Savaş tüm şiddetiyle devam ediyor. Amerikan ve İsrail Hava Kuvvetleri başta Tahran olmak üzere çok çeşitli kentleri, yerleşim yerlerini, okulları, tesisleri vuruyor. İran ise geçtiğimiz aylarda yaşanan 12 Gün Savaşından ders çıkarmışa benziyor. Devlet yapısı, dini ve askeri lider kadro suikastlerine rağmen dağılmamış durumda. İsrail hedeflerinin dışında özellikle ABD’nin bölgedeki askeri üsleri ve tesisleri büyük bir başarıyla vuruluyor. Bu kapsamda Kıbrıs’da ABD askerlerinin de bulunduğu İngiliz Üssü de hedef alındı. Bu gelişmeler yaşanırken kulağımızın artık aşina olduğu, duyduğumuzda bizi şaşırtmayan bir veriyi sorgulamak istiyoruz. Bazı çok basit sorulara cevap arıyoruz; ABD’nin bölgede neden bu kadar üssü var, üslere ev sahipliği yapan ülke halkları bu onursuzluğa nasıl izin veriyor, son saldırıların ardından bu üsler sorgulanıyor mu? Kuveyt Körfez Savaşı öncesinde Saddam Hüseyin rejimi işgalinin ardından ABD-Kuveyt ilişkileri dramatik seviyede arttı. Küçük yüzölçümüne rağmen dünyanın en önemli petrol rezervlerine sahip olan ülke bu dönemden sonra tamamen ABD etkisine girdi. Kendilerine “emir” demeyi tercih eden Kuveyt kralları o kadar Amerikancılar ki, bunu gizlemek için radikal şekilde İsrail karşıtı söyleme devam etmek zorunda kalıyor. İsraille her türlü ilişkiyi reddeden Kuveytli iktidar sahipleri, emperyalizmin İsrail lehine olan harekâtına ise ses çıkartmamayı tercih ediyor. Ülkedeki en büyük askeri üs olan Ali Al-Salem Üssü, İran tarafından vurulmuş durumda. El-Zafra üssünde yakıt ikmali yapan bir haber alma uçağı Birleşik Arap Emirlikleri Yıllarca Suud prenslerinin gölgesinde kaldıktan sonra 1974 yılında bağımsız olmaya karar veren kabile şeflerinin koalisyonu olan Birleşik Arap Emirlikleri, kurulduğu yıldan çok önce Britanya ve Amerikalı petrol şirketleriyle flörte başladı. Körfez Savaşıyla beraber gelişen emperyalizmle ilişkiler askeri alanda da zirve yaptı. Ülkedeki üç büyük askeri üssün en önemlisi başkent Abu Dhabi dışındaki El-Zafra Hava Üssü Amerikan ve Fransız Hava Kuvvetleri unsurlarına ev sahipliği yapıyor. Körfez Savaşı, Irak Savaşı ve Afganistan Savaşında yoğun kullanılan üs, önceden Yemenli Husiler tarafından vurulmuştu. Üs, bugün İran füzelerinin hedefi konumunda. Ürdün Ürdün, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından bölgenin yeniden tasarlanması ile beraber ortaya çıktı. Bu anlamda o dönem Britanya, sonra da ABD yörüngesine girmeyi varlıklarının gerekçesi olarak gören Ürdün kralları emperyalizmin gösterdiği doğrultudan çıkmadı. Son dönemde ABD’nin bölgedeki her türlü askeri, diplomatik açılımını destekleyen, İsrail ile 1970’lerde iyi ilişkiler geliştiren, Filistinli örgütleri tasfiye eden bir ülke. 2023 yılında başlayan Gazze soykırımı sırasında ülkedeki kamuoyunu yatıştırmak için müttefiki İsrail’i “sert şekilde” eleştiren rejim, hava sahasına kurduğu Amerikan füze sistemleriyle bugün İsrail’i İran füzelerinden koruyor. Gerekçesi de “egemen” bir ülke olan Ürdün’ün hava sahasının ihlali! Ürdün Kralı Hüseyin, İsrail Başbakanı Rabin ile (1994) Katar ABD ile Katar arasındaki diplomatik ilişkiler 1972 yılında başladı. Olağanüstü doğal kaynak rezervleriyle dikkat çeken ülke 1992 yılından itibaren ABD ile savunma alanında güçlü bağlar kurmaya başladı. Bu kapsamda El Udeid ve Es Sayliyah Hava Üsleri ABD’nin son dönemdeki Irak, Suriye ve Afganistan harekâtlarında üs konumu gördü. Katar, Suudi Arabistan örneğindeki gibi, üslerin dışında ABD’den yoğun silah ve mühimmat ithal ederek savunmasını güçlendirme peşinde. Bu ülkede Türk Silahlı Kuvvetlerinin de kalıcı bir varlığı olduğunu ekleyelim. Trump, Katar’daki üste askere hitap ediyor (Mayıs 2025) Bahreyn Bahreyn, İngiliz sömürgesi olduğu dönemden itibaren Amerikan Deniz Kuvvetlerine ait bir deniz üssüne sahipti. 1971 yılındaki bağımsızlığın ardından iki ülke arasındaki ilişkiler resmiyete büründü. Bu kapsamda 1991 tarihli savunma işbirliği antlaşmasından sonra Bahreyn, Amerikan 5. Filosunun komuta merkezi haline geldi. Askeri işbirliğinin dışında ABD ile derin ekonomik bağlara sahip olan ülke, Arap Baharı döneminde iktidar karşıtı yoğun gösterilere sahne olmuştu. ABD Silahlı Kuvvetlerinin göz yumduğu şiddetli müdahale sonrasında yüzlerce kişi öldürülmüş, yoğun işkence vakaları yaşanmıştır. Rejim bu süreçte halkın üzerine Malezyalı, Pakistanlı paralı askerleri bile salmıştır. Bugün Şii nüfusun çoğunlukta bulunduğu ada ülkesinde de yoğun şekilde İran yanlısı protesto gösterileri yapılmaktadır. Suudi Arabistan ABD-Suudi Arabistan ilişkileri emperyalizmin iki yüzlülüğünün en açık şekilde ortaya çıktığı örneklerden. İki ülke arasında 1933 yılında başlayan ilişkiler, II. Dünya Savaşının sonuyla beraber üst düzeye çıktı. Krallığın askeri olarak savunmasını üstlenen ABD, bunun karşılığında ülkeden ham petrol ithal etmektedir. Bir yanda laik anayasa bir cumhuriyet iddiasındaki ABD ile İslami şeriat esasına dayanan mutlaki bir krallık arasındaki hiç bozulmayan ilişki çok dikkat çekici. Askeri anlamda iki ülke arasındaki ilişkiler 2010 yılıyla beraber yeni bir aşamaya girdi. Bu tarihten itibaren Suudi rejimi yüklü miktarda silah ve ekipman siparişi vermeye başladı ve Amerikan silah şirketlerinin en iyi müşterileri haline geldi. Bu silah satışı, bölgede önemli bir askeri varlığı bulunan ABD Silahlı Kuvvetlerinin de işine geliyordu. Hem kendi donanımına aşina bir müttefik güç ihtiyaç halinde derhal ABD harekâtına dahil olabiliyordu hem de ABD Silahlı Kuvvetlerinin olası ihtiyaçları bu ülkeden karşılanabiliyordu. Bugün İran tarafından vurulan, Riyad eyaletindeki Prens Sultan Hava Üssü çok çeşitli savaş uçağı ve füze sistemine ev sahipliği yapmakta. Irak Emperyalizm tarafından yalandan gerekçelerle saldırılan Irak, 2003 yılından itibaren işgale uğradı. Saddam rejiminin devrilmesiyle beraber bir süre aktif olan Irak Direnişi etkisini yavaş yavaş kaybetti. Birbiri ardına kurulan hükümetlerin ardından 2011 itibarıyla önemli askeri varlığını bölgeden çeken ABD Silahlı Kuvvetleri, üslerini terk etmedi. Bu kapsamda özellikle El-Esad Üssü dikkat çekici. Savaş yıllarında tüm konteyner altyapısı Türk prefabrik firmaları tarafından yapılan kamp bugün halen bölgedeki önemli ABD varlıklarından. Emperyalizmin dağıttığı Irak merkezi yapısından ortaya çıkan Kürdistan Bölgesel Yönetimi de varlığının güvencesini Amerikan emperyalizmine üs vermekte gördü. Erbil Uluslararası Havaalanı bu anlamda sivil bir havaalanı olarak görülse de askeri amaçlarla da kullanıldığını ve İran tarafından hedeflendiğini belirtelim. Sonuç yerine Verdiğimiz örneklerde ortaklaşan durum, halklarına rağmen iktidarda olan zümrelerin ülke doğal kaynakları karşılığında emperyalizmin güdümüne girme konusunda olağanüstü istekli oldukları. Bu durum ülkenin ekonomik yapısında etkili olurken, askeri anlamda ülkedeki askeri üslerin bizatihi varlığı büyük bir egemenlik sorununa işaret ediyor. Bunun dışında bu üslerden hareket eden birliklerin katıldıkları “yasadışı” askeri harekât bu ülkeleri de uluslararası alanda suçlu konuma düşürüyor. Bu suçların sorgulanmaması veya gündem edilmemesi bu eylemlerin suç olmadığı anlamına gelmiyor. Sadece asıl suçlu olan emperyalizmin halen istediği gibi at koşturmasıyla ilintili. Bir diğer konu da emperyalizmin askeri gücüyle ilgili. Özetlemeye çalıştığımız bölgedeki çok sayıdaki üs, buralarda yapılan yığınak, lojistik destek birimleri ve bunun ötesinde Amerikan standartlarında yapılandırılmış ordular (özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri) bulunması emperyalizmin eline çok güçlendirmektedir. Bunların olmadığı senaryonun emperyalizm için çok can sıkıcı olacağını söylemek zorlama olmayacaktır.