Yeşilgöz daha yeni Savunma Bakanı oldu. Şimdi AB Komisyonu Başkanı olan Ursula Von Der Leyen’i kamuoyu Almanya’nın Savunma Bakanı olduğu dönemde tanıdı. Sadece Norveç ve İsveç’te değil Liberya’da da kadın savunma bakanları oldu, kimse onlara silahlı kuvvetlerden, ordudan ne anlar diye sormadı. Türkiye’nin ilk kadın İçişleri Bakanı Meral Akşener de göreve polis akademisinden mezun olup gelmemişti. Aradaki bakış farkını belirleyen başörtüsü değil de ne acaba diye düşünmeden edemiyor insan... Doktora sahibi, daha önce Aile Bakanlığı Yardımcısı olmuş birisini hiç tanımadan, sadece başındaki örtüden dolayı yargılamak ayıp. Bu yaşananlara üzülmesi gereken Kübra Güran Yiğitbaşı değil biziz…