Fenerbahçe’nin Tedesco açmazı

Antrenörlük mesleği hiç de yabana atılacak türden bir içeriğe sahip değil. Genel prensipler üzerinden kurgulanan ve sonrasında öznelleşen bir meslektir. Futbolda istikrar önemli kritere sahiptir. Ve her antrenörün hedeflerinden biri bu istikrarı yakalamaktır. Bunun üzerine stratejiler ve oyun modellemeleri düşünülüp çalışılır ve orta seviyede tüm antrenörlerde aşağı yukarı bunu yakalar. Bu bir ara hedeftir. Sürecin içinde kalmak için ara hedeftir… Ama final takımı olmak ve şampiyon olmak başka bir tür şey ister. Şeylerin farklılıkları net ortaya konulduğu yerdir. İstikrarar bunun alt tabakasını oluşturur oluşturmasına da şampiyonluğu yakalamak başka bir şey… Burası direkt antrenörün ne olduğunu ortaya koyan ayrıntıları içerir. Bu noktada antrenör bizim bilmediklerimizle, düşünmediklerimizi ortaya koyarak başka şeyleri uygular. O zaman bizler de farklılıkları öğreniriz ve tartışırız… Çünkü ilk defa karşılaştığımız öznelleşmiş ayrıntılara tanık oluruz. Bu, antrenörlerin pratikteki işleri öyle donanım ile yaptıkları veya öğrenilerek yaptıkları şeyler değildir. Bir ayrıntıdan söz ediyorum. Bahsettiğim ayrıntılar onların doğumundan itibaren kod haline gelen ve öznelleşen doğal özelliklerdir. Tabiri caizse doğuştan donanımlardır. Ve yaşamı, mesleği algılama şeklinin ifadesi, konuştuklarının ayrıntılarında ortaya koyar. İşte Liverpool efsanesi Bill Shankly… "Futbol bir ölüm-kalım meselesi değildir. Ondan çok daha önemlidir." "Birinciysen birincisindir, ikinciysen hiçbir şey." "İnandığım sosyalizm herkesin herkes için çalıştığı ve herkesin ödüllerden pay aldığıdır. Futbolda ve hayatta böyle düşünüyorum." Alex Ferguson… "Size Kanada'dan Fransa'ya 5.000 mil uçan kazların hikâyesini anlatacağım. V şeklinde uçarlar ama ikinciler uçmaz. Onlar birincilerin yedekleridir. Sonra ikinciler görevi devralır – yani bu bir takım çalışması." "Bir takımın çalışması her zaman büyük bir oyuncuyu kucaklamalıdır, ancak büyük oyuncu her zaman çalışmalıdır," Ve Johan Cruyff… "En güzel gol, boş kaleye atılan goldür." "Başkalarının fikirlerindense kendi fikirlerimle kaybetmeyi tercih ederim" "Futbol basit bir oyundur, zor olan ise basit futbol oynamaktır" "Her dezavantajın bir avantajı vardır" Cruyff’un öğrencisi ve son dönemin farklı antrenörlerinden Guardiola… “Futbolda en kötü şey bahanelerdir. Bahaneler, büyüyemeyeceğin veya ilerleyemeyeceğin anlamına gelir.” “Dünyadaki tüm menajerler, ne kadar iyi olursanız olun, eğer oyuncularınız ne aradığınızı veya ne istediğinizi anlamıyorsa, hiçbir anlamı yok.” İlk üç antrenör endüstriyel futbolun dışında kalarak ve oyuna bir felsefi bakışıyla yaklaşarak antrenörlük yapan kişilerdir. Onları anlamak, futbol oyununu doğru algılamakla eşanlamlıdır. Guardiola ise Tedesco’yla zaman açısından aynı dönem antrenörü. Söylediği iki söz Tedesco için eleştirel bakışın bam teline denk gelmektedir. Neden mi? İlk geldiğinde sadece işiyle uğraşan bir kimlik üzerinden giderken, zamanla, süre geçtikçe beklenen işler ortaya çıkmadığı için bahanelere sığınmaya başladı. Artık yorumları bunlar üzerinden gidiyor. Son Antalya maçında gördük ki, oynanan oyundan ve oyuncu değişikliklerinden oyuncuların anlayamadığı birçok nokta oldu. Sahada takım bir kaos oyunu üzerinden maçı kazanmaya çalıştı, fakat mümkün olamazdı. Bu noktalı tetikleyen dayanak da: Nottingham Forest ikinci maçında (ilk maçtaki hatalar silsilesini anlatmıyorum bile…) tek maç ve turu geçme maçı olması nedeniyle, Forest’ın rotasyonlu oynamasıyla, kadro ve oyun şablonu değişikliği oyuncular için bir geçerliliği olsa da, bu sadece o maça özgüydü. Buna, hiçbir antrenmanda çalışmayıp lig üzerinden de bir avantaj yakalayacakmış gibi bakmak talihsizlik oldu. Takımın kaybedecek bir şeyi de yoktu zaten. Antrenör olarak Kante’yi aldırıp, bir stoper ve bir santraforun ihtiyacını pas geçmesi, yönetim menşeli bir bakış açısına sahip olduğunu da ortaya koymaktadır. Antrenörlük hayatı boyunca çok iyi oyuncularla çalışmasına rağmen, sadece Almanya Kupası'nı ve Türkiye Kupası'nı kazandı. Çalıştırdığı takımlar içinde sadece Fenerbahçe’yi ortalama olarak iki puanın üstüne çıkarttı ki bu da tamamen ligin kalitesiyle ilgili. Bugüne kadar da ne ön baskı uygulamalarında tutarlılık gösterdi, ne pas oyunu ile geçişte istikrar yakaladı, ne de birinci bölgede savunmada kalarak gollere engel oldu. Tüm yarım alan ve bölge oyunlarındaki taktiksel düşünceler sürekli kırılmaya maruz kaldı. Final takımı yaratmak ve onu şampiyon yapmak, bu konuda da istikrar ve sürdürebilir başarıyı yakalamak, başka şeylerin aranması sonucunda olur. Bu Tedesco’da olur mu? Soru işareti…