Mekân doğurgandır

Mekân her şeydir; şeylerin varlık haline geldikleri, gelişip serpildikleri, aralarında kurdukları ilişkilerle yeni yaşam biçimlerine uç verdikleri döl yatağı. Zaman mekânda birikir. Ne meydana ne geliyorsa mekândan gelir. Mekân geçmişi şimdiye bağlar ve geleceğe gebedir. Mekânın neye gebe olduğunu önceden bilemezsiniz, hiç ummadığınız bir zamanda tuhaf şeyler de doğurabilir. O yüzden mekân asla kendi başına bırakılmaz, sürekli kontrol edilmelidir. İktidar istenmeyen gebelikleri önlemek için meydanları AVM’lerle, tapınaklarla, anıtlarla donatır. Her türlü tedbire rağmen yine de istenmeyen bir gebelik gerçekleşmişse cerrahi müdahale kaçınılmazdır ve gebelik hemen sonlandırılır. Mekânların tarihi yeni doğumların ve kürtajların tarihidir. Beklenmedik doğumlar çok tehlikelidir, iktidarları alaşağı edebilir. O yüzden iktidar yazmanları çoğunlukla kürtajların kaydını tutar ve kürtajlar resmi bayramlar olarak takvimlere eklenir. Yeni doğumların kaydı ise bedenlerin kıvrımlarında saklıdır. Her beden bir mekândır ve ancak mekânını üretebildiği ölçüde kendini var edebilir. Mekân; her varlığın kendini yeniden var edebileceği, çok farklı biçimlerde tezahür edeceği ortam. Mekân sayesinde bedenler birbirine eklenerek çok başlı çok gövdeli devasa bir ejderhaya da dönüşebilir. Ejderha, iktidarların kanonik düzenlerini tehdit eden grotesk bir figür. Çok parçalı yapısı, heterojen öğelerin bir aradalığını gösterir. Kanonik yapı, heterojen öğelerin bir araya gelmelerine asla izin vermez. Uyumsuz parçalar törpülenir ve bütünle uyumlu hale getirilir. Mekân, iktidarın tahayyülündeki gibi yapılandırılmış yekpare bir bütün değildir; boşlukları vardır ve boşluklarda istenmeyen birleşmeler, acayip meydana gelişler gerçekleşebilir. Her beden aynı zamanda bir boşluktur: “Olduğum şey ile olmadığım şey, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasındaki boşluğum” (Pessoa). Kendini yeniden var etmek, boşluğa düşmeden olmaz. Ancak boşluğa düşenler kendilerini ve hayallerini gerçekleştirebilir. Bedenlerin formları ve içerikleri farklı olabilir, fakat hayalleri ortaktır: Özgürleşmek. Kanonik yapıda oluş engellenmiştir, sadece varlık üretilir. Bir varlığın olduğundan farklı bir şeye dönüşmesi, şekil değiştirmesi kanonik yapının bütünlüğüne zarar verebilir. Kanonik yapının mekânı, uyumlu şekillerden oluşur; şekiller mekâna, tıpkı modüler mobilya parçaları gibi yerleştirilmiştir. Şekillerinden sınıfsal konumları, kimlikleri kolaylıkla ayırt edilir. Mekânın düzenini bozan uyumsuz şekiller derhâl bertaraf edilir. Kanonik yapıya çok da haksızlık da etmeyelim. Vakti zamanında kamusal mekân diye bir şey vardı; farklı sınıflara ait, dolayısıyla farklı şekillere sahip bedenlerin karşılaştıkları bir mekân; bu karşılaşmaları şekiller arasılık olarak da tanımlayabilirsiniz. Kamusal mekânda şekillerin birbirlerini taklit ettikleri, parça alışverişi yaptıkları, entelektüel birinin işçi kılığına büründüğü ya da bir işçinin entelektüel gibi pipo içtiği de görülürdü. Kamusal mekân, adeta ‘fantasy role playing’ sahnesi gibiydi. Mevcut şekillerden istediğiniz şekli seçmekte özgürdünüz. Bu proje iptal edildi. Mekânlar artık filtre gibi, istenmeyen şekilleri dışarıda bırakacak biçimde tasarlanıyor. Şekiller sınıflandırılıp ait oldukları kapalı sitelere yerleştiriliyor. Ve günümüzde şekiller kendilerine benzeyen şekillerle bir araya gelecekleri mekânları tercih ediyor. Şekillerin artık birbiriyle karşılaşmaları da mümkün değil. Kendilerine ayrılan şeritlerde hız yapmaları gerekiyor. Kanonik yapının tahammül edemeyeceği tek şey, şekilsizliktir. Boşluk şekilsizdir ve boşluktan ne tür bir şeklin çıkacağını kestiremezsiniz. Devrimler boşlukta meydana gelir ve mevcut şeyler düzenini değiştirir. O yüzden boşlukların ıvır zıvırla doldurulması gerekiyor. Sanatçı Barbara Kruger’in 1989 tarihli yapıtı, mücadelenin bedenlerde geçtiğini vurguluyor: “Bedeniniz Savaş Alanıdır”. Meydanlara dikilen tapınaklar, anıtlar, AVM’ler gerçekte bedenlere dikilmiştir. Gerekirse iktidar, milli birlik, beraberlik silahını da kullanabilir. Fakat olmuyor, boşluklar bir türlü dolmuyor. Mekân hâlâ tehlikeli; bedenlerin aralarında kuracakları ilişkilerle istenmeyen doğumlara gebe kalabilir, yeni yaşam biçimleri doğurabilir.