Bazı aşklar yaşanmaz; yalnızca ihtimal olarak kalır, bir anın kıyısında asılı durur. Sinema, tam da bu askıda kalmış duyguların hafızasıdır. In the Mood for Love’daki (2000) Mrs. Chan ile Before Sunset’teki (2004) Céline, aşkı bir başlangıç ya da son olarak değil, gecikmiş bir karşılaşmanın titreşimi olarak deneyimler. Onların hikâyesinde zaman düz bir çizgi gibi ilerlemez; kıvrılır, yavaşlar, bazen de geri dönmek ister gibi duraksar. Kaçırılmış bir an, bütün bir hayatın merkezine yerleşir. Ve o merkez, ne kadar sessiz görünse de içten içe yanmaya devam eder.