Teslim alamayacaksınız

Dünyanın dört bir yanında yakın tarih boyunca hep gerici ve faşist yönetimlerle işbirliği yaparak, kimi zaman bu yönetimleri kendi halklarına karşı, kimi zaman da birbirlerine karşı kışkırtıp saldırtan ABD emperyalizmi, bir kez daha bekleneni yaptı ve yıllardır dillendirdiği tehdidini hayata geçirdi. ABD - İsrail "Emperyalist - Siyonist Ortaklığı" , geçen Cumartesi sabahı erken saatlerden itibaren komşumuz İran halkının üzerine bomba yağdırmaya başladı. Giderek iyice azgın bir küresel "haydut çetesi reisi" hüviyetine bürünen Donald Trump ’ın verdiği emirle, katil iki devletin uçakları ve füzeleri daha ilk saatlerde 160 İranlı ilkokul talebesinin üzerine ölüm yağdırdı. Bu saldırganlığın başlatılması, tam da İran ve ABD heyetlerinin, üçüncü ülkeler gözetiminde, sözümona bir "uzlaşma ve anlaşma zemini" bulabilmek izin müzakere masasında bulundukları günlere denk geldi. Yani, haydutların niyetinin aslında bir anlaşma filan olmadığı, gözlerini kan bürüdüğü gerçeği, kim bilir kaçıncı kez kanıtlanmış oldu. ABD emperyalizmi, bölge için çizdiği meş’um planlar arasında, İran’daki "mollalar rejimini" devirip, kendi güdümünde bir "Neo - Şah Rejimi" monte etme isteği olduğunu zaten gizlemiyordu. Ama her zaman olduğu gibi, emperyalistlerin amaçları arasında "daha demokratik bir yönetim ve daha özgür bir halk" bulunmadığını hepimiz biliyorduk. Ellerinde bulundurdukları muazzam askeri ve hattâ nükleer saldırganlık kapasitelerini unutmuş görünüp, İran’ı "nükleer silah üretip bize saldıracaklar" diye suçlayan ABD - İsrail ortaklığı, aynı Irak’ın elinde olduğunu öne sürdükleri "kitle imha silahları" yalanında olduğu gibi, tüm dünyayı aptal yerine koymayı da ihmal etmediler. Dişlerine kan değmiş emperyalistlerin, bu kez de bölgesel siyonist haydut devletle kol kola giriştikleri harekat, şu ana kadar Tahran rejiminden de hatırı sayılır bir askeri karşılık görmekte. Elbette ki, dünyanın en büyük askeri saldırganlık kapasitesine sahip ABD’li emperyalist haydut ve yedeğindeki İsrail’in, İran topraklarında hedef vurma ve ağır hasar verme anlamında başarılı olacağı konusunda bir kuşku yok. Ama İran halklarının teslim alınmasının, gökten yağdırılacak füze ve bombalarla mümkün olamayacağını, Trumpgiller ’in dünyanın dört bir yanındaki geçmiş tecrübelerinden biliyor olmaları gerektir. Her ne kadar, saldırının ilk saatlerinde İran rejiminin en üst düzey ve en anlamlı hedefleri arasında bulunan Ayetullah Hamaney ’in de aralarınnda bulunduğu üst düzey yöneticiler ortadan kaldırılmış olsa da savaşların; ilk bombardıman, ilk bayrak dikilen tepeler veya ilk teslim alınan karargahlardaki kutlamalardan ibaret olmadığı bir gerçektir. Tarih bize, aynı "geçici muzafferlerin" , bir süre sonra o ülkelerin başkentlerinden bayraklarını söküp son helikopterde kendilerine yer bulabilmek için nasıl birbirini ezmeye çalıştıklarını da, ne mutlu ki göstermiştir. Bir ülkenin halkına "nasıl yönetileceklerini dikte etmek, beğenmediklerini ya öldürmek ya da yatağından alıp kaçırmak, ya da kaçmaya mecbur bırakmak" , haydutların sanatı olabilir. Ama son sözü hep; baskıya, sömürüye, zorbalığa ve saldırganlığı karşı direnen halkların söylediğini de aynı tarih göstermiştir. İran halkı, yıllardır şu veya bu kapasitede, nasıl ki önce (1979’a kadar) gerici ve emperyalist uşağı Şah rejimine, ardından 40 küsur yıldır molla rejimine karşı direndiyse, Trump - Netanyahu haydutluğuna da direnmesini iyi bilir. Bu direnişte, dünyanın özgürlük ve bağımsızlıktan yana ve emperyalizm belâsına karşı tüm halklarının İranlı kardeşleriyle tam bir dayanışma içinde olması, tarihi bir görevdir. Bu son "küresel hayâsızlık" karşısında susmak, utangaç tepkilerle emperyalist - siyonist kampın ekmeğine yağ sürmek, hattâ ve hattâ son dönemde bölgesel bazı Kürt örgütlerin yapmaya hazırlandığı gibi "kolkola girip, yağmadan pay koparma planları yapmak" , tarih önünde ağır bir sorumluluğa ortak olmak anlamına gelecektir. Savaşın getireceği ağır yükü, her zaman tufeyli tayfasının, kodamanların ve sömürgen güçlerin değil, ezilen ve itilip kakılan halkların ödediği gerçeği, hepimizin bir kez daha hatırlaması için tam da uygun vakittir. Üstelik, bir gerici rejimin devrilip yerine emperyalistlerin güdümünde kukla bir rejimin monte edilmesinin 90 küsur milyon İran halkı için ne anlama geleceğini anlatmaya bile gerek yoktur. On yıllardır, hem ülkemizde hem bölgemizde hem de küresel anlamda, " insanlığın kurtuluşunun laik ve demokratik rejimlerin yönettiği ülkelerin egemen olduğu bir dünyadan geçtiği" gerçeğini anlatmaya çalışıyoruz. İran halkının bağımsızlığı icin verilen bu mücadele, dünyanın dört bir yanında halkların verdiği demokrasi hedefli anti faşist kavgadan ayrı düşünülemez. Bu konuya, (üstelik saldırı başlamadan haftalar önce) geçtiğimiz günlerde Türkiye’de bir grup aydın, akademisyen, siyasetçi ve gazetecinin imzaladığı "Laikliği Savunuyoruz" bildirisinde de şu sözlerle, son derece âkil biçimde atıf yapılmıştır. "Ülkemiz ABD ve İsrail planları doğrultusunda bölgemizdeki gelişmelerle birlikte ‘Talibanlaştırma’ baskısı altına girmiş durumda. ABD güdümlü bu gerici saldırı ülkemizin önündeki en yakıcı tehdite dönüşmüştür. Siyasal İslamcı rejim ABD - Trump ipine sarılarak Türkiye’yi adım adım Ortadoğu’nun gerici bataklığına sürüklemektedir" Bu bataklığa düşmemek, emperyalizmin ve faşizmin çirkin yüzünü teşhir ve onları bu dünyadan defetmek, bağımsızlık aşığı tüm demokrasi güçlerinin ertelenemez görevidir. Bu mücadele, asla teslim alınamayacağımızın beyanıdır.