Emekli Büyükelçi Uluç ÖZÜLKER ABD, nereye gittiğini tam olarak kestiremediği bir ortamda yeni bir düzeni kurmaya çalışıyor. Donald Trump, kendi kamuoyunu yanına çekmek adına "Amerika’yı ayakta tutma" vaadiyle riskli adımlar atıyor. Dünya siyaseti, Amerika Birleşik Devletleri’nin sarsılan hegemonyasını geri kazanmaya çalıştığı ancak bu süreçte daha derin krizlere kapı araladığı kritik bir dönemeçten geçiyor. Trump’ın dış politikadaki bu "şahin" tutumu, yalnızca bir devlet stratejisi değil, aynı zamanda kendi siyasi geleceğini koruma altına alma mücadelesi. Kamuoyu desteği yüzde 44 seviyelerine gerilemiş olan bir liderin, kasım seçimlerindeki endişelerini bertaraf etmek için "tek başına dünyaya hâkim olma" vizyonunu seçmenine bir gövde gösterisi olarak sunduğunu görüyoruz. Ancak bu hedeflere ulaşması pek mümkün görünmüyor. Trump’ın İsrail politikalarının rasyonel bir diplomatik tercihten ziyade, aslında "kaçınılmaz bir bağımlılık" olduğunu düşünüyorum. Çünkü ABD’deki CEO’ların yaklaşık yüzde 70’inin Yahudi kökenli olması ve Amerikan toplumu içindeki güçlü Yahudi lobisi, bu lobiyi alt ederek sonuç almayı imkânsız hale getiriyor. BÜYÜK İSRAİL HAYALLERİ Ayrıca Evanjelizm ve Yahudilik arasındaki iç içe geçmişlik, "Armageddon" inancı ve İsa Peygamber’in dönüşü için "Vadedilmiş Topraklar"da Büyük İsrail projesi inancı, dünyayı çılgın bir noktaya sürüklüyor. Kendi toplumunda dahi desteği azalan ve "aşırı sağ" ile iş birliği yapmadan ayakta kalamayan Netanyahu, Trump tarafından her türlü uluslararası hukuk kuralı çiğnenerek destekleniyor. Bu korkunç ikili tüm dünyanın gözlerinin içine bakarak planlarını uyguluyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik bu hamleleri, 3000 yıllık bir devlet geçmişi olan bu toplumun direnç kapasitesini hesaba katmadan yapılıyor. İran toplumu, iç politikada rejimle sorun yaşasa da, dış bir tehdit söz konusu olduğunda hızla birleşebilen ve ortak düşmana karşı kenetlenen bir yapıya sahip. 1639 Kasr-ı Şirin Anlaşması’ndan bu yana Türkiye-İran sınırının ve barışının korunmuş olması, İran’ın, bilek güreşine girilemeyecek kavi bir toplum olduğunun da tarihsel bir kanıtı. ÇİN’E KARŞI MEVZİ KURULDU Günümüzde İran’ın arkasında Çin ve Rusya’nın desteğiyle oluşan "Avrasya Modeli", ABD’nin tek kutuplu dünyasını da tehdit ediyor. ABD aslında Ukrayna’da Rusya’ya, Ortadoğu’da ise dolaylı olarak Çin’e karşı bir mevzi savaşı yürütüyor. Savaşın bedeli yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ekonomik. Hürmüz’ün kapanması, Çin’in enerji akışını perişan ederken küresel çapta yeni bir enflasyonist baskı yaratacaktır. Petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artış, Türkiye ekonomisine de doğrudan yüzde 5-6 oranında ek enflasyon olarak dönecektir. Ekonomik zorluklar, emekli ikramiyeleri gibi sosyal ödemelerin iptaline kadar varan kemer sıkma politikalarını da beraberinde getirmekte; halkı altın gibi güvenli limanlara yöneltmekte. Uluslararası sistemin tıkandığı, beş ülkenin dünyayı yönettiği bu "saçma" rejim artık miadını doldurmuştur. Eğer ABD, 2030-2035 yıllarına kadar yükselen Çin gücüne karşı bu agresif ve insanlık suçu içeren politikalarını sürdürürse, dünya barıştan uzak, geniş kapsamlı bir çatışma ortamına evrilmeye devam edecek. Trump’ın kaprisleri ve yanlış politikaları, dünyayı huzura kavuşturmak yerine felakete sürükleme riski taşıyor. Dünya, uzun vadede, korkunç ve devasa bir savaşla sarsılabilir.