Musaddık’tan Maduro’ya: Özgürlük değil çıkar savaşı

İsrail Komünist Partisi-Barış ve Eşitlik için Demokratik Cephe (Hadash) Milletvekil Ofer CassIf Öncelikle Trump'ın söylediklerine değinmek istiyorum çünkü bu, İran'a yönelik bu kitlesel saldırının genel tablosuna ve tabii ki İsrail hükümetinin ve ne yazık ki muhalefetin çoğunun politikasına ışık tutuyor. Trump, İran'a yönelik bu kitlesel saldırının iki amacı olduğunu açıkça söyledi. Birincisi, İran'ın nükleer projesinin ve füze yeteneklerinin yok edilmesi; ikincisi ise rejim değişikliği. Bunların her biri farklı ve her biri İsrail hükümetinin, özellikle de Netanyahu'nun yalanlarına farklı bir ışık tutuyor. Birinci hedefe, yani nükleer ve füze yeteneklerinin yok edilmesine gelince; Netanyahu daha geçen Haziran ayında, savaş biter bitmez “Tarihi bir zafer elde ettik, İran'ın nükleer projesini ve füze endüstrisini ortadan kaldırdık” demişti. Ben her iki durumda da yalan söylediğine inanıyorum. O zaman yalan söylüyordu çünkü Trump'ın baskısıyla savaşı bırakmak zorunda kalmıştı; devam etmek isteseydi bile İsrail kamuoyuna bir neden sunmak zorundaydı ve savaşın başarılı olduğunu söyledi. Şimdiki yalanı ise şu: Eğer o zaman başaramadılarsa, şimdi neden başarsınlar? Aklı başında her insan, İran'ın nükleer projesini durdurmanın askeri bir yolu olmadığını bilir. Sadece diplomatik ve siyasi bir yol vardır. Hatırlatırım ki böyle bir anlaşma yıllar önce yürürlükteydi ve Trump, ilk başkanlık döneminde büyük ölçüde Netanyahu'nun baskısıyla bu anlaşmadan tek taraflı olarak çekildi. İran rejimine karşı en ufak bir sempatim yok, İran halkına çok sempati duyuyorum ve rejime karşı ayaklanmalarını tamamen destekliyorum. Ancak aralarında İsrail Uzay Ajansı'nın eski başkanı Profesör İshak Ben-İsrail'in de bulunduğu uzmanlara göre, İranlılar anlaşmaya bir milimetre bile sapmadan uydular. Trump'ı anlaşmadan çekilmeye ikna eden Netanyahu'ydu. Dolayısıyla İran'ın nükleer ve füze kapasitesini bu saldırı için bir bahane olarak kullanmak tamamen sahte. EMPERYALİSTLER ÖZGÜRLÜK GETİRMEZ Rejim değişikliği konusuna gelince; dediğim gibi İran rejimi baskıcıdır ve İran halkı için özgürlük ve demokrasiyi desteklediğim için bu rejimin ortadan kalkmasını isterim. Ancak İran halkı ve çektikleri acılar ne İsrail'in ne de ABD’nin umurunda. ABD ve İsrail'i ilgilendiren ekonomik ve siyasi çıkarlardır. Amerikan emperyalizmi Irak'ta, Afganistan'da veya Latin Amerika'da insanların refahını hiçbir zaman umursamadı. Bunun güncel örneğini Venezuela'da gördük; Maduro'yu kaçırmaya ve orayı işgal etmeye çalışırken Venezuela halkının insan haklarını değil, kendi petrol endüstrilerinin kârını düşündüler. Şili'de Allende'ye karşı darbe yaptıklarında da Allende baskıcı bir diktatör olduğu için değil, Şili halkı tarafından demokratik olarak seçildiği ve ABD’lilerin kontrolündeki özel şirketleri millileştirmek istediği için bunu yaptılar. İran'ın kendi tarihini de unutmayalım; her şey 1950'lerde Muhammed Musaddık'ın İran halkı tarafından demokratik olarak seçilmesi ve petrol şirketlerini millileştirmek istemesiyle başladı. İngiliz emperyalizmi, Amerikalılarla birlikte onu devirdi ve baskıcı Şah rejimini başa getirdi. Dolayısıyla bu sadece bir “göz boyamadır”; yaptıklarını meşrulaştırmak için sistematik olarak insan hakları ihlali ve diktatörlük gibi bahaneleri kullanıyorlar. Günün sonunda ne İsrail ne de ABD, İran halkının refahını umursuyor. Sadece kendi siyasi ve ekonomik çıkarlarını önemsiyorlar. İran'a karşı savaşa itiraz etmemiz, İran'daki baskıcı rejimi desteklediğimiz anlamına gelmez; biz halkın yanındayız ama sadece ekonomik çıkarlarını düşünenlerin İran halkını kurban etmesine karşıyız. MUHALEFET KORKAK HALK MANİPÜLE EDİLİYOR İsrail'deki muhalefet ya korkak ya popülist ya da Netanyahu ile aşağı yukarı aynı görüşleri paylaşıyor. Şu anda İsrail parlamentosunda tek gerçek muhalefet komünistler ve diğer bazı oluşumlardır. Medya ise gönüllü olarak savaş propagandasına seferber olmuş durumda. İsrail'de ne zaman gerçek veya şişirilmiş bir dış tehdit olsa, muhalefet olması gerekenler bile hükümetin yanında yer alıyor. Netanyahu'nun gücü de buradan geliyor; onları manipüle ediyor ve onlar da onun peşinden gidiyor. Gazze'de de aynı şey oldu, şimdi İran'da da aynısı oluyor. İsrail halkı ise sürekli bir korku, kaygı ve nefret ortamında yaşıyor; bu bir tür beyin yıkama sürecidir. Netanyahu bu durumu başka bir seviyeye taşıdı. KAMUOYU TRUMP’A GERİ ADIM ATTIRIR Netanyahu sonsuz bir savaş istiyor çünkü bu onun kişisel çıkarlarına hizmet ediyor. İktidarda kalarak hapse girmekten kurtulmak istiyor. Başbakanlık koltuğunu kaybettiği anda kendisini parmaklıklar ardında bulacağını biliyor. Hatta ailesini bile umursamadığını, mahkemelerde suçu karısının üzerine attığını gördük. O, hastalıklı bir psikopat. Bu kanlı savaşı durdurabilecek tek senaryo, Amerikan halkının baskısıdır. Eğer sokağa dökülürler ve buna karşı seslerini yükseltirlerse Trump geri adım atacaktır. Savaşın bölgeye yayılması riski çok büyük. Başlangıçta çevre ülkelere, sonra belki de Çin ve Rusya gibi güçlerin müdahil olmasıyla tüm dünyaya yayılabilir. Ve savaşlarda bedeli her zaman hükümetler değil, masum insanlar öder. Savaşlardan kâr edenler ise sadece güçlüler, özellikle de silah ve petrol ticareti yapan güçlerdir.