İran'da yaşananlar

28 Şubat 2026 gecesi ABD ve İsrail'in İran'a yönelik sürpriz olmayan saldırıları gündeme oturdu, ardından Ali Hamaney'in öldüğü haberi geldi. Büyük imparatorlukların, daha da büyük peygamberlerin ve büyük güç hırslarının kadim sahnesi Orta Doğu daha önce birçok kez yeniden düzenlendi: 1918'de Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra, petrolün keşfi ile, İsrail'in kuruluşu ile, 1979 İran devrimi ile ve 2003'te ABD'nin Irak işgali ile. Her biri o zamanlar bir dönüm noktası olarak adlandırıldı. Ve her biri gerçekten de öyleydi. Muhtemelen 28 Şubat ve sonrasında yaşananlar da tarihin en önemli notları arasında yerini alacaktır. İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney kaçmaya çalışmadan evinde öldürülmeyi seçti ve böylece takipçilerine şehitlik mesajı gönderdi. Neredeyse nükleer bir devlet dünyanın en güçlü ordusu tarafından vuruldu. Diplomatik ilişkilerin kuralları alenen hiçe sayıldı. Ve ABD önderliğinde 1945'ten sonra tam da bu tür anları önlemek için kurulan kurumlar olan biteni yalnızca izledi. Adil olmak gerekirse BM Genel Sekreteri bir açıklama yayınladı ancak kimse okumaya dahi zahmet etmedi. Hindistan Başbakanı Narendra Modi yalnızca birkaç gün önce İsrail ziyareti gerçekleştirmişti. İsrail Knesset'te Hindistan tam bir inanç ile İsrail'in yanındadır demişti. ABD baskısına karşın Hindistan ayrıca İran ilişkisini de dikkatlice derinleştirmişti. Diğerlerine benzer şekilde Hindistan'ın da savaşa olan maruziyeti derin ve çeşitli kaynaklardan geliyor. Öncelikli olarak enerji faktörü devreye giriyor. Hindistan'ın da kritik enerji ithalatının geçtiği Hürmüz Boğazı aktif savaş alanının tam da ortasında. ABD-İran askeri çatışmasının her geçen günü kuşkusuz Körfez enerji pazarını olumsuz etkileyecek ve fiyatları yükseltecektir ki bu da pek çokları gibi Hindistan'ın da olumlu ekonomik görünümüne etki edecektir, özellikle de Delhi'nin ucuz Rus enerjisinden vazgeçtiği bir zamanda. İkinci faktör diaspora, Hindistan'ın bu bölgede milyonlarca insan varlığı söz konusu ve Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt ve Bahreyn gibi ülkeler şimdi İran misilleme alanında. Üçüncü faktör ise İran'daki potansiyel rejim değişikliği sonrasında potansiyel iç savaş konusu. İslam Cumhuriyeti sonrasındaki İran'ın nasıl görüneceği Hindistan için de soru işareti ki tıpkı diğerleri gibi Hindistan'ın da yaşamsal çıkarları ancak çok az şekillendirme yeteneği söz konusu. Dördüncü ve Delhi için en önemli faktör Çin faktörü. Çin İran'ın en büyük ticaret partneri ve diplomatik koruyucusu. Hem Çin hem de onun stratejik partneri Rusya İran'ı kendilerinin büyük Batı Asya/Orta Doğu stratejisinde kilit aktör olarak görüyor. Yani İran'daki rejim değişikliğini amaçlayan ABD saldırısı Orta Doğu'daki Çin-Rusya yakınlaşmasının kilit noktalarından birini sekteye uğratıyor. Dolayısıyla bir anlamda Çin ve Rusya'nın nasıl tepki vereceği savaş sonrası bölgesel düzeni nasıl şekillendireceği ve dolayısıyla Hindistan'ı nasıl etkileyeceği ilintilidir. Ancak Hindistan İran savaşında taraf tutmayacaktır. Dışişleri Bakanı Jaishankar hızla harekete geçti. Saldırıların üzerinden saatler geçmeden İsrail Dışişleri Bakanı'nı arayarak Hindistan'ın "gerilimi azaltmak için diyalog ve diplomasi" çağrısını yineledi. Aynı akşam İran Dışişleri Bakanı'nı arayarak Hindistan'ın "son gelişmelerden duyduğu derin kaygıyı" dile getirdi. İki arama iki savaşan taraf ama tek bir mesaj: Hindistan taraf tutmuyor. ABD-İsrail operasyonunu desteklemek mevcut İran rejimi ile arasını açar, iç hassasiyetleri kışkırtır ve potansiyel olarak bölgedeki Rus ve Hint çıkarlarını birbirinden ayrıştırır. Öte yandan saldırıları kınamak ise kritik savunma teknolojilerinden faydalandığı ABD ve İsrail'i kızdırır. Bu durumda Hindistan'ın nasıl bir yanıt vermesi gerektiği sorusu Hindistan'ın açıkça yanıtsız kalması gerektiği yanıtı ile karşılaşıyor. İran savaşı devam ederken Delhi'nin İran'a karşı en iyi seçeneği olağan diplomatik görüşmelerin ötesinde net bir yanıt vermemek olarak değerlendiriliyor. Riskler çok yüksek, aktörler çok güçlü ve sonuçlar çok belirsiz olduğundan Hindistan İran savaşındaki pozisyonunu yanıt vermemenin en iyi yanıt olduğu durumlardan biri olarak ele alıyor, muhtemelen de en iyi stratejinin sessizlik olduğuna inandığı bu duruşunu koruyacaktır ki bu sayede paydaşlar sessizliğini kendi yorumları ile değerlendirebilecekler, böylelikle sessizlik günün sonunda mantıklı ve ödüllendirici olabilecektir. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Randhir Jaiswal resmi açıklamayı yayınladı: "Hindistan İran ve Körfez bölgesindeki son gelişmelerden derin kaygı duymaktadır. Tüm tarafları itidal göstermeye, gerilimi tırmandırmaktan kaçınmaya ve sivillerin güvenliğine öncelik vermeye çağırıyoruz. Tüm devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmelidir." Hindistan'ın açıklamasının en önemli kısmı son cümlede yer alıyor. ABD veya İsrail'in adını anmıyor. Ancak Birleşmiş Milletler üyesi bir devlete yönelik askeri bir saldırı bağlamında egemenlik ve toprak bütünlüğüne atıfta bulunarak Hindistan net bir diplomatik mesaj gönderiyor. Başka bir deyiş ile Hindistan bunu açıkça söylemeden saldırıların uluslararası hukuku ihlal ettiğini düşündüğünü işaret ediyor. Aynı derecede dikkat çekici olan ise Hindistan'ın söylemedikleri: İran Katar, Kuveyt, BAE, Bahreyn ve Suudi Arabistan'daki ABD üslerine misilleme saldırıları düzenlediğinde Hindistan bu saldırılar hakkında hiçbir şey söylemedi. Bu sessizliğin nedeni öz savunma mıydı ki acaba? Neyse.. ABD harekete geçiyor, bölge bedelini ödüyor, ABD sonunda geri çekiliyor ve geride kalan boşluk çoğunlukla ortadan kaldırılan rejimlerden daha fazla istikrar karşıtı güçler tarafından işgal ediliyor. İran'ın farklı olacağına inanmak için hiçbir tarihsel neden yok. Sonuçları İran'ın komşuları da ve Hindistan da çeker. İfade ettiğimiz gibi dünya petrolünün yüzde 20'sini ve LNG'sinin üçte birini taşıyan Hürmüz Boğazı artık bir çatışma bölgesi. Bu güzergahın kısmen dahi kesintiye uğraması Hindistan gibi ülkeler için enerji fiyatlarının fırlamasına neden oluyor. Hindistan'ın Chabahar limanı planları ve buraya yatırılan milyarlarca dolar risk altında. Dahası Hindistan'ı Körfez üzerinden İsrail aracılığı ile Avrupa'ya bağlamayı hedefleyen IMEC koridoru şimdi tamamen yeni bir bölgesel gerçeklikle karşı karşıya. Yeni jeopolitik gelişmeler IMEC'in tasarlandığı ekonomik coğrafyayı alt üst edebilir. Gerçi IMEC'in başından beri pek de umut vaat etmediğini başka deyiş ile sembolik doğduğunu ve sembolik kalacağını düşünenlerdenim, neyse.. Amerikan şirketleri savaş ve yeniden yapılanmanın ganimetlerinden faydalanırken kendi büyük sermayesine sahip Çin de bundan faydalanacaktır. Hindistan'ın ise bu ölçekte rekabet edebilecek ne mali gücü ne de kurumsal çerçevesi var. Hindistan aynı anda farklı yönlere doğru çeken üç ilişkiyi yönetmeye çalışıyor. Trump'a karşın ABD Hindistan'ın kilit güvenlik ve teknoloji ortağı ve Quad ile Hint-Pasifik'in temel taşı olmaya devam ediyor. Bu nedenle Amerikan askeri eylemlerini açıkça eleştirmenin siyasi veya stratejik olarak akıllıca olmadığını düşünüyor. İsrail özellikle Hindistan askeri zorluklar ile karşı karşıya kaldığında yakın bir savunma ortağı ve kritik askeri teknoloji kaynağı olarak öne çıktı. İran Hindistan'ın güçlü ilişkileri, Chabahar yolu ile bağlantısı ve derin kültürel bağları olan ve Körfez'e önemli bir alternatif petrol tedarikçisi olan bölgesel bir komşu. Hindistan bu üç çekişmeyi uzlaştırmasının hiçbir yolu olmadığının farkında ve dolayısıyla bunları uzlaştırmaya çalışmıyor, üç kapıyı da açık tutmaya çalışıyor ve her ilişkiyi kendi değerine göre değerlendiriyor. *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. İRAN ABD İsrail Dr. Duygu Çağla Bayram, Independent Türkçe için yazdı Dr. Duygu Çağla Bayram Salı, Mart 3, 2026 - 17:15 Main image:

Fotoğraf: AA

TÜRKİYE'DEN SESLER Type: news SEO Title: İran'da yaşananlar copyright Independentturkish: