Geçen hafta, profesyonel bir şef olan annesinin mutfağında büyüyen Lucy Knisley’in yazıp resimlediği ‘Yemek Sever Mutfaktaki Hayatım’ adlı grafik romanı okudum. Lezzetli tariflerle bezeli olan bu grafik roman yalnızca bir yemek kitabı değildi bu nedenle 8 Mart yaklaşırken bende uyandırdığı hislerle bir yazı kaleme almak istedim. Ailevi ve kültürel bağları, çocukluktan yetişkinliğe doğru kimliğin inşasını, dostluğu, bir çocuğun asla küçümsenmemesi gereken hafızasını sırtlayan anlatı ayrıca, bir annenin gösterdiği ilgi ve ortaya koyduğu emekle çocuğunun geleceğine derinlemesine temas edebileceğinin de bir kanıtıydı. Gözlemim o ki üretken ve çalışkan kadınlar gerçekten çocuklarının gözünde birer kahramanlar. Kendisini hayata getiren varlığın emek-refah karnesi, hayata hazırlanan çocuğun ömür boyu içinde taşıyacağı azmin ve yaşamaya dair coşkulu isteğin ana yakıtı. “Ey benim güzel ümidim, şimdi neyi temsil ediyorsan biz de onun peşindeyiz.” diyor ya şair, o misal, koşullar ne olursa olsun çocuklar da annelerinin yüzüne bakınca ümitli bir sevinç yakalamanın peşindeler. Kaynak: Desen Yayınları Emektar kadınların haklarını korumak, yaşam kalitelerini arttırmak idari ve sosyal otoritenin başlıca amaçlarından biri haline geldiğinde yüzler gülüyor, yuvalar ısınıyor ve çocuklar mutlu büyüyor. Bu amaçlarla yapılandırılan iki kolektiften bahsetmek istiyorum sizlere. İlki topraktan emeğe ilkesiyle Anadolu Kültürel mirasına odaklanan BİZ Kolektif Kadın Kooperatifi. 6 Şubat depreminin ardından Antakya’da bu topraklara gönül veren 7 kadının kurduğu kooperatif dayanışma ve kadın gücünün tüm zorluklara meydan okuyuşunun somut bir kanıtı. Kaynak: www.bizkolektif.com Kadınların bilgi, üretim, yetki ve karar süreçlerinde aktif rol aldığı kolektifin fikir öncüsü olan Aslı Filinta, geçmişin bilgeliğini bugünün dünyasına taşıyan bir moda tasarımcısı. Aynı zamanda eşitlik, kapsayıcılık, kültür temelli kalkınma, kadınların ekonomik güçlenmesi alanında çalışmalar yapan bir sürdürülebilirlik savunucusu. Aslı Filinta Bir diğer kurucu üye ise kooperatifin eğitim süreçlerini yapılandıran, buğday sapı örücülüğü (Cimem) sanatının usta öğreticisi Süheyla Hocaoğlu. Üretim ve kalite kontrol ekibinde aktif rol alan Yıldız Irmak Güleryüz, “hayatımı emekle ve sabırla ördüm” diyerek el sanatları üretimiyle sosyal ağın bir parçası olan Güner Kuşçu, “kadın dayanışmasıyla güç bulduk, birlikte üreterek yaralarımızı sardık” diyen Tülay İpek, deprem sonrası üreterek iyileşmeyi seçtiğini ifade eden Cevahir Sever, kooperatifin muhasebe işlerini takip eden ve bunu sadece rakamlarla uğraşmak değil emeğin hakkını korumak olarak adlandıran Ayşe Varer diğer kurucu üyeler. Kurucularla birlikte hareket eden 55 gönüllü kültürel girişimci kadın ile ‘BİZ kolektif’ güçlü bir ‘birlikte var olma’ platformu. Kolektifin uyguladığı eğitim çalışmaları acıyla sarsılmış kadınları hayata tutunduruyor. Toprağın besleyen, öğreten, dönüştüren bir ana olduğunu hatırlatıyor. Bir diğer kolektife örnek de doğup büyüdüğüm Çanakkale’nin Biga ilçesinden. Süt ve süt ürünleri üretimiyle dikkate değer bir mirasa sahip olan Biga’da Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi inisiyatifinde faaliyet gösteren Eceköy yerel ve yerinde üretim organizasyonu , Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı öncülüğünde ilçenin 13 köyünden süt üreticisi kadınların yer aldığı bir üretim liderliği programı. Kooperatif, Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi Biga Meslek Yüksek Okulu bünyesindeki mesleki atölyeler ve uygulamalı eğitimler ile yüksek kalite standartlarında, modern bilgi ve teknolojiyle desteklenen geleneksel usuller ile sütün işlenmesine rehberlik ediyor. Kırsalda yaşayan kadınların yerel kalkınmada liderliklerini güçlendiriyor. Geleneksel peynircilik sanatının yaşatılmasına destek oluyor. Kooperatife bağlı BİKAD Mutfak çatısı altında da bölgedeki göçmen halkların mutfak kültürlerine ait tatlar korunup üretiliyor. Kaynak: Eceköy web sitesi Bunca sunilik ve tatsızlık arasında verdiğim iki örneğe benzer, yerinde doğal üretimleri destekleyen, kadın emeğiyle taçlanmış her bir planlı üretim ağı annelerimizi, kız kardeşlerimizi gülümsetiyor. Kadınlar gülümsediğinde ‘yok’lar ‘var’a, karanlıklar aydınlığa dönüşüyor. ∗∗∗ Bu satırları yazarken İsrail ve Amerika İran’a saldırdı, yine önce masum çocuklar alçakça hayattan koparıldı. İstanbul’da ise pırıl pırıl bir öğretmen öğrencisinin saldırısına uğradı. Aynı gün tarikat-istismar kapanına sıkışmış genç bir anne aradığı adaleti bulamayınca kendini kızıyla Marmara’nın soğuk sularına bıraktı. “Konuştukça kaynarmış insan, sustukça donar…” Söylenebilecek çok şey varken gönül kuşları yaralandı, çoğu lal kaldı. Sadece kendi çıkarları uğruna bir araya gelip yaşamı cehenneme çevirenlere inat ivedilikle kimlikler üstü iyilikte birleşmek ümidiyle esen kalın…