Öğretmenlerin ortak duygusu: Güvende değiliz

Öğretmen olmak çocukların yaşamına dokunmaktı. Çocuklara bir gelecek yaratmaktı. Öğretmen olmak değerliydi. Sonra her şey değişti. Öğretmenler için cadı avı başlatıldı. Her şey devletten beklenmemeliydi. Sağlık, ulaşım, eğitim kamusal haklara ve alanlara dair ne varsa özelleştirilmeliydi. Kaynaklar, bütçe yetersizdi. Özelleştirme özgürlüktü. Seçme hakkıydı. Çocuğunuzu özel okula göndermek zorunluluk değil, tercihtir minvalinde cümleler o günlerde kurulmaya başlamıştı. Bu söylemin en güçlü sürdürücüsü müsteşarlıktan bakanlığa uzanan süreçte Yusuf Tekin oldu. Bakan ve üst düzey bürokratların kendi çocuklarını özel okullara göndermesinin, toplumda “eşitlik” algısını zedelediğini düşünmüyor musunuz sorusuna şu cevabı vermişti: Vatandaşların herhangi bir eğitim kurumunu tercih edebilmeleri demokratik bir hukuk devleti olmanın göstergelerinden biri olduğu gibi, bakan ve bakan yardımcıları da aynı tercih hakkına sahiptir. *** Asgari ücretle yaşayan milyonlar tercih ettiğinde hangi özel okulun kapısından girebilirdi? Neden MESEM’ler (Mesleki Eğitim Merkezleri) bakanların, bürokratların çocukları için tercih seçenekleri arasında değildi? Tüm çocukların, eğitim emekçilerinin okullarda temizlik, güvenlik sorunu yaşamaması demokratik bir devlet olmanın göstergesi değil miydi? Devlet okullarına da “bağış, aidat” gibi isimlerle ücret ödenmeliydi. Ne kadar ücret o kadar “kaliteli” hizmetti. Parayı veren düdüğü çalardı. Eğitim artık alınıp satılır meta, veli, öğrenci müşteriydi. Şirketlerin yöntemleri özel okullardan sonra kamuda da devreye girdi. Alo 147, Cimer adıyla yaygınlaştırılan ihbar hatları ile öğretmenler suçsuzluklarını kanıtlamak zorunda bırakıldı. *** Bu tablo yalnızca özelleştirme hikâyesi değildi. Eğitimdeki piyasalaşma, aynı zamanda ideolojik müdahalenin de taşıyıcısıydı. Öğretmenlik mesleği, kamusal eğitim hakkı ne kadar güçlü hedef alınırsa özel okullar, şirketler, tarikatlar o kadar daha fazla sisteme dahil edilecekti. Şu söylemler kesintisiz sürdürüldü; şirketler, özel okul patronları, vakıflar, tarikatlar paydaşlardı. İmam öğretmeni, medrese okulu yenmişti. Özel okullarda öğretmenlerin taban maaş hakkı ellerinden alındı. Esnek, geçici, güvencesiz, düşük ücretlerde çalışma özel okullarda temel istihdam biçimi haline getirildi. Ücretli, sözleşmeli çalışma ile kamuda da güvencesizlik, düşük ücrette çalışma olağanlaştırıldı. *** Öğretmeni, öğretmenlik mesleğini hedef alan o dil hiç susmadı. Kamu istihdam yeri değildi. Bütçeye en büyük yük öğretmen maaşlarıydı. Dünya’nın hiçbir yerinde bu kadar büyük öğretmen kitlesi kamu tarafından fonlandırılmıyordu. Üç ay yatıyorlar, tam maaş alıyorlardı. Atama bekleyen öğretmenler camide yem bekleyen güvercinler gibilerdi. Ataması yapılmayan öğretmenler ilgi çekmek için intihar ediyordu. Sözleşmeli öğretmenler ya eşini ya işini tercih etmeliydi. Mülakat iyi eğitimi verecek öğretmenleri seçmek içindi. Adaletsizliğin adı olan mülakat ile öğretmenlerin emekleri yok sayıldı. Öğretmenlik Meslek Kanunu ile kariyer basamakları adıyla eşitlik, eşit işe eşit ücret ilkesi ortadan kaldırıldı. Öğretmenlik mesleği uzmanlık mesleği olmaktan çıkarıldı. Son darbe Akademi oldu. Milli Eğitim Akademisi ile Eğitim Fakülteleri’ne fiilen kilit vuruldu. Akademi öğretmenlik mesleğinin bitirilişinin adı oldu. *** Öğretmenlik mesleğini değersizleştiren, itibarsızlaştıran söylem ve politikalar adım adım inşa edildi. Öğretmenlerin kaybettiği her gün çocuklar da kaybetti. Eğitim çocuklar için hak ve bir gelecek umudu olmaktan çıkarıldı. Fatma Nur Çelik Öğretmeni bir arkadaşımızı daha kaybettik. Onun “Güvenliğimiz tehlikede” haykırışı tüm öğretmenlerin ortak duygusu artık. Fatma Nur Öğretmen için sokaklarda, eylemde olduğumuz saatlerde onunla aynı ismi taşıyan Fatma Nur Çelik ve Hifa’nın ölüm haberini aldık. Defalarca haykırmışlardı güvende değiliz diye. Kamusal eğitimi, kamusal haklarımızı, laikliği, laik eğitimi kaybettiğimiz her gün hiçbirimiz güvende değiliz.